Vitrindeki Onay mı, Mutfaktaki Samimiyet mi?
Bazı insanlar ilişkilerinde gerçekten sevilmekten çok, seçilmeyi ister. Bunu çoğu zaman kendilerine bile itiraf edemezler. Zihinlerinin arkasında sürekli bir “eleme süreci” işler. “Beni seçti,” “Beni diğerlerine tercih etti,” “O kadar kişinin arasından bana geldi.” Bu cümleler ilk bakışta romantik bir zafer gibi tınlar. Ancak bu tınıda sevginin huzurundan ziyade, bir yarışın galibi olmanın getirdiği o sert ve kısa süreli haz vardır.
Bu ihtiyaç, sevgiyle değil, kronik bir değerli hissetme açlığıyla ilgilidir. Ve bu açlık, genellikle bugünün yetişkin ilişkilerinde değil, çocukluk odalarının tozlu raflarında başlar. Seçilmek bir “statü” iken, sevilmek bir “hal”dir. Modern ilişkilerin en büyük trajedisi, bu ikisi arasındaki farkı kaybetmiş olmamızdır.
Seçilme İhtiyacı Nedir?
Seçilmek, birinin seni diğerlerinden ayırması, seni bir “tercih nesnesi” haline getirmesidir. Burada özne sen değil, senin seçilme kriterlerindir. Kritik soru şudur: “Seçildiğim için mi değerliyim, yoksa değerli olduğum için mi seçiliyorum?”
Bu fark, ilişkinin tüm kimyasını belirler. Seçilme ihtiyacının pençesinde olan bireyler için partner, bir eşten ziyade bir “onay makamı”dır. Böyle hissettiğimizde şu örüntüleri de beraberinde gözlemleyebiliriz:
-
Terk Edilme Korkusu: Seçilmek bir kez gerçekleşen bir eylem değildir; seçilme ihtiyacı duyan kişi her sabah yeniden seçilmek ister. Bu da sürekli bir tetikte olma halini ve terk edilme korkusunu tetikler.
-
Performans Kaygısı: Eğer seçilme sebebim “en iyi”, “en anlayışlı” veya “en güzel” olmamsa, bu özelliklerimi kaybettiğim an eleneceğim korkusuyla yaşarım.
-
Bağımlılık Döngüsü: Karşı tarafın sevgisinden çok, onun bana sunduğu “seçilmişlik hissi”ne bağımlı hale gelirim.
Özellikle kaygılı bağlanma örüntüsüne sahip bireyler, sevgiyi bir güven limanı olarak değil, sürekli tazelenmesi gereken bir onay sertifikası olarak görürler (Fraley & Hudson, 2021).
Çocukluktaki “Koşullu Kabul” Mirası
Hiçbir yetişkin, durup dururken “beni seçsinler de sevmeseler de olur” noktasına gelmez. Bu ihtiyacın kökleri, sevginin bir hak değil, bir ödül olarak sunulduğu evlerde atılır. Eğer bir çocuk; sadece yüksek not aldığında, uslu durduğunda veya anne-babasının duygusal yüklerini hafiflettiğinde “görüldüyse”, sevginin ancak bir performans karşılığında “kazanılan” bir şey olduğunu öğrenir.
Buna literatürde “koşullu öz-değer” denir. Ebeveyn onayına bağımlı büyüyen bireyler, yetişkinlikte de aynı mekanizmayı çalıştırır: “Beni ben olduğum için değil, beklentileri karşıladığım için seçebilirler” (Brummelman & Sedikides, 2020). Bu bireyler için sevilmek çok ürkütücüdür; çünkü sevilmek çıplak kalmayı, kusurlarla görülmeyi gerektirir. Oysa seçilmek, bir maskeyle, en iyi halimizle vitrine çıkıp “kazanmak” demektir.
Neden Yanlış İnsanları Seçiyoruz? “Kaçınan” Partnerin Çekim Gücü
İşte burası en can yakıcı durak: İnsanlar genellikle kendilerine iyi geleni değil, tanıdık olanı seçer. Psikolojide “tekrar kompulsiyonu” (Repetition Compulsion) olarak bilinen bu durum, geçmişteki bir yenilgiyi bugünkü bir zaferle kapatma çabasıdır.
Bu döngüde, seçilme açlığı çeken kişi genellikle duygusal olarak kaçınan (avoidant) partnerlere çekilir. Neden? Çünkü kaçınan partner, “seçilmesi en zor” kaledir. Duygularını kapatan, mesafeli duran, bağlanmaktan kaçan birini sizi seçmeye “ikna etmek”, çocukluktaki o ulaşılamayan ebeveyn onayını nihayet almak demektir.
Bu bir bilinçdışı kumardır: “Eğer bu kadar duvarları olan birini beni seçmeye ikna edersem, evrendeki en değerli insan olduğumu kanıtlamış olurum.” Ancak bu bir yanılsamadır. Kaçınan partner sizi seçtiğinde bile bu ihtiyaç doymaz; çünkü o partnerin doğası gereği sunduğu şey güvenli bir sevgi değil, her an geri çekilebilecek kısıtlı bir ilgidir (Crocker & Park, 2004). Sonuçta kişi, iyileşmek yerine eski yarasını daha derin bir hayal kırıklığıyla tekrar açar.
Görünmeyen Açlık: “Beni Seç Ama Tanıma”
Seçilme odaklı ilişkilerin en büyük paradoksu, derin bir yalnızlıktır. Seçilmek isteyen kişi, partnerine sadece “seçilebilir” taraflarını gösterir. Kusurlarını, zayıflıklarını, korkularını saklar. Çünkü eğer gerçek hali görülürse, seçimden vazgeçileceğinden korkar.
Oysa sevilmek, tüm defolarınla, sabahki dağınık halinle, başarısızlıklarınla ve huysuzluklarınla bir bütün olarak kabul edilmektir. Seçilen kişi bir “projedir”, sevilen kişi ise bir “insan”. Seçilmek dışarıdan gelen bir ödül iken, sevilmek içeriden kurulan bir bağdır.
Sevilmek ve Seçilmek: Temel Farklar
| Boyut | Seçilme Odaklılık | Sevgi Odaklılık |
| Dinamik | Rekabet ve Kıyas (Ben mi başkası mı?) | Özgünlük ve Bağ (Biz kimiz?) |
| Süreklilik | Koşullara bağlı ve geçici hissedilir. | Güvenli, tutarlı ve kapsayıcıdır. |
| İç Ses | “Hala en iyisi miyim?” | “Burada güvendeyim.” |
| Kaynağı | Dışsal onay ve eksiklik hissi. | İçsel bütünlük ve paylaşma arzusu. |
İyileşme Yolu: Kendi Kendini Seçmek
İlişkilerde yaşadığımız karmaşaların çoğu, karşımızdaki kişinin yetersizliğinden değil, bizim içimizdeki o kadim açlıktan gelir. Bir başkasının bizi “birinci” seçmesi, içimizdeki “sonuncu olma” korkusunu sadece geçici olarak uyuşturur. Uyuşturucunun etkisi geçtiğinde, daha büyük bir doz (daha fazla ilgi, daha fazla hediye, daha fazla onay) isteriz.
Gerçek iyileşme, bir başkasının sizi seçmesini beklemeyi bırakıp, kendi kendinizi seçmenizle başlar. Kendi değerini bir başkasının “tercih listesine” emanet etmek, ruhunu bir kumar masasına sürmektir.
Eğer sürekli “zor” insanların peşinden gidiyor, belirsizliğin çekiciliğine kapılıyor ve seçildiğiniz an heyecanınızı kaybediyorsanız, kendinize şu dürüst soruyu sorun: “Ben gerçekten görülmek mi istiyorum, yoksa sadece onaylanmak mı?”
Son Söz
Sevilmek, seçilmekten çok daha risklidir. Çünkü seçilirken sadece başarılarınızı ve güzelliğinizi ortaya koyarsınız; ama sevilirken kalbinizi. Ancak sadece bu riski alanlar, o görünmeyen açlığı dindirebilir. Belki de hayatınızın aşkı, sizi başkalarıyla kıyaslayıp seçen değil; sizi kimseyle kıyaslamaya gerek duymadan, olduğunuz gibi gören kişidir. Ve o kişinin gelmesini beklemeden önce, aynaya bakıp kendinize şunu söyleyebilmelisiniz: “Başkası seçse de seçmese de, ben burada olmayı ve değerli kalmayı seçiyorum.”
Kaynakça
-
Brummelman, E., & Sedikides, C. (2020). Raising children with high self-esteem (but not narcissism). Child Development Perspectives, 14(2), 83-89.
-
Crocker, J., & Park, L. E. (2004). The costly pursuit of self-esteem. Psychological Bulletin, 130(3), 392–414.
-
Fraley, R. C., & Hudson, N. W. (2021). Attachment dynamics in close relationships. Annual Review of Psychology, 72, 543–571.
-
Freud, S. (1958). Remembering, repeating and working-through. In J. Strachey (Ed. & Trans.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Vol. 12, pp. 145–156). (Original work published 1914).


