Sosyal medya, birçok paylaşım ve içerik sitelerinin toplumu olup, bilgi ve içerik üretmeyi sağlayan platformlardır. Facebook, Twitter, Instagram, LinkedIn gibi sosyal ağlar, bloglar bunlardan birkaçıdır. Sosyal medya, bireylere ve toplumlara kolaylık sağlayan bir araçtır. Günümüzde birey ve toplum, sosyal medya sayesinde her şeye kolayca erişebiliyor, kaynaklardan faydalanabiliyor, hızlıca bilgi akışı sağlıyor ve alıyor hatta ekonomik güç olarak dahi kullanabiliyor.
Sosyal medyanın gücü birey ve toplum üzerinde büyüktür; çünkü hem hayata getirdiği kolaylık hem de kişiye bir eğlence alanı açmasıyla birey ve toplumun hayatının merkezinde yer alabiliyor. Kişilere kariyer fırsatları açabiliyor, eğlenceli içeriklere erişim sağlayabiliyor ve sevdikleriyle iletişim kurmasına yardımcı oluyor. Sosyal medyanın bu saydığımız olumlu yönleri kadar, kişinin farkında olmadan zihnine zarar verdiği etkiler de var ve bunlar her gün farkında olunmadan artmakta, kişinin ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir.
Bu nedenle sosyal medya ve psikolojik etkiler ilişkisi günümüzde en çok incelenen alanlardan biri haline gelmiştir.
Sosyal Medya Neden Bizi Bu Kadar Kendine Çekiyor?
Beyinde dopamin, serotonin, endorfin ve melatonin adlı nörotransmitterler bulunur. Nörotransmitter, vücutta kimyasal haberleşmenin düzenli şekilde yapılabilmesini sağlayan haberci bir bileşendir. Her bir nörotransmitterin ayrı görevleri vardır.
Dopamin zevk, memnuniyet ve motivasyon yani beynin ödül merkeziyle ilişkilidir. Serotonin mutluluk, ruh hali ve bağırsak hareketleri; endorfin vücudun doğal ağrı kesici olarak bilinir, stresin hafiflemesini sağlar. Melatonin ise uyku hormonudur. Sosyal medyayla ilişkisel olarak bu nörotransmitterlerden dopamin ve serotonini ele alacağız.
Sabah uyandığınızda direkt elinizin telefona gittiği, hatta günün büyük bir bölümünü elimizde telefon ile geçirdiğimiz zamanlar oluyor. Özellikle sabahları uyandığımızda elimizin direkt telefona gitmesi aslında beynimizin ödül arayışı olmasındandır ve bunu yüksek ihtimalle alışkanlık haline getirmişizdir. Beynin verdiği mesajla ödül arayışımızı tamamlamak isteyip sosyal medyanın içine girdiğimizde ise burada serotonin devreye girerek bizlere geçici bir uzaklaşma sunar ve ruh halimiz üzerinde etkileri olmaya başlar.
Sosyal medya, aslında gerçek hayatta yönetemediğimiz belirsizlikleri orada yönetme biçimidir; çünkü gerçek dünyadan daha kontrol edilebilir durumlar bulunmaktadır. Kişi gerçek hayatta yönetemediklerini orada yönetmeye çalışarak stresini ve kaygısını azaltmak isteyerek de endorfin seviyesini etkiler. Belirsizlikleri gerçek yaşamda kontrol edebilmek, sanal bir dünyaya göre daha zordur. Bu sebeple sosyal medya kişiyi kendi içine çekmektedir.
Gece yatmadan önce sosyal medya kullanımı melatonin seviyelerini bozarak kişinin uyku kalitesini etkiler; ancak kişi genelde bunu da düşüncelerinden uzaklaşmak adına yaptığı bir eylem olduğunun farkında olmayabilir. Sosyal medya bu etkisiyle aslında kişilerde geçici bir mutluluğa ve haz arayışına olanak sağlar; ancak zamanla bununla beraber getirdiği sıkıntılı duygu durumlarına sokabilir.
Sosyal Medyanın Psikolojimiz ile İlişkisi
Sosyal medyanın hayatımızda bizlere sağladığı birçok yararı olsa da ruh sağlığımız üzerinde olan etkisi büyüktür. Bilişsel ve Davranışçı Terapi perspektifinden bakarsak bir davranışı sürdürmemizin sebebini anlayabilmek için onun hizmet ettiği işlevine bakmak gereklidir.
Bu işlev, bizim hayatımızı sürdürürken bizleri rahatsız etmiyorsa, toplumsal ve bireysel ilişkimizi etkilemiyor ise faydalıdır; ancak bireysel ve toplumsal ilişkilerimizi, kendi günlük yaşantımızı sekteye uğrattığında zararlı olmaya başlar.
Burada amaç, hizmet edilen işlevdeki davranış değişikliğini sağlamaktır. Değiştirilemeyen zararlı davranış kişiyi bir döngüye sokarak sorunu daha da büyütebilir. Sosyal medyanın işlevleri (bize neyi sağladığı) anlık olarak bizlere iyi gelse de zamanla büyük sorunları getirebilmektedir.
