Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Etkili İnsanın 7 Alışkanlığı ve Duygusal Zeka ile İlişkisi

İnsan davranışını anlamaya çalışmak yüzyıllardır psikoloji dünyasında süregelen ve sürekli kuramlarla kaynağı açıklanmaya çalışılan bir konudur. Her çalışmada bilinir ki olumlu özellikler gösteren kişiliklerde görülen özelliklerde doğuştan gelen yetenekler, akademik başarı, elde edilen bilişsel kazanımlar değil, sonradan geliştirilebilen düşünce kalıpları, duygusal beceriler ve insan ilişkilerindeki farkındalık düzeyi ile alakalıdır. Bu noktada Stephen R. Covey’in ortaya koyduğu “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” modelidir. Covey’in bu modeli bugün hâlâ liderlikten eğitime, kişisel gelişimden psikolojiye kadar pek çok alanda kullanılmaya devam etmektedir.

Akla gelen bir diğer kavram da son yıllarda popülerliği artmış olan duygusal zeka kavramıdır. Bu kavram özellikle 1990’lı yıllar itibarıyla Harvard’lı psikolog Daniel Goleman’ın yazmış olduğu “Neden EQ, IQ’dan Daha Önemlidir” ve “İşbaşında Duygusal Zeka” kitapları ile dikkat çekmiştir. Goleman’ın bu modelde ortaya koyduğu kavram, insanların duygularını nasıl fark ettiğini, duygularını tanıdığını, duygularını ve dürtülerini nasıl kontrol edebildiğini, sosyal becerileri nasıl kurabildiğini ve başkalarıyla nasıl ilişki kurduğunu açıklar.

Aslında bu iki yaklaşım birbirinden bağımsız değildir. Bir kişinin hayatını dönüştüren, etkili insan yapan alışkanlıklar çoğu zaman duygusal zeka becerilerinin üzerine inşa edilir. İşte sözü geçen bu 7 yaklaşım ve duygusal zeka ile harmanlandığında ortaya çıkan etkili insan profili olma özellikleri şu şekildedir:

1. Proaktif Olmak

Proaktivite kavramı, koşullar ne olursa olsun kişinin kendi davranışlarını seçmesi, bireyin kendi davranışlarının sorumluluğunu alması ve dış etkenlerden bağımsız olarak değerlerine göre hareket etmesidir. Tepkisel olan birey dış dünyanın koşullarına göre hareket ederken, proaktif birey değerlerine ve iç pusulasına göre seçimini yapar.

Goleman’ın duygusal zeka kavramında bahsettiği bileşenlerden Öz-yönetim ile örtüşür. Öz-yönetim; dürtü kontrolü, duygu düzenleme, hedef odaklı olma gibi unsurları içerir. Proaktif bir birey, duygularını fark eder, yönetir ve bilinçli tepkiler verir.

Günümüzde pek çok insan, olumsuz bir e-posta, sosyal medyada karşılaştığı olumsuz bir yorum ya da atılan bir olumsuz mesajla ruh hâlinin bozulmasına izin verir. Oysa ki proaktif olmak, çevremizde meydana gelen dış uyarıcıların duygusal dengemizi belirlemesine izin vermemektir. Gün içinde hepimizin tetiklendiği olaylar olur, durumlarla karşı karşıya kalırız ancak tepkimizi seçme gücümüz bize aittir. Bu gücü kullanan insanlar stresin ve belirsizliğin çok yoğun olduğu ortamlarda bile daha istikrarlı bir yaşam kurabiliyor.

2. Sonunu Düşünerek Başlamak ve Öz Farkındalık ile İlişkisi

Covey’in ikinci alışkanlığı, kişinin yaşam vizyonunu belirlemesini vurgular. “Ben neye göre yaşıyorum?”, “Kararlarımı hangi değerler yönlendiriyor?”, “Ben kim olmak istiyorum?” gibi sorular tam olarak bu alışkanlığın temelidir. Bu alışkanlıkta kişi yaşam misyonunu ve değerlerini belirlemiştir.

Öz farkındalık, kişinin kendi içsel durumlarının, duygularının ve sezgilerinin farkında olmasıdır. Kişinin içsel pusulasıdır ve vizyon oluşturmanın temelidir. Psikolojik olarak bakıldığında yönünü kaybetmiş insanların büyük bir kısmı “ne istediğini bilmeme” sorunu ile baş başadır.

