Çarşamba, Ocak 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Sevmek” Üzerine

Belki de hayatımızda en zor tanımlayabildiğimiz duygulardan biridir sevmek. Sevginin ne olduğunu anlatmamız istendiğinde, genellikle bir an durup düşünürüz. Çoğumuz için “seviyorum” ya da “seviliyorum” demek çoğu zaman kolaydır fakat hem çok tanıdık hem de oldukça belirsizdir. Hem yaşanır hem tarif edilemez. Bu yüzden sevmek, çoğu zaman soyut bir kavram gibi konuşulur ama ilişkilere baktığımızda, etkilerinin son derece somut olduğunu görürüz.

Sevgi bir duygu mudur, bir davranış mı, yoksa zamanla şekil alan bir ilişki biçimi mi? Belki de tam da bu yüzden sevgi bu kadar insani bir deneyimdir. İçte başlayan, ama dışarıda anlam kazanan bir şeydir. Kalpte hissedilir, davranışta görünür.

Erich Fromm’un şu cümlesi bu noktada çok güçlüdür:

“Sevgi, başına gelen bir şey değil; yaptığın bir şeydir.”

Fromm’un bu ifadesi, sevginin yalnızca hissettiğimiz bir şey değil zaman içinde kurulan, sürdürlen ve ilişki içinde anlam kazanan bir süreç olduğunu düşündürür. Sevgi bu anlamda pasif bir deneyim değildir, başımıza gelen bir duygudan çok, ilişki içinde aldığımız tutumlarla şekillenir. Nasıl yaşadığımız, nasıl taşıdığımız ve zamanla nasıl dönüştürdüğümüz, sevginin kendisi kadar belirleyicidir. Ve bu bakış açısı, sevginin yalnızca kime yöneldiğini değil, bizim o sevginin içinde nasıl bir yerde durduğumuzu da sorgulatır.

Kendini Sevmek ve İlişkideki Yansımaları

Peki birini sevmenin, kendimizi sevmekle ne ilgisi var?

Bu soru çoğu zaman klişeleşmiş cevaplarla geçiştirilir. “Kendini sevmeden kimseyi sevemezsin” denir ve konu kapanır. Oysa bu cümle, sevginin karmaşıklığını açıklamaktan çok gizler. Çünkü kendini sevmek, tek başına ulaşılan bir hedef değil, ilişki içinde sürekli yeniden şekillenen bir haldir. Kendimizi en iyi keşfedebileceğimiz alanlardan biri şüphesiz ilişkilerimizdir. Sevgi, yalnızca karşıya yönelen bir duygu değil, kişinin kendi iç dünyasıyla kurduğu ilişkinin aynasıdır.

Kendini sevmek, her an kendinden memnun olmak değildir, kendinle temas edebilme becerisidir. Zor duyguların içinde kalabilmek, çelişkilerini inkar etmemek, kusurlarını bastırmadan taşıyabilmek… Kendini seven biri her zaman güçlü hissetmez ama kendine yabancı da değildir. Bu yüzden kendini sevmek, içsel bir sakinlikten çok, içsel bir dürüstlük halidir. Ve bu dürüstlük, ilişkilerde doğrudan hissedilir.

Bir başkasını sevme biçimimiz, kendimizle kurduğumuz ilişkinin izlerini taşır. Kendine karşı sert olan biri, sevdiği insana da fark etmeden sertleşebilir. Kendini sürekli değersiz hisseden biri, sevgiyi ya fazla talep eder ya da hiç talep edemez. Çünkü sevgi, sadece verme biçimiyle değil, alma kapasitesiyle de ilgilidir. Kendimize yöneltemediğimiz şefkati başkasından bekler, kendimizde tolere edemediğimiz boşlukları ilişkide doldurmaya çalışırız. Bu noktada sevgi, bir paylaşım olmaktan çıkar ve ilişki, kişinin kendi eksiklerini dengelemeye çalıştığı bir alana dönüşür.

Sevginin Zaman İçindeki Dönüşümü

Peki birini nasıl seviyoruz?

Çoğu zaman sevdiğimizi sandığımız şey, aslında bir hisler bütünü: çekim, yakınlık, merak, coşku. İlişkinin başında bu hisler yoğun yaşanır ve sevgiyle kolayca karıştırılır. Oysa bunlar sevginin yalnızca bir yüzüdür. Sevgi, zamanla ortaya çıkan bir şeydir. Başlangıçta bizi heyecanlandıran duygular, ilerleyen dönemde yerini daha sessiz bir bağa bırakır. Bu sessizlik bazen güvenlidir, bazen de kafa karıştırıcı.

İşte tam bu noktada şu soru belirir:

“Bir zamanlar çok severken, sonra ne oldu?”

Çoğu insan bu sorunun cevabını “duygular bitti” diye verir. Oysa değişen, sevginin yaşanma biçimidir. İlk dönemlerde sevgi daha çok yoğunlukla kendini gösterir, zamanla ise süreklilik ve emek ister. İlgi, yönelme, sorumluluk… Eğer sevgi bu aşamada bir ilişki pratiğine dönüşmezse, yavaş yavaş zayıflar. Çünkü sevgi, yalnızca hissedildiğinde değil, taşındığında var olur.

Bazı ilişkiler, sevginin sadece ilk halini sever. Yoğunluğu, belirsizliği, romantizmi… Ama bu hal kalıcı değildir. Sevgi olgunlaştıkça daha az dramatik, ama daha gerçek olur. Daha az yükseltir, ama daha çok tutar. Bu dönüşümü anlamlandıramayanlar, sevginin azalmasını kayıp gibi yaşar. Oysa belki de yaşanan şey, sevginin bir duygudan bir ilişki biçimine evrilmesidir.

Kendimizi sevme kapasitemiz burada yeniden devreye girer. Çünkü sevginin formu değiştiğinde, bu değişimi nasıl karşıladığımız oldukça önemlidir. İlk hali aramak yerine, yeni hali tanımaya istekli olmak gibi. Kendine temas edebilen biri, sevginin dönüşümüne de daha açık olur. Kendini kaybetmeden bağ kurabilen biri, sevginin sakinleşmesini tehdit olarak algılamaz.

Belki de sevmek, sandığımızdan daha az romantik ve çoğu zaman gündelik hallerin içinde sessizce şekillenen bir şeydir. Ne yalnızca içimizde yaşanan bir duygu ne de dışarıdan beklenen bir karşılıktır. Sevgi, kendimizle kurduğumuz ilişkiyle başlar, başkasına yönelir ve zamanla değişerek devam eder. Bazen yorulur, bazen derinleşir, bazen de biçim değiştirir. Ama gerçek sevgi, değiştiği yerde yok olmaz, ancak taşınamadığı yerde kaybolur.

İrem Taşkınlar
İrem Taşkınlar
İrem Taşkınlar, Yeditepe Üniversitesi Psikoloji lisansının ardından Milano-Bicocca Üniversitesi’nde Deneysel Psikoloji yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Klinik ve akademik çalışmalarını aile ve çift ilişkileri, bağlanma süreçleri, pozitif psikoloji temelli iyi oluş ve sosyal psikoloji perspektifinde ilişkisel davranışların nasıl şekillendiği üzerine yoğunlaştırmaktadır. Bireyler, çiftler ve ailelerle çalışmakta; duygusal düzenleme, ilişkisel zorluklar, ayrılık ve boşanma süreçlerinde danışmanlık sunmaktadır. Çalışmalarında ilişkilerin duygusal ve sosyal dinamiklerini görünür kılmayı, kişilerin kendi iç deneyimleri ile yakın ilişkileri arasında daha uyumlu bir temas alanı geliştirmelerini desteklemeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar