Salı, Mart 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yoksulluk, Travma ve Çocuk Suçluluğu

Çocuk suçluluğu, yalnızca bireysel eğilimlerle açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir olgudur. Son yıllarda yapılan araştırmalar, çocukların suça sürüklenmesinde yapısal eşitsizliklerin, özellikle yoksulluk ve travmatik yaşantıların belirleyici rol oynadığını göstermektedir. Yoksulluk; yalnızca ekonomik yetersizlik değil, aynı zamanda kronik stres, sosyal dışlanma ve fırsat eşitsizliği anlamına gelmektedir. Bu koşullar altında büyüyen çocukların psikososyal gelişimleri risk altına girmekte ve suça sürüklenme olasılıkları artmaktadır (Weatherburn, 1997). Bu makalede, uluslararası literatür ve Türkiye’de yapılan çalışmalar ışığında yoksulluk ve travmanın çocuk suçluluğu üzerindeki etkileri ele alınacaktır.

Uluslararası Çalışmalar

Uluslararası literatür, düşük sosyoekonomik düzey ile çocuk ve ergen suçluluğu arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Weatherburn (1997), ekonomik stresin aile içi ihmal ve denetim zayıflığı ile bağlantılı olduğunu ve bunun çocukların suç davranışına yönelmesini dolaylı olarak artırdığını belirtmektedir. Yoksulluk ortamında yetişen çocuklar, daha fazla travmatik yaşantıya maruz kalmakta; bu durum duygu düzenleme güçlükleri, dürtüsellik ve davranış problemleriyle ilişkilendirilmektedir.

Benzer şekilde Young (2017), çocuk adalet sistemi içerisinde yer alan gençlerin büyük bir kısmının çocukluk döneminde istismar, ihmal ve kronik stres öyküsüne sahip olduğunu vurgulamaktadır. Travmatik yaşantılar, çocuğun güvenlik algısını zedelemekte ve saldırgan ya da riskli davranışları bir baş etme biçimi hâline getirebilmektedir. Bu durum, suç davranışının çoğu zaman bir “uyum çabası” olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşündürmektedir.

Araştırmalar ayrıca, yoksulluğun tek başına değil; aile içi çatışma, ebeveyn psikopatolojisi ve toplumsal dışlanma ile birlikte risk oluşturduğunu göstermektedir. Bu çoklu risk modeli, çocuk suçluluğunu anlamada bütüncül bir perspektif gerektirmektedir.

Türkiye’de Yapılan Çalışmalar

Türkiye’de yürütülen çalışmalar da benzer bulgular ortaya koymaktadır. Günaydın ve Vatanel (2024) tarafından Tekirdağ/Süleymanpaşa örnekleminde yapılan araştırmada, suça sürüklenen çocukların büyük çoğunluğunun düşük sosyoekonomik düzeye sahip ailelerden geldiği belirlenmiştir. Ailelerin eğitim düzeyinin düşüklüğü ve gelir yetersizliği, çocukların suça sürüklenmesiyle anlamlı biçimde ilişkili bulunmuştur.

Erzurum ilinde gerçekleştirilen bir çalışmada ise mükerrer suça sürüklenen çocukların, ilk kez suça sürüklenenlere kıyasla daha fazla çocukluk çağı travmasına maruz kaldıkları saptanmıştır (Gülmez, Demirden, & Durak, 2024). Bu bulgu, travmanın yalnızca suça sürüklenme riskini artırmakla kalmayıp, tekrar suç işleme olasılığını da güçlendirdiğini göstermektedir.

Aburşu ve arkadaşlarının (2023) yaptığı gözlemsel araştırmada, suça sürüklenen çocukların duygu düzenleme ve problem çözme becerilerinin kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu belirlenmiştir. Travma öyküsünün yaygınlığı, davranışsal sorunlarla birlikte değerlendirildiğinde, psikososyal müdahalenin önemini ortaya koymaktadır.

Türkiye bağlamında yapılan çalışmalar, yoksulluğun yalnızca ekonomik bir değişken değil; aile işlevselliği, ebeveyn denetimi ve sosyal destek sistemleriyle iç içe geçmiş bir risk alanı olduğunu göstermektedir (Kayma Güneş & Gökler, 2017). Bu nedenle çocuk suçluluğu, bireysel bir sapma olarak değil; sosyal bağlam içinde değerlendirilmelidir.

