Geçtiğimiz günlerde Türkiye, bir öğretmenin öğrencisi tarafından öldürülmesiyle sarsıldı; vefat eden öğretmen Fatma Nur Çelik biyoloji öğretmeni olarak İstanbul’da bir okulda görev yapmaktaydı ve henüz 17 yaşında olduğu belirtilen bir öğrencisi tarafından bıçaklanarak hayatını kaybetti. Olayın nedeni şu an için bilinmiyor. Bu bilinmezlik, yaşananın ağırlığını hafifletmiyor. Bir öğretmenin, sorumluluğunu taşıdığı bir öğrenci tarafından öldürülmesi, eğitim ortamlarının güvenliği, gençlerin ruh sağlığı ve toplumdaki şiddet iklimi üzerine daha derin bir sorgulamayı zorunlu kılıyor.
Son yıllarda Türkiye’de şiddetin farklı biçimlerde daha sık karşımıza çıktığı yönünde güçlü bir algı var. Akran zorbalığına dair haberler artıyor, aile içi şiddet vakaları gündemden düşmüyor, sağlık çalışanlarına yönelik saldırılar sıradanlaşma riski taşıyor. Trafikte, hastanede, okulda öfkenin daha hızlı yükseldiğini hissediyoruz. Elbette her olay kendi bağlamında değerlendirilmelidir ve bu vakada sebep henüz bilinmediği için kesin yorum yapmak doğru olmaz. Yine de bir psikolog olarak bireysel eylemlerin toplumsal atmosferden bağımsız düşünülemeyeceğini hatırlamakta fayda olduğunu düşünüyorum.
Sosyal Öğrenme ve Şiddet Şemaları
Sosyal öğrenme kuramı bu noktada bizlere önemli bir çerçeve sunuyor. Çocuklar ve gençler davranış kalıplarını büyük ölçüde gözlem yoluyla edinirler. Ev içinde sorunların nasıl çözüldüğünü, yetişkinlerin öfkeyle nasıl baş ettiğini izlerler. Eğer çatışmalar konuşarak değil de bağırarak ya da fiziksel güç kullanarak çözülüyorsa, bu durum ilişkilerle ilgili temel bir şema oluşturur. Kamusal alanda sert ve tehditkâr bir dilin yaygınlaşması da benzer bir etki yaratır. Zamanla şiddet, başvurulmayacak bir yol olmaktan çıkar; seçeneklerden biri gibi algılanmaya başlar.
Ergenlik Dönemi ve Duygusal Düzenleme
Gelişim psikolojisi açısından bakıldığında ise 17 yaş, hâlâ önemli bir dönüşüm dönemidir. Dürtü kontrolü, sonuçları uzun vadeli değerlendirme ve risk analizi gibi işlevler ergenlik boyunca gelişmeye devam eder. Ergenler yoğun duygular yaşar; hayal kırıklıkları daha keskin hissedilir, adaletsizlik algısı güçlüdür. Bu durum suçu meşrulaştırmaz, fakat duygusal düzenleme becerilerinin ne kadar kritik olduğunu gösterir. Bir genç öfkesini nasıl ifade edeceğini, sınırlarını nasıl koyacağını, yardım istemeyi nerede öğrenecek? Okulda erişilebilir bir psikolojik danışman var mı? Evde açık bir iletişim mümkün mü? Bu soruların yanıtı çoğu zaman ergenin yoğun duygulara karşılık verdiği tepki üzerinde oldukça belirleyicidir.
Akran Zorbalığı ve Benlik Algısı
Okul ortamında akran zorbalığı da ciddi bir tetikleyici olma riski taşıyor. Zorbalık yalnızca fiziksel saldırı şeklinde ortaya çıkmıyor bazen dışlama, alay, sosyal medya üzerinden küçük düşürme gibi biçimlerine de rastlıyoruz. Akran onayına en çok ihtiyaç duyduğu dönemde akranları tarafından sürekli değersizleştirilen gençler, yoğun bir öfke ve utanç duyarlar. Bazı durumlarda şiddet, kırılgan benlik algısını korumak için başvurulan bir araç haline gelebilir. Güçlü görünmek, kontrol sağlamak ya da korku yaratmak geçici bir üstünlük hissi verebilir. Toplumsal düzeyde gücün nasıl temsil edildiği de gençlerin bu algıyı nasıl içselleştireceğini etkiler.
Kronik Stres ve Toplumsal Tahammül
Psikoloji literatürü ayrıca kronik stres altında yaşayan bireylerde genel tahammül eşiğinin düştüğünü de gösteriyor. Ekonomik belirsizlik, gelecek kaygısı ve güvencesizlik duygusu bireylerde sürekli bir gerilim yaratır. Bu gerilim her seferinde gerçek kaynağına yönelmez. Çoğu zaman daha yakın ve daha erişilebilir kişilere yansıtılır. Hastanede bir doktor, okulda bir öğretmen ya da trafikte karşılaşılan bir sürücü, birikmiş öfkenin hedefi olabilir. Öğretmenler aynı zamanda not veren ve sınır koyan figürlerdir bu nedenle otoriteyle sorunlu bir ilişki kurulan bir zeminde bu rol daha da hassas bir hale gelebilir.
Medya Etkisi ve Duyarsızlaşma
Şiddetin medyada ve sosyal medyada sürekli görünür olması da ayrı bir etken. Sert görüntülere ve kutuplaştırıcı dile sık maruz kalmak, duyarsızlaşma eylemine yol açabilir. Empati kapasitesi zayıfladığında, karşımızdakini incitmek zihinsel olarak daha kolay hale gelir. Sürekli “biz ve onlar” çerçevesinde düşünmek, ortak insanlık duygusunu arka plana iter. Gençler bu dili yalnızca duymakla kalmaz, çoğu zaman yeniden üretir.
Çözüm için Atılabilecek Adımlar
Bu tablo karşısında mucizevi çözümlerden söz etmek gerçekçi değil. Yine de bazı temel adımlar atılabilir. Okullarda psikolojik danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, duygusal farkındalık ve çatışma çözme becerilerinin sistemli biçimde öğretilmesi önemlidir. Öğretmenlerin mesleki yükünün ve tükenmişliğinin azaltılması da göz ardı edilmemelidir. Aile içi şiddetle mücadele ise daha geniş bir toplumsal çaba gerektirir; çünkü çocukların ilk ilişki deneyimleri evde şekillenir.
Fatma Nur Çelik’in kaybı, yalnızca bir adli vaka olarak ele alınmamalı. Bir öğretmen, bir insan, bir hayat söz konusu. Onun ölümü üzerinden yürütülecek tartışmaların öfkeyi daha da büyütmesi değil, şiddetin beslendiği zemini anlamaya katkı sunması gerekir. Şiddetin sıradanlaşmasına alışmamak, her olayda durup düşünmek ve özellikle gençlerin duygusal dünyasına daha fazla alan açmak fikrimce atılabilecek en anlamlı adımlar arasında yer alıyor.


