Bu makale, ölüm farkındalığının psikolojik süreçler içindeki yerini, klinik uygulamalara yansıyan yönleriyle ele almaktadır. Ölüm düşüncesinin bireylerde kaygı oluşturabilen bir olgu olmasına karşın, varoluşsal farkındalığı artırdığı, değerler doğrultusunda yaşama yönelik motivasyonu güçlendirdiği ve psikoterapi süreçlerinde işlevsel bir araç olarak kullanılabildiği literatürde gösterilmektedir. Bu derleme, ölüm farkındalığının terapötik bağlamdaki olumlu ve zorlayıcı etkilerini incelemektedir.
Ölüm, insan deneyiminin kaçınılmaz bir parçasıdır ve bu gerçeklik tarih boyunca hem felsefenin hem psikolojinin temel tartışma konularından biri olmuştur. Psikoloji literatüründe ölüm farkındalığı; bireyin ölümlü olduğuna yönelik bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçlerini içeren geniş bir kavram olarak ele alınmaktadır. Modern klinik psikoloji yaklaşımları, özellikle varoluş psikolojisi temelli terapiler ve kabul-temelli terapiler, ölüm farkındalığının psikoterapötik süreçte dönüştürücü bir rol oynayabileceğini göstermektedir.
Ölüm Farkındalığı ve Psikolojik Süreçler
Varoluşçu psikoloji, bireyin ölüm gerçeğini kabul edebilmesinin, yaşamın anlamını yeniden yapılandırabilmesi için önemli bir süreç olduğunu savunur. Yalom (2008), ölüm kaygısını terapötik değişimin temel itici güçlerinden biri olarak tanımlar. Bu bakışa göre, ölüm bilincinin bastırılması yerine yüzleşilmesi, bireyde daha özgün bir yaşam sürme yönünde motivasyon yaratır.
Kayıp, yas ve travma literatürü de ölüm farkındalığının duygusal düzenleme üzerinde çeşitli etkilere sahip olduğunu göstermektedir. Ölüm düşünceleri her bireyde kaygı yaratmaz; aksine bazı çalışmalar kontrollü ölüm farkındalığının psikolojik esneklik artırdığını ve kişinin değerlerine uygun davranma olasılığını güçlendirdiğini belirtmiştir (Hayes, Strosahl & Wilson, 2012). Ölümden korkmak normaldir, ama korku üzerine çalışmak ve yaşamı anlamlı kılacak adımlar atmak bu korkuyu yönetmeyi sağlar. Bilinçli farkındalık, değerler doğrultusunda yaşama ve gerektiğinde profesyonel destek almak en etkili yaklaşımlardır. Sevgi aynı zamanda bize ölümlülüğümüzü anımsatır. Bir dostumuz veya ailemizden biri öldüğünde yaşamın hemen gözden kaybolan ve bir daha ele geçmez olduğu gerçeği canlı bir biçimde aklımıza girer.
Büyük bir cesaretle ölüme yürüyen Sokrates’e göre ölümden korkmaya gerek yoktur, ölüm onun için derin ve kabusların olmadığı uykudur, hiçliğin içine dalmaktır. Fromm da İbn-i Sina’ya benzer şekilde ölüm kaygısının ölümden değil, sahip olunan şeyleri, bedeni, mal-mülkü, benliği yitirmekten ve hiçbir şeye sahip olamama korkusundan kaynaklandığını savunmuştur. Bireyin sahip olmak anlayışına verilen önem oranında, ölümden korktuğunu ve bu tutkudan sıyrıldığı ölçüde kişinin ölümden korkmayacağını ileri sürmüştür.
Klinik Uygulamalarda Ölüm Farkındalığı
Klinik psikologlar, danışanların ölüm düşüncelerini ele alırken duyarlı ve güvenli bir terapötik çerçeve sunmalıdır. Ölüm teması, özellikle kronik hastalıklar, kayıp ve travma yaşayan kişilerde yoğunlaşabilmektedir. Bu bağlamda, kabul ve kararlılık terapisi (ACT), danışanların kaçınmak yerine deneyimlerini fark etmeyi ve ölümle ilişkili düşünceleri dönüştürmeyi hedefleyen etkili bir yöntem sunmaktadır.