Bu sorunlardan bazıları şunlardır:
1. Yüksek Kaygı ve Stres
Sosyal medya, ekran süresinin artmasına bağlı olarak kortizol yani stres seviyeleriyle ilişkilidir. Kişiler sorunlarından anlık olarak kaçmak istediklerinde sosyal medyaya başvururlar.
Sosyal medyanın etkileşimi büyüktür. Görülen kötü haberler, toplumdaki kötü gündem, ölüm, cinayet, zorbalık vb. kavramlar ve görüntüler çok hızlı bir şekilde yayılıp kişiyi korku ve kaygı hisleriyle buluşturabilir.
Kişi var olan tehlikelerin olduğunu düşünüp korku duyar; geleceğinin de tehdit altında olduğunu düşünüp kaygı duyabilir.
2. Mükemmeliyetçilik ve Yetersizlik
Sosyal medyada artık insanlar pahalı hayatlarını, pürüzsüz ciltleri, her gün yeni kıyafetleri ve lüks yaşamı “olması gereken hayat” gibi yansıtan içeriklerle sunmaya başladı. Bu da insanlarda sürekli değişmesi gereken, hayatına eklemesi gereken rutinler olduğu hissini yaratarak kişide kıyaslama davranışını artırdı.
Özellikle kadınların beden algıları ve görünümleri üzerinde büyük bir baskı oluştu. “Kadınlar sabit bir bedende olmalı, ciltleri her zaman iyi görünmeli, her zaman üretken olmalı, bir giydiğini bir daha giymemeli” şeklindeki dayatmalar, bir yarış ve güzellik algısı oluşturdu.
Bu tarz dayatmalar birey üzerinde geri kalmışlık hissine neden olup yetersizlik düşüncelerini tetikleyip uzun sürdüğünde depresyona ve beden algısı bozukluğuna neden olmaktadır.
3. Değersizlik Hissi
Kişiler başka hayatları, başka hayatların sahip olduğu romantik ve arkadaşlık ilişkilerini, maddi ve manevi imkânlarını gördükçe kendi hayatında kendini değersiz hissedebilir; kendini bu imkânları hak etmediğini düşünerek izole edebilir.
Sosyal Medyanın Psikolojimize Olan Etkisi İçin Neler Yapılabilir?
Sosyal medyanın etkilerinden tamamen arınmak günlük hayatımızın içinde gerçekçi bir beklenti ve hedef olmayabilir; ancak kendimizi koruyabilmek ve biraz olsun mesafe koyabilmek düşüncelerimizle değişiklik göstererek mümkün olabilir.
Sosyal medyada gördüğümüz ve kendimizi kötü hissettiğimiz durumlarda kendimize şu soruları yöneltebilmeliyiz:
Burada gördüğüm her şey tamamen doğru mu?
Bu kişinin gerçekten arka planda hayatı ve sahip oldukları gerçek anlamda bu kadar mükemmel olabilir mi?
Gerçekten bir tek kendi hayatım kusurlar ve zorluklarla dolu olduğum için mi böyle hissediyorum?
Sosyal medya insanlara “olması gereken hayat bu” adlı dayatmaları yaparak bireylerin kendi yaşamını değersiz görmesine sebep olduğu için kişinin bu durumdan kendini koruyabilmesi adına kendi değerlerini bulmalı, keşfetmeli ve onlar üzerinde çalışmalıdır.
Değer kavramını tanımlayacak olursak: kişinin davranış, duygu ve düşüncelerini yönlendiren standartlardır. Bireye özel, biricik ve ayrıdır. Değerler kişiden kişiye göre değişebilir ve esnektir. Tatmin dolu bir hayat için değerler yol göstericidir. Dürüstlük, hoşgörü, sağlık, aile vb. şeklinde sıralanabilir.
Kişi başka hayatlarla kendini kıyaslamayı genellikle kendi yaşamından yeterince tatmin olmadığında daha çok yapar. Bu durumlarda kişi şu soruları kendine yöneltmelidir:
Bu yaşam tarzı gerçekten benim istediğim mi, yoksa dayatmaların istediği bir hayat mı?
Bunlar benim değerlerimle uyuşuyor mu?
Benim değerlerim nelerdir?
Herkesin yaşamı, yaşam tarzı ve kuralları farklıdır. Kişi kendi imkânları dahilinde kendi hayatını nasıl şekillendirebileceğini, değiştirebileceğini düşünerek hayatta önceliklerini belirleyebilir.
Birey sosyal medyayı hangi sıklıkta kullandığına bakarak süresini ve zamanını fark etmeli, gerekirse ihtiyaç duyduğunda sosyal medya detoksu yapabilir. Kendine belli zaman ve süre kısıtlamaları getirerek davranışını kontrol altına alabilir. Süre ve zamandan kısarak yapılamıyor ise kişi düşünceleriyle çalışmalı, bu düşüncelerini kendi hayatına uyumlu ve gerçekçi şekilde sorgulamalıdır.
Her bireyin yaşamı, zihni, istekleri, beklentileri ve ümitleri farklıdır; bu sebeple kişi kendi yaşamında kendisiyle uyumlu değerler benimsemeli, herkes gibi olmak zorunda olmadığının farkına varmalı ve kendine has özelliklerini keşfedebilme gücünü unutmamalıdır.


