Eğer akli melekeleriniz yerindeyse ve talihsiz bir köle değilseniz, muhtemelen hayatta yaptığınız seçimleri özgür iradenizle yaptığınızı ve aldığınız kararları özgür iradenizle aldığınızı düşünüyorsunuzdur. Size kötü bir haberim var. Aksini düşünmek için o kadar çok neden ve bilimsel veri var ki. İlk olarak beyne ulaşan bilginin ezici çoğunluğunun bilinç altı düzeyde kaldığını bilmenizi isterim. Bizi biz yapan, kişiliğimizi oluşturan ve pre-frontal korteks (beynin olgunlaşan son yerlerinden biri olan, gelen girdileri işlemeyi sağlayarak tepki üretmesinde rol alan frontal lobların ön kısmıdır, bu bölüm kendi içinde birçok alt bölmeden oluşur ve komplike bir beyin devresini ifade eder.) adı verilen beyin bölgesine sadece bilmesi gereken kadar bilgi ulaşır. Bu da beynin algıladığının küçük bir kısmı. Aslında iyi ki de böyle. Kimse, çıktığı orman gezisinde aniden karşısına bir ayı çıkmışken, kafasının yakındaki nehrin şırıltısı veya sineklerin vızıltısıyla meşgul olmasını istemez. O an zihnimizin kaçmaya odaklanmasını yeğleriz.
Zihin ve Bilinçaltı İlişkisi
Freud başından beri haklıydı. Zihnimizin çoğu bilinçaltı düzeydedir. Benjamin Libet 49 yıl önce bunu kanıtladı. 1971 yılında gerçekleştirdiği çalışmasında katılımcıların kafalarına elektrotlar yerleştirerek önlerindeki bir düğmeye basmalarını söyledi. Katılımcılar daha hangi düğmeye basmaya karar verdiklerinin bilincinde olmadan beyinlerinde elektriksel potansiyel ortaya çıktığı gözlendi. Yani beyinleri katılımcılar daha karar verdiklerini bilmeden önce kararını vermişti.
Bilinçaltının rüyalarla ilişkisi olduğu da söylenegelmiştir. Rüyalar uykunun REM (rapid eye movement) evresinde görülür. REM uykusu esnasında, beyin aktivitesi uyanıklıktaki duruma yakın bir şekilde artmıştır ancak kaslarımız geçici olarak felç benzeri bir durumda hareketsiz bulunur. REM uyku evresi esnasında uyanma, ancak kasların hâlâ REM durumundaki gibi hareketsiz kalmasına ise uyku paralizisi ya da halk arasındaki bilinen adıyla karabasan denir. Aslında tüm olay zihnin ve bilinç altının oyunudur.
Beyin Yapısındaki Cinsiyet Farklılıkları
Bilinçaltına bakmış iken beyne de değinmeden geçmeyelim. Erkek beyninde algılama ve koordine hareket arasındaki bağlantılar kadındakinden, kadın beyninde ise analiz ve sezgisel süreçler arasındaki bağlantılar erkek beyninden daha kuvvetlidir. Psikiyatrik açıdan bakarsak erkek bireylerde; otizm, hiperaktivite bozuklukları, öğrenme güçlükleri, şizofreni, madde bağımlılığı, REM uyku bozuklukları görülme ihtimali daha fazlayken; kızlarda yeme bozuklukları, (anoreksiya nevroza, bulimia) depresyon, anksiyete (kaygı) bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu / TSSB görülme ihtimali daha fazladır.
Günümüzde yaygın olarak kabul edilen görüşe göre, sol beyinde analitik ve mantıklı düşünme baskın iken sağ beyin sanatsal yaratıcılık ile meşguldür. Ancak dominant hemisfer, yani patron sol beyindir ve nihai kararı o verir. Emirlerini, korpus kallozum adı verilen ve beyin yarım kürelerini birbirine bağlayan sinir ağı ile sağ beyne iletir. Kısacası, beynin iki yarım küresi her konuda aynı fikirde olmayabilir. Ancak, sol beyin sağı domine ederek vücudu kontrol eder.
Nörolojik Bozukluklar ve Modern Tıp
Korpus kallozum hasarındaysa, sağ beyin, annesi babası tatile çıkmış ergen gibi etrafı dağıtıp partiler. Yabancı el sendromu (alien hand syndrome) işte bu durumda ortaya çıkar. “Yabancı el” normal elin tamamen zıttıdır, istemsiz hareketlerde bulunabilir.
Son olarak, tüm beyinsel veya farklı rahatsızlıklarda lütfen kandan kaynaklanıyor ya da sihir yapılmış gibi duyumsamalardan yola çıkan şarlatanlara değil, modern tıbba güveniniz. Diğer tüm alternatif tıp uygulamaları; cihazlı, cihazsız, pahalı, ucuz, delmeli, yolmalı, içmeli, çalkalamalı vb. hepsi “keriz yolmak” tan başka bir şey değildir.
Benim ve diğer arkadaşlarımın yazılarını okuduğunuz için çok müteşekkiriz, sizlere. İyilikler sizlerle olsun. Umay ana hepinizi korusun ve kollasın. Bir sonraki psikolojik yazıda görüşmek üzre…


