Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bedenimizle Barışamamak: Kadınlık, Kayıp ve Donup Kalmanın Psikodinamiği

Giriş

Beden, yalnızca fizyolojik bir yapı değildir; aynı zamanda yaşanmış deneyimlerin, kayıpların ve arzuların sessiz tanığıdır. Kimi zaman bir hormon değeri, kimi zaman düzensiz bir döngü, kimi zaman ise tıbbi bir tanı — bedenimiz bize bir şeyler anlatmaya çalışır. Ama biz çoğu zaman duymak istemeyiz. Psikodinamik perspektiften bakıldığında bu “duymama” hali, bilinçdışı bir savunma mekanizması olarak değerlendirilebilir: Duyarsak, dinlememiz gerekir. Dinlersek, harekete geçmemiz gerekir. Harekete geçersek, kaybedebiliriz.

Bu yazıda, kadın bedeninin tıbbi bir gerçekle yüzleşmesinin psikolojik izlerini, donup kalma tepkisini, kayıp ve yas süreçlerini ve arzu ile sahip çıkma arasındaki o köklü çatışmayı ele almaya çalışacağız.

Gelişme: Beden Konuşur, Biz Susmaya Çalışırız

Üreme sağlığına ilişkin bir tanı ya da olumsuz bir tıbbi bulgu, kadınlar için yalnızca fizyolojik bir gerçek değildir; çoğu zaman kimlik, değer ve gelecekle ilgili derin sorular doğurur. “Yeterince kadın mıyım?” sorusu, kültürel ve toplumsal baskıların da etkisiyle bilinçdışına sızar. Psikodinamik açıdan ele alındığında, bu soru aslında çok daha eski bir yaranın yeniden canlanması olabilir: Yetersizlik duygusu, bedenden önce gelir.

Bir tıbbi tanıyı öğrendiğimizde, bedenimizin bizi “yarı yolda bıraktığı” hissine kapılabiliriz. Bu his, öfkeyi beraberinde getirir. Psikodinamik teoride yansıtmalı özdeşleşme ve nesne ilişkileri kuramı çerçevesinde düşündüğümüzde, bedene duyulan bu öfke aslında erken dönem kayıpların, hayal kırıklıklarının ve desteksizlik hissinin bir yansıması olabilir. Bedenimize kızıyoruz çünkü çok daha önce başka şeylere, başka insanlara kızdık ve o öfkeyi ifade edemedik.

Üstelik bu süreç, çoğu zaman başka kayıplarla eş zamanlı yaşanır. Sevilen birinin kaybı, bir ilişkinin sona ermesi ya da kendi gençliğinin geride kalmakta olduğunun farkındalığı… Yas, katmanlıdır. Ve katmanlar üst üste yığıldığında, donup kalmak kaçınılmaz bir hal alabilir.

Travma ve Donup Kalma: Hayat Akar, Biz Bekleriz

Travma sonrası donma tepkisi, nörobiyolojik açıdan tehdit algısına verilen otomatik bir yanıttır. Ancak bu tepki yalnızca anlık tehlike anlarında değil, psikolojik tehdit karşısında da devreye girer. “İlerlersem kaybederim” inancı, kişiyi zamanın içinde sabitler. Sanki bir yaşta, bir anda kalmak, o andan sonra gelebilecek kayıplardan koruyacakmış gibi.

Bu donmuşluk hali kendini pek çok alanda gösterir: Kariyer kararlarını ertelemek, ilişkilerde ilerleyememek, bedene gereken özeni gösterememek, arzularını dile getirmekten kaçınmak… Bütün bu erteleme ve kaçınma davranışları, dışarıdan bakıldığında kararsızlık ya da isteksizlik gibi görünebilir. Oysa içeride çok farklı bir şey döner: Bilinçdışı bir öz-koruma mekanizması, kişiyi ilerlemekten alıkoymaktadır.

Üstelik bu donma hali, zamanla suçluluk ve yargıyla iç içe geçer. “Neden yapamıyorum?” sorusu, “Neden yapamıyorum ki?” şeklinde kendini suçlamaya dönüşür. Ve bu döngü, ilerlemek yerine kendi içinde dönmeyi sürdürür.

Arzu ve Sahip Çıkma: Görmek, Sahiplenmekten Önce Gelir

Psikodinamik perspektiften arzunun tanınması ve ona sahip çıkılması, sanıldığı kadar basit bir süreç değildir. Winnicott’un “gerçek benlik” kavramına başvurursak: Gerçek benlik, ancak güvenli bir ortamda kendini gösterebilir. Arzuyu dile getirmek, bir anlamda gerçek benliği görünür kılmaktır. Ve bu görünürlük, reddi ya da hayal kırıklığını da beraberinde getirebilir.

Bu nedenle pek çok kişi, arzusunu kendine bile itiraf etmekte güçlük çeker. “Zaten istemiyorum” ya da “şartlar uygun değil” gibi rasyonalizasyonlar, aslında korunma biçimleridir. Çünkü istemek, kaybetme riskini göze almak demektir. Ve daha önce çok şey kaybetmiş biri için bu risk, dayanılmaz gelebilir.

Oysa arzuyu görmek — ne kadar korkutucu olursa olsun — terapötik sürecin en kritik adımlarından biridir. Çünkü ancak gördüğümüz şeye sahip çıkabiliriz. Ve ancak sahip çıkabildiğimiz şey için gerçekten yaşayabiliriz.

Sonuç

Bedenimizle olan ilişkimiz, geçmişimizin, kayıplarımızın ve arzularımızın bir aynasıdır. Tıbbi bir tanı ya da bedenin “beklenenin dışında” işlemesi, bizi yalnızca fizyolojik değil, varoluşsal bir soruyla yüzleştirir. Psikodinamik perspektiften bu yüzleşme, ne kadar ağır hissettirse de aslında bir davet niteliği taşır: Duyulmaya, görülmeye ve nihayet sahip çıkılmaya.

Donup kalmak, çoğu zaman bilinçsizce seçilen bir hayatta kalma stratejisidir. Ama bu strateji, zamanla bizi hayatın tam ortasında dondurur. Yeniden ilerleyebilmek için önce donduğumuzu fark etmek, ardından bu donmanın altında yatan kayıpları ve arzuları görmek gerekir. Bu süreç sabır ister, güvenli bir ilişki ister ve her şeyden önce cesaret ister.

Yaşamak, gerçekten yaşamak — arzularımıza sahip çıkarak, bedenimizle barışarak ve kayıplarımızın yasını tutarak mümkün olabilir. Ve bu yolculukta yalnız olmak zorunda değiliz.

Kaynakça

Winnicott, D. W. (1960). Ego distortion in terms of true and false self. In Levine, P. A. (1997). Waking the tiger: Healing trauma. North Atlantic Books. Mitchell, S. A., & Black, M. J. (1995). Freud and beyond: A history of modern psychoanalytic thought. Basic Books.

Şeyma BACIN
Şeyma BACIN
Lisans eğitimini Işık Üniversitesi Psikoloji bölümünde tamamlamıştır. Universita Degli Studi Di Padova, Developmental and Educational Psychology alanında master eğitimini tamamlamıştır. “Türk Kültürünün Duygu Düzenleme ve Prososyal Davranış Üzerindeki Rolü” araştıran tez araştırmasıyla tamamlayarak “Uzman Psikolog” unvanını almıştır. Lisan eğitimi boyunca Kanserli Çocuklara Umut Vakfı bünyesinde, Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Onkoloji Servisinde kanserli çocuklarla sanat terapisi temelli atölyeler düzenlemiştir. Türkiye çocuklara yeniden özgürlük vakfı, Kaçuv, Mudem gibi çeşitli vakıflarda atölye eğitmeni olarak görev yapmıştır. Avrupa Psikoloji Öğrencileri Federasyonunun, Mental bozukluk damgalamasıyla mücadele etmek için düzenlediği projede yerel koordinatör olarak çalışmıştır. Yüksek lisans sürecinde Çocuk ve Ergenlerde Bilişsel Davranışçı Terapi, Çocuk Değerlendirme Test Eğitimlerini tamamlamıştır. Zorunlu stajını Padova Üniversitesinin çeşitli laboratuvarlarında stres üzerine fiziksel data toplayarak tamamlamış ve Kahramanmaraş depremi sonrasında bir sene boyunca çocuk ve ergenlere gönüllü psikososyal destek sağlamıştır. Travma Çalışmaları derneğinde araştırma ve içerik geliştirme biriminde, sosyal medya hesaplarının içeriklerinin hazırlanması, bültenlerin hazırlanmasında sorumlu olan ekipten sorumlu başkan olarak çalışmıştır. Şu anda profesyonel olarak, ergenler ve erken yetişkinlere psikodinamik yönelimli psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapi (BDT) yönelimli psikoterapi hizmeti vermektedir. Uzmanlık alanını nitelikli kılmak adına; lisans eğitiminin ardından, Doç. Dr. Vahdet Görmez’in verdiği Çocuk ve Ergenlerde BDT teorik eğitim modülünü, Uzm. Klinik Psikolog Edagül Dursun’dan BDT süpervizyonunu, Biruni Üniversitesinden Aile Danışmanlığı eğitimi ve süpervizyonunu, Çocuk Değerlendirme Test Eğitimini tamamlamıştır. Prof. Dr. Doğan Şahin’den Psikodinamik Temelli Psikoterapi eğitimini tamamlamıştır. Prof. Dr. Doğan Şahin’den aktarım odaklı dinamik psikoterapi eğitimini tamamladı. Halen kendi süpervizyon sürecinden ve terapi sürecinden geçmektedir. 2023 yılında kurulan Universita Degli Studi Di Padova, Uluslararası Duygu Düzenleme Laboratuvarı üyesidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar