Son zamanlarda fazlaca gündemde olan bir konu ‘suç ve suçlu çocuk’ olmak terimleri sadece dijital platformlarda izlediğimiz bir konu olmaktan çıkıp hayatın içinde yer almanın ötesine geçmeye başlamaktadır. Dijital medya üzerinden çocukların suç işlemeye yönelimli olarak gösterilmesi, çete gruplarının içine dâhil edilmesi durumu gerçek hayattaki çocuk suçlu kavramının gün yüzüne daha çok çıkmasında etkin rol oynamaktadır. Çocuklar izledikleri senaryoları sadece ekranda yansıtılan olarak akıllarında tutmaz aksine iç dünyalarına yansıtır ve bilinçlerine kodlanır.
Çocuk Dünyasında Suç Kavramının Şekillenmesi
İçeriklerin genel temalarında aile bağlarındaki zedelenmeler ve güvensiz bağlanmalar, baba figürünün olmaması, aile tarafından ihmal edilmiş çocuklar, ekonomik sıkıntılar ve kimlik benliğinin gelişmemesi çocukların suça sürüklenmesinde etkili temel konular olarak sunulur. Suç temaları birbirini takip ederek neden sonuç ilişkisine dönüşmüş durumda yansıtılmaktadır. Çocukların zihinlerinde aile bağlarındaki zedelenmeler çete gruplarının aralarındaki suça yönelik koşullu sevgi ve bağ kurmayı temsil ederken, baba figürü ise çete gruplarının başındaki kişiyi temsil etmektedir. Çocuk kendi hayatındaki eksik parçaları tamamlamak için suçla ilişkili olan gruplara yönelmeyi tercih etmeye başlar.
Çocuk izleyici bu sahneleri izlerken yalnızca karakter ve bağlamı izlemekle kalmıyor, gerçek dünyada ilişkisel kodlar kullanarak dünyanın tehlikeli ve adaletsiz olduğu fikrine inanmaya başlıyor. Dizideki hayal ürünü unsurlarla gerçeğin bağını kuramayan çocuk algısal olarak hayatın zorluklarının karşısında güven duygusu zedeleniyor ve çocuk izlediklerini uygulamaya başlıyor.
Ben Kimim?
İçeriklerin genel temasına bakıldığında suçlu konumunda olan çocuk ve gençlerin psikolojik durumları incelendiğinde, şiddete eğilim gösteren davranışlarında artış olması nedeni ile derin bir aidiyet arayışı ve kimlik karmaşası görülür; çoğunun zihninde “Ben kimim?” sorusu ağır bir şekilde yer eder. Kendini değersiz hissetme, dışlanma, toplumsal bir yere ait olamama gibi duygular çete kimliğinin daha kolay benimsenmesine ve “Suç benim kimliğim” inancının gelişmesine neden olacağı ve suça bağlılık duygusunun artacağı olasıdır.
İçerikler çocukların psikolojik açıdan kimlik gelişimlerini etkilediği kadar davranışlarını da etkilemektedir. Çocukların muhakeme yetenekleri tam olarak gelişmediği için izledikleri içeriklerin doğru ya da yanlış sınıflandırmasını yapamayabilirler ve izledikleri çete gruplarının kavga sahneleri gibi içeriklere maruz kaldıklarında saldırganlık artış gösterebilmektedir. Risk alma, sınır tanıma ve problemi güç kullanarak çözme davranışları çocukların algısında normalleşmeye başlar.
Suça Uyum Göstermek
Miller yaptığı bir araştırmada sosyoekonomik durumların çocukların suça sürüklenmesinde büyük rol oynadığını kanıtlamışlardır. Alt kültür kuramına göre aile bağları sağlıklı olmayan ve ekonomik olarak düşük düzeyli çevrede büyüyen çocukların sosyal desteği de doğru orantılı olarak olumsuz ilerlemektedir. (Miller, 2017)
Alt sınıf kültüründe yetişmelerinden kaynaklı olarak çocukların risk ve güç vurgusunun yoğun olduğu, şiddetin ve şiddet unsuru davranışların normalleştiği çevrede yaşamak ve beraberinde sosyal etiketlenmeye maruz kalma, akranları tarafından dışlanma, okulda değer görmeme gibi sorunlarla baş başa kalması statü bağlamında hayal kırıklığı yaşamalarına neden olmaktadır. Bu çevrede büyüyen çocuklar suçu sapkınlık olarak nitelemek yerine toplumsal dışlanmadan kurtulmak ve çevrelerinde kabul görme ihtiyacı içinde olmaları çocukların çete gruplarına katılmalarına neden olarak gösterilmektedir.
Suç demek çocuk zihninde hem toplumsal etiketlemenin bir sonucu hem de ait hissettiği grubun içinde tutunabilmek için algısal yönden bir gereklilik olarak yer edinmiş olur. Çete gruplarında büyümüş, isteklerini ve ihtiyaçlarını buradan karşılamış olan çocuklar bulundukları konum ve çevresel şartlar gereği kendilerini ait hissettikleri için gerekli bütün istenen ve suça ilişkin yapmaları gereken davranışsal aktiviteleri gerçekleştirmek zorunda hissederler. Bu durum çocukları hem suçun içine daha çok sürüklemiş olur ve aynı zamanda ihtiyaçları doğrultusunda o grupta kalmaları için de bir neden doğurmuş olur ve suç döngüsünün devamı olarak işlev görmeye devam eder.
Sonuç: Suçlu Çocuk Değil, Suça İtilmiş Çocuk
Suçlu çocuk olarak nitelendirilmek çocukların tercih ettiği bir durum değildir. Toplumsal baskılar, sosyoekonomik sıkıntılara maruz kalmak ve en önemlisi aile bağı kavramının çocukların hayatında etkin bir role sahip olmaması suç, suçlu, suç çeteleri, aidiyet duygusu ve kimlik gelişimi terimlerinin günümüzde çok fazla zihinlere yerleşmesine neden olmaktadır.
Bu terimlerin her birinin çocuk zihninde yarattığı etki onların ileriki sosyal ortamlarını ciddi şekilde ele geçirirken, ‘Kim Olduklarını’ da şekillendirecek. Çocuklar için suç kavramı toplumdan sapmak anlamının dışında toplumdan dışlanmak ve değersiz görülmek ile ilişkilidir ve çocuk büyürken kendini bulmanın ve statü sahibi olmanın yolu olarak güce ve şiddete yönelerek suç davranışını açığa çıkarmış olur.
Miller, W. B. (2017). Lower class culture as a generating milieu of gang delinquency. In Gangs (pp. 15-29). Routledge.


