“Sen Psikolog değil misin? Nasıl böyle düşünebilirsin? Psikolog bile böyle hissediyorsa…” Bu tür cümleleri psikolog bir arkadaşınıza kurmuş ya da kurmayı düşünmüş olabilirsiniz. Eğer psikolog kimliğine sahip biriyseniz bu tür soruların muhatabı olmuş olabilirsiniz. Psikolog olmak sanki bir meslek değil, bambaşka bir kimlik örüntüsüymüş gibi davranılıyor çoğu zaman. Sanki psikoloğun nasıl hissetmesi, düşünmesi ve davranması gerektiği bazı yazılımlar tarafından kodlanmış. Sisteme işlenen tüm veriler psikologun her anını kontrol ediyor. Psikolog tüm yaşamı bu kodlarla programlandığı için her an her dakika seans içinde ve psikolog kimliğinin gerektirdiği gibi “terapistçe” konuşuyor. Pek çok kişi şöyle düşünüyor: “Psikologlar yaşamlarının her dakikasını seans içinde var olduğu şekliyle yaşamalı. Ya da zaten öyle yaşıyor.”
Yine De Hala İnsanız
Oysa ki seans bittiğinde ve psikolog kendi özel yaşamına döndüğünde hala terapist değil. Elbette mesleği hala o fakat o artık mesleği psikolog olan bir insan. Bu nedenle de insan olmanın ortak yanlarını mesleğimizden bağımsız deneyimleyebiliyoruz. Yani biz de her insan gibi üzülüyor, acı çekiyor, kaygılanıyor, sevinçten havalara uçuyor, korkuyor, umutsuzluğa kapılıyoruz. Günlük yaşamımızda işlevsel olmayan düşünce kalıplarına sahip olabiliyor, yaşadığımız olaya öfkelenip bazen incitip bazen inciniyoruz. Bu durumlar, her insanda ortak olan ve insan olmanın bir parçası olan olgulardan ibaret. Elbette aldığımız eğitimler ve edindiğimiz pratiklerle işlevsiz düşünce kalıplarımızı yakalamayı veya kırmayı öğrenmiş olabiliyoruz. Belki baş edemediğimiz duygularımızla çalışmayı ve bazen de duygunun gelip geçiciliğini fark ederek o duyguyu deneyimlemeyi daha kolay yürütebiliyoruz. Fakat yine de tüm bunlar insan oluşumuzu değiştirmiyor. İnsanın özündeki kendini arayış serüveninde gözünün hep kendi eksiklerine takılmasını, yetersizlik hissini, sürekli daha iyi bir birey olma çabasını psikologların dünyasında da durduran bir şey yok.
Psikologlardan Neler Bekleniyor?
Yine de tüm bu tezatların içinde işleri daha da karıştıran iki şey var: Psikolog kimliği ve insan kimliğinin birbirine karıştırılıyor olması. Çoğunluğun zihninde; psikolog her sorununa çözüm bulmalı, her davranışını psikolojik iyilik hali içinde tasarlamalı ve tüm duygularını işlevsel hale getirmeli gibi bir beklenti hakim. Bu beklentilerin varlığı genelde psikoloğa değil, beklentinin sahibine iyi geliyor. Çünkü karşı tarafın kırılganlığını kabul etmek ve taşımak zorunda kalmıyorlar. Yani bir başka deyişle kişiler kendi sorunlarından ve kırılganlıklarından daha geniş bir alanda bahsedebilir hale geliyor. Bu sayede de psikoloğun insani yanını görmezden gelerek kendi “sorunlarını” anlatmaya devam edebiliyorlar. Fakat bu mesleğin en doğal ve zor tarafı da şu ki: Bazen her şeye müdahale edemeyiz. Ne o an karşı tarafın sorununu bıçak gibi kesecek bir çareye sahibizdir ne de onun terapisti olmadığımız için o yetkiye.
Toplumsal Beklentiler ve Gerçeklik
İşte bu kısımda psikoloğun insan kimliğiyle tanışıyor kişi ve o kimliği kabul etmeyi reddediyor. Çünkü psikoloğun çaresiz oluşunu kabul etmek, kendi çaresiz yanını daha da görünür kılıyor. Elbette bu verilen örnek psikoloğun çevresindekilerle kurduğu “insani ilişkileri” için geçerli. Seans dinamiklerinin kurulu olmadığı, yani danışan ve terapist ilişkisinin kurulmadığı ilişki biçimleri için genellenebilir. Bu alanlarda mesleği psikolog olan kişiden beklenen şey “terapi yapması” değil, “sosyal ilişki içindeki rolüyle var olduğunun ve insan olduğunun kabul edilmesi” olmalıdır.
Psikologlar ne Verebilir?
Psikolog; her şeye çözüm üreten, duygusal ve davranışsal açıdan mükemmel olan değildir aslında. Mesleki yanını sosyal, romantik ve aile ilişkilerinin tümünde deneyimleyen fakat seans ve seans dışı ayrımını her anında yapmak zorunda kalan kişidir. Bu nedenle dışarıdan gelen “mesleki kimlik=sosyal+romantik+aile+ her şey rolü” beklentileri psikoloğun özel yaşamında zorlandığı ve etik çizgileri bulanıklaştırmaya yol açan müdahaleleri barındıran bir yaklaşım. Psikoloğun var olduğu dünyada, seans odasından çıktığı anda pek çok his ve davranışı gösterebilen bir insan olduğu unutulduğunda kimlik karmaşası ortaya çıkıyor. Bu da psikologların “Ben şu anda hangisiyim ve karşı taraf neden benden terapi yapmamı bekliyor?” gibi sorular sormasına yol açıyor. Oysa ki aslolan psikolog kimliği ile insan halini hem kabul etmek hem de zaman zaman ayrıştırmaktan geçiyor. Psikolog olmak her şeye çare olmaya çalışmak değil, insani yanını fark eden ve fark ettiren haliyle yaşamını sürdürmekten geçiyor.