Ölümü yadsıma ve onun varlığını reddetmenin, maskeleme ve bastırma şeklinde iki yolundan söz edilebilir. Maskeleme; ölümü hatırlamamak, onunla hiç karşı karşıya gelmemek, onun hakkında düşünme fırsatı bulmamak için kendini günlük işlerine, çalışmalarına vermek, hayatı çok yoğun olarak yaşamaktır. Bastırma ise ölüm kavramını bilinçten atarak etkisiz hale getirmektir. Çoğu insan ileriye dönük planlarında ölümü hiç düşünmemekte, bu dünyada sonsuza kadar yaşayacakmış gibi bir tavır arzusu sergilemektedir.
Ayrıca, klinik gözlemler ve araştırmalar, ölüm farkındalığının danışanlarda yaşamın geçiciliği üzerine odaklanmayı sağlayarak daha bilinçli karar verme süreçlerini desteklediğini göstermektedir. Bu nedenle, ölüm farkındalığı klinik uygulamalarda yalnızca kaygıyı anlamak için değil; aynı zamanda anlam, amaç ve değer odaklı bir yaşam oluşturmak için de önemli bir bileşendir. Godin, insanların ölüm gerçeği karşısında iki farklı şekilde hareket ettiğini belirlemiştir. Birincisi, kaçınma ve narsistik korunma hareketidir. Bu köklü bir yaşama isteği, daha yaşama ve ölümü dışlama ihtiyacının bir ifadesidir. İnsanda sonsuza dek yaşama arzusu vardır. İkincisi, ‘tamamlanma arzusudur’. Bu daha iyi yaşama, farklı yaşama arzusu şeklinde kendini gösterir. Her iki durumda da insan, hayatını kesintiye uğratmaksızın devam ettirme ve sonsuza kadar var olma özlemini dışa vurur.
Fromm’a göre ölüm ve ölümle ilgili bazı adet ve uygulamalar da aynı arzuyu dışa vurmaktadır. Çeşitli törenlerde ve inançlarda sergilenen, insan bedenini muhafaza ederek saklama düşüncesi, ölümsüzlük arzusunun en belirgin dışa vurumudur. Ölüm düşüncesini bastırmak ve ölüme karşı duyulan korkuyu azaltmak için uygulanan, ölüyü gömmeden önce onu süsleme ve güzelleştirme, esasen ölümsüzlüğe duyulan özlemi anlatmaktadır. İnsanın ölüm gerçeğini kabullenmesi onu, korkulu ve kötümser bir ruh haline sevk etmekten çok; değerlerini gerçekleştirebileceği bir yaşama yöneltecektir. Varoluşçu psikoterapiye göre ölümlü olduğunu bilmek, insanı, varolan günlerini daha iyi değerlendirmeye, yaşamını zenginleştirmeye itecektir. Ölüm düşüncesinin yaşama olumlu katkıda bulunduğunu savunmak kolay görülmese de ölüm düşüncesinin olmadığı bir yaşam da anlamından çok şey kaybedecektir. İnsan ancak ölümlü olduğunun bilinciyle, daha canlı, daha farklı, bencillikten, sığlıktan ve katılıktan uzak bir biçimde yaşayabilir.
Sonuç
Ölüm farkındalığı ilk bakışta tehdit edici bir kavram gibi görünse de, modern psikoloji ve klinik yaklaşımlar bu farkındalığın bütünleştirici ve iyileştirici yönleri olduğunu ortaya koymaktadır. Ölüm düşüncesi, bireyleri yaşamı daha anlamlı kılmaya, değerleri doğrultusunda seçim yapmaya ve psikolojik esneklik geliştirmeye teşvik edebilir. Bu nedenle, klinik psikoloji alanında ölüm farkındalığının dikkatle ele alınması, hem danışanların hem de terapistlerin büyüme süreçleri için önemli bir alan sunmaktadır.
Kaynakça
Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2012). Acceptance and Commitment Therapy: The Process and Practice of Mindful Change. Guilford Press.
Yalom, I. D. (2008). Staring at the Sun: Overcoming the Terror of Death. Jossey-Bass.
Wong, P. T. P. (2012). Toward a dual-systems model of what makes life worth living. In The Human Quest for Meaning (2nd ed., pp. 3–22). Routledge.
Becker, E. (1973). The Denial of Death. Free Press.