Vizyonu olan insanlar sadece kendilerine hedef koymazlar, bu hedeflerin kendi benlikleriyle ne kadar uyumlu oldukları konusunda da değerlendirme yaparlar. Duygusal zeka, bu hedeflerin sürdürülebilirliği ve gerçekçi olma noktasında etkilidir.

3. Önceliklerini Belirlemek ve Öz Yönetim

Öncelik belirleme, önemli olanı acil olandan ayırma becerisi; zaman ve dikkat yönetimidir. Kendi duygusal ihtiyaçlarının ve hedeflerinin farkında olan bir kişi önceliklerini daha sağlıklı bir şekilde belirler.

Stresli olduğu dönemlerde insanlar genellikle uzun sürede fayda sağlayacak projeleri erteleme yoluna gidebilir; duygusal zeka seviyesi yüksek bireylerde kısa süreli dalgalanmalara kapılma görülmez. Bu bireyler uzun vadeli hedeflere sadık kalabilirler.

4. Kazan Kazan Düşünmek

Bu yaklaşım “ya sen ya ben” değil, “hem sen hem ben” bakışına dayanır. Bu alışkanlık güç savaşlarından ya da çatışmalardan çok işbirliği, güven ve niyetin açık olmasını gerektirir. Bu, duygusal zekada görülen “İlişki Yönetimi” boyutuyla ilişkilidir.

Bu özelliği gelişmiş olan insanların daha az çatışma yaşadığı, ilişkilerin daha uzun soluklu olduğu görülmüştür. Çünkü yaşanılan sıkıntı karşısında kişiler, karşı tarafı tehdit olarak algılamaz; çatışmaz, ortak çözüm noktası bulmaya çalışır.

5. Önce Anlamaya Çalış, Sonra Anlat

Duygusal zeka konusunda sıklıkla karşılaştığımız sosyal farkındalık bileşeni ile doğrudan bağlantılıdır. Empatik dinleme hem duygusal zekanın çekirdeği hem de 7 etkili davranış kapsamında önemli bir beceridir.

Empatik dinleme sadece dinlemek ya da duymak değildir; karşıdaki insanın duygularını anlayabilmek için çaba göstermektir. Bu yetkinliğe sahip olmayan insanlar, birbirini duymaktan çok sıranın kendisine gelmesini bekler. Oysa ki anlamaya çalışan kişiler çok daha güçlü bağlar kurar.

6. Sinerji Yaratmak: Farklılıkların Güce Dönüşmesi

Sinerji, farklılıkların birleşerek daha büyük bir güç oluşturmasıdır. Yüksek duygusal zekaya sahip olan kişilerin ekip çalışmalarında daha başarılı olmasının nedeni tam olarak budur.

Sinerji; benzer düşünen insanların bir araya gelmesiyle değil, farklı düşünen insanların katkı sağlayarak birbirini zenginleştirmesiyle oluşur. Sinerjinin oluşumu empati, açık iletişim ve güven duygusunun toplamıyla açığa çıkar.

7. Bileği Bilemek

Bu tabir, kişinin sürekli olarak kendisini yenilemesini anlatır. Bu yenileme; fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal bakım içerir. Bu süreç, öz farkındalık ve öz düzenleme süreçlerini doğrudan etkiler.

Duygusal zeka seviyesi yüksek bireyler ihtiyaçlarını zamanında fark eder. Yaşamış oldukları zihinsel yorgunluğu, tükenmişliği veya motivasyon kaybını görmezden gelmezler. Bu alışkanlık, duygusal dayanıklılığın sürdürülebilirliği açısından kritik bir önem taşır.

Unutulmamalıdır ki kendini ihmal eden insan, bir süre sonra ilişkilerini de performansını da farkında bile olmadan ihmal eder.

Özden Güneş
Özden Güneş
ÖZDEN GÜNEŞ, aile danışmanı ve sosyolog olarak danışmanlık alanında görev yapmaktadır. Lisans eğitimini sosyoloji alanında tamamlamış, aile danışmanlığı eğitimi almış, şu anda da psikoloji yüksek lisans yapmaktadır. Yazılarında gündelik hayatta karşılaşılan sorunları sade bir dille kaleme almaktadır. İletişim, ilişkiler ve aile hayatındaki sorun ve atılabilecek adımları, özellikle bilişsel davranış terapisi, şema terapi ve duygu odaklı terapi odaklı çalışmalarla anlaşılır hale getirmeyi misyon edinerek içerik üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar