İnsanın “ideal” olanı arayışı ilk olarak ne zaman başlar? Fransız Psikanalist Jacques Lacan’ın ortaya koyduğu “Ayna Evresi Teorisi” insanın kendi benliğini keşfettiği sürecin başlangıcına ışık tutar. Bu evrede birey aynadaki yansımasını idealize eder ve bir bütünlük arayışına girer. Bu ideali arayış ömür boyu sürecek bir yanılsama ve eksiklik hissini de beraberinde getirir. Çünkü bu “ideal” asla gerçek anlamda ulaşılamayacak bir fanteziden ibarettir. (Lacan, 2006)
Ayna evresinde bireyin aynada gördüğü görüntü, arzuladığı “ideal benlik” ile bağlantılıdır. Bu ideal, kişinin gelecekteki kimlik arayışında önemli bir rol oynar.
Ayna Evresi Teorisi
“Ayna Evresi Teorisi”, bir bebeğin 6 ila 18 ay arasında, kendisini ilk kez aynada gördüğü ve bu aynadaki yansıma aracılığıyla kendisini tanıdığı süreci ifade eder. Lacan’a göre, bebek bu dönemde aynadaki yansımasını tanıdığında ve bu yansımanın “ben” olduğunu anladığında, kendini ilk defa bir bütün olarak algılar. Fakat bu yansıma yanıltıcıdır; bebek bedensel olarak henüz bütünleşmiş ve tam değildir. Aynadaki yansıma ise kusursuz, tamamlanmış ve bütün bir benlik sunar. Bu evre sonucunda bebek, yaşamının ilerleyen yıllarında aynadaki yansımayla bağdaşan bir “ideal benlik” ya da Lacan’ın deyimiyle imgesel düzeyde bir kimlik oluşturur. (Lacan, 2006) İnsanın “ideal”e olan hiç bitmeyecek özlemi de bu noktada başlar. Böylece insan hayatı boyunca aynadaki yansımada algıladığı kusursuz ve tamamlanmış benliği aramaya devam eder. Kendi benliği ve idealize edilmiş yansıma arasında yaptığı karşılaştırma sonucunda da “eksikliğe” dayalı bir gerilim ortaya çıkar.
Öznellik, Eksiklik ve Narsisizm
Kendisini aynada karşılaştığı idealize edilmiş imge üzerinden tanımlayan ve bu imge karşısında her zaman eksik olan birey için bu imgenin ulaşılamazlığı üzerinden narsistik bir yapı oluşur. (Lacan, 2013)
Aynaya bakar bir narsist; “Aynada bir “ben” var. Var olan her şeyden daha güzel, herkesten ayrıcalıklı ve üstün. “Peki ya içimdeki ben? Bir maskeyle yaşıyorum. Çünkü zayıf görünmekten çok korkuyorum. Aynadaki “ben”in karşısında acizim. Onun güçlü görüntüsü altında eziliyorum. Asıl olan “ben”in zayıf taraflarının fark edilmesinden korkuyorum ve aynadakiymişim gibi davranıyorum. Gerçekten kim olduğumu ben bile bilmiyorum. İşte bu, insanın aynadaki ideal olan “ben”i ve içindeki “ben”i arasında yaşamının ilk yıllarında başlayan gerilimin yarattığı hiç bitmeyen çatışmaya bir örnektir. Bu gerilimi fark eden birey, yaşadığı kırgınlığı gerçek ve ideal olan arasındaki mesafeyi kapatmaya çalışarak çözümleyebilmek için kendisi için “diğerleri” karşısında sergileyecek bir imaj yaratır. (Lacan, 2013) Bu imajlar modern dünyada karşımıza sosyal medya aracılığıyla çıkar.
“Narcissus”, Michelangelo Caravaggio tablosu. Narkissos, su birikintisinde kendi yansımasını görür ve kendisine aşık olur.
Modern Dünyada İdealize Benlik: Sosyal Medya
“Sosyal medya” kavramı; Lacan’ın ayna evresinin modern bir yansıması olarak düşünülebilir. İnsanların sadece fiziksel görünümün değil, yaşam tarzlarının, hayatlarının en iyi anlarının, ilişkilerinin ve başarılarının da yer bulabildiği sosyal medya hesapları, insanın kendi idealini sergilediği bir alan haline gelir. Takipçi sayısı, beğeniler, yorumlar, alıntılamalar aracılığıyla da sosyal medya, insanların idealize benliklerini geliştirme çabalarını pekiştirir. (Marwick, 2013)
Sosyal medya hesapları, bireylerin idealize benliklerini oluşturduğu gibi toplumsal normları ve güzellik standartlarını da pekiştirir. Kullanıcılar, sosyal medya aracılığıyla neyin “doğru”, “güzel” veya “istenen” olduğunu anlamaya çalışır. Bu durum, sürekli bir karşılaştırma yapma durumunu doğurur ve Lacan’ın ayna evresinde de olduğu gibi, birey hayatı boyunca aynadaki yansımada algıladığı kusursuz ve tamamlanmış benliği sosyal medyada da aramaya devam eder. Kendi benliği ve idealize edilmiş sosyal medya hesapları arasında yaptığı karşılaştırma sonucunda da kendini yetersiz ve eksik hisseder. (Turkle, 2011)
İnsanlar, dışsal baskılar ve tüketim kültürü ile karşı karşıya kaldıklarında, içsel kimliklerini keşfetme ve sürdürme konusunda zorluklar yaşarlar. Bu bağlamda, otantik olmak, derin ve anlamlı ilişkilerin kurulmasını ve insanların kendini tanımasını gerektirir. (Bauman, 2005)
Yansımanın Ötesine Geçmek: Otantik Olmak
Modern dünyada, insanların kimliklerini sosyal medya üzerinden inşa etmeleri, kimliklerini gerçek dünyadan daha çok sanal bir ortamda geliştirmelerine yol açar. İnsanın kendi idealini sergilediği ve geliştirdiği bir alan haline gelen sanal ortamda tüketim kültürü de merkezi bir rol oynamaktadır. İnsanlar sanal ortamda kendilerini sürekli olarak yeniden tanımlarken, dışsal imgeler ve nesneler üzerinden bir tatmin arayışına girerler. Ancak bu arayış, sürekli bir tatminsizlik hissi ile birlikte gelir ve bireyleri daha fazla tüketmeye iter. Tüketim kültürü, insanları benzer alışkanlıklar içine iter, hep daha fazlasını sunarak insanın içinde bulunduğu durumun her zaman yetersiz olduğunu hissettirir ve kişiyi devamlı bir kıyasa götürür. Bu durum da insanların otantiklik arayışını zorlaştırır.
“Yansımanın ötesine geçmek”, kişinin sosyal medyanın baskılarından sıyrılarak kendi kimliğini gerçek anlamda keşfetmesine yönelik bir çağrıdır. Bu çağrı, insanların kendilerini sorgulama, değerlerini yeniden değerlendirme ve gerçek benliklerini ortaya koyma sürecini içerir. Yansımanın ötesine geçmek, idealize edilmiş imajlar ve kendiliğimiz arasındaki çatışmayı anlayarak ve gerçek benliğimizi kabul ederek mümkün olabilir. Bunun için dijital kimliklerin ötesinde “Ben aslında kimim?”, “Ben gerçekten neleri severim?” gibi sorulara yer veren otantik bir benlik arayışı gerekir. Bu da bireysel değerlerin ön plana çıkarılması ve toplumsal normların birey tarafından sorgulanmasıyla mümkün olacaktır. Yüzeysel ilişkilerin ötesinde derin ilişkiler kurabilmek, eleştirel düşünebilmek ve kıyaslamayı bırakarak kendi potansiyelimize odaklanabilmek yansımanın ötesine geçebilmektir. Otantik benlikler oluşturarak yansımanın ötesine geçebilmek sadece bireysel düzeyde değil, toplumsal düzeyde de bir dönüşüm yaratabilir. (Bauman, 2005)
Sonuç olarak; kendi gerçekliğini keşfetmeyi, kendini ifade etmeyi ve dış dünyanın baskılarından bağımsız olarak kendi özünü bulabilmeyi kapsayan otantik benlik arayışı; modern yaşamın karmaşıklığında kendini keşfetmenin ve gerçek insan ilişkileri kurmanın temel anahtarıdır ve belki de bireyden başlayarak gerçekleşecek toplumsal bir dönüşümün başlangıcıdır.
Kaynakça
-
Bauman, Z. (2005) “Akışkan Hayat.” İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
-
Lacan, J. (2006) “Psikanalitik Deneyimde Ortaya Çıktığı Haliyle Ben’in İşlevinin Biçimlendiricisi Olarak Ayna Evresi”, New York/London: W.W. Norton and Company.
-
Lacan, J. (2013) “Psikanalizin Dört Temel Kavramı Seminer 11. Kitap”, İstanbul: Metis Yayınları.
-
Marwick, A. E. (2013) “Status Update: Celebrity, Publicity, and Branding in the Social Media Age.”, Yale University Press.
-
Turkle, S. (2011) “Alone Together: Why We Expect More from Technology and Less from Each Other.”, New York: Basic Books.