Sonuç

Uluslararası ve ulusal araştırmalar birlikte ele alındığında, yoksulluk ve travmanın çocuk suçluluğu üzerinde güçlü ve çok katmanlı bir etkisi olduğu görülmektedir. Ekonomik yetersizlikler, aile içi stres ve travmatik yaşantılarla birleştiğinde çocukların psikolojik dayanıklılığını zayıflatmakta ve riskli davranışlara yönelme olasılığını artırmaktadır.

Bu bulgular, çocuk suçluluğuna yönelik müdahalelerin yalnızca cezai yaptırımlarla sınırlı kalmaması gerektiğini göstermektedir. Sosyal destek programları, travma odaklı psikolojik müdahaler ve aileyi güçlendiren politikalar önleyici yaklaşımın temelini oluşturmalıdır. Çocuğun davranışına odaklanmak kadar, o davranışı üreten sosyal ve duygusal bağlamı anlamak da kritik öneme sahiptir. Çocuk suçluluğu, çoğu zaman bireysel bir tercih değil; yapısal eşitsizlikler ve onarılmamış travmaların bir sonucudur.

Klinik açıdan değerlendirildiğinde, suça sürüklenen çocukların önemli bir bölümünde erken dönem bağlanma örüntülerinde güvensizlik, gelişimsel travma ve kronik stres maruziyeti dikkat çekmektedir. Gelişimsel travma, özellikle hipotalamik-hipofiz-adrenal (HHA) ekseninin aşırı aktivasyonu yoluyla çocuğun nörobiyolojik stres yanıt sistemini duyarlı hâle getirebilmekte; bu durum dürtü kontrolünde zayıflık, artmış saldırganlık ve duygu düzenleme güçlükleriyle ilişkilendirilmektedir. Prefrontal korteksin yürütücü işlevleri ile limbik sistem arasındaki regülasyon dengesinin bozulması, riskli karar alma davranışlarını artırabilmektedir. Güvensiz bağlanma örüntülerinde ise çocuk, tehdit algısını yüksek düzeyde deneyimleyerek savunmacı ve dışsallaştırıcı davranışlara yönelebilmektedir. Bu nedenle müdahale süreçlerinde travma odaklı bilişsel davranışçı yaklaşımlar, bağlanma temelli terapötik çalışmalar ve aile sistemine yönelik psikoeğitim programları bütüncül bir iyileşme zemini sunmaktadır.

Kaynakça

Aburşu, H., Hesapçıoğlu, S. T., Ceylan, M. F., & Aydın Ayva, D. (2023). Travma, problem çözme ve duygu düzenleme becerisi: Suça sürüklenen çocuklar üzerine gözlemsel bir araştırma. Gülmez, Ş. Z., Demirden, A., & Durak, M. (2024). Çocukluk çağı travmaları ve adil dünya inancı ile çocuklarda mükerrer suça sürüklenme arasındaki ilişkinin incelenmesi: Erzurum il örneği. Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, 14(1), 61– 74. https://doi.org/10.17828/yalovasosbil.1351715 Günaydın, D., & Vatanel, C. (2024). Yoksulluk ile çocukların suça sürüklenmesi arasındaki ilişki: Tekirdağ/Süleymanpaşa örneğinden ampirik bulgular. İktisadi İdari ve Siyasal Araştırmalar Dergisi, 9(25), 765– 785. https://doi.org/10.25204/iktisad.1473021 Kayma Güneş, D., & Gökler, R. (2017). The family characteristics of juvenile delinquency in Turkey. International Journal of Human Sciences, 14(4), 4067–4080. Weatherburn, D. (1997). Social and economic stress, child neglect and juvenile delinquency. NSW Bureau of Crime Statistics and Research. Young, S. (2017). Juvenile delinquency, welfare, justice and therapeutic perspectives. Frontiers in Psychiatry, 8, 1–6.

Ebru Böcükcü
Ebru Böcükcü
Ebru Böcükcü, insan ruhunun derinliklerini anlamayı ve bu anlamın iyileştirici gücünü paylaşmayı amaçlayan bir klinik psikologdur. “Yas’ın Etkisi Ölçeği (Ergen Versiyonu)” üzerine hazırladığı çalışmasıyla yas, kayıp ve ergen psikolojisi alanlarında uzmanlaşmıştır. Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımını temel alarak, bireylerin ruhsal iyi oluşunu desteklemeye yönelik çalışmalar yürütmektedir. Psikolojiyi herkes için anlaşılır kılmayı hedefleyen Böcükcü, sosyal medyada paylaştığı psikoeğitim içerikleri aracılığıyla farkındalık yaratmayı sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar