Gerçeği mi Savunuyoruz, Kendimizi mi? Haklı Çıkma İhtiyacının Psikolojisi
Bir tartışmada haksız olduğumuzu fark ettiğimiz hâlde düşüncemizi savunmaya devam ettiğimiz oldu mu? Bazen karşımızdaki kişinin söylediklerinde haklılık payı olduğunu görürüz. Yine de geri adım atmakta zorlanır, kendimizi açıklamaya ve düşüncemizi savunmaya devam ederiz. Çünkü bazı tartışmalarda mesele yalnızca neyin doğru olduğu değildir. Haklı çıkmak, kendimizle ilgili inandığımız şeyleri korumanın bir yoluna dönüşebilir.
Yanıldığımızı kabul etmek, dışarıdan bakıldığında basit bir davranış gibi görünebilir. Oysa insanın kendi düşüncesini sorgulaması, yalnızca bir fikri değiştirmesini değil, bazen kendisiyle ilgili kabullerini de gözden geçirmesini gerektirir. Bu nedenle bir tartışmada geri adım atmak, her zaman yalnızca fikir değiştirmek anlamına gelmez.
Yanılmak Neden Bu Kadar Zor?
İnsanlar kendilerini genellikle tutarlı, mantıklı ve doğru kararlar verebilen kişiler olarak görmek ister. Bir konuda yanıldığımızı fark etmek, bu algıyla çelişebilir. Psikolojide bilişsel çelişki olarak açıklanan bu durum, inançlarımızla yaşadıklarımız ya da davranışlarımız arasında bir uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan rahatsızlıkla ilişkilidir.
Leon Festinger’ın ortaya koyduğu bilişsel çelişki kuramına göre insanlar, düşünceleri ve davranışları arasındaki uyumsuzluğu azaltma eğilimindedir. Örneğin, kendisini adil biri olarak gören bir kişi, bir tartışmada karşısındakine haksızlık ettiğini fark ettiğinde bu durumla yüzleşmekte zorlanabilir. Davranışını kabul etmek yerine karşı tarafın da hatalı olduğunu vurgulayabilir ya da kendi tepkisini haklı gösterecek nedenler bulabilir.
Burada amaç her zaman bilinçli biçimde gerçeği çarpıtmak değildir. Bazen kişi, kendi düşüncesini savunurken bunu neden yaptığının bile farkında olmayabilir. Kendini koruma ihtiyacı, olayları değerlendirme biçimini fark edilmeden etkileyebilir.
Neden Kendi Düşüncemizi Destekleyen Şeyleri Görürüz?
Bir düşünceye inandığımızda, onu destekleyen bilgileri fark etmeye ve hatırlamaya daha yatkın olabiliriz. Buna karşılık, düşüncemizle çelişen bilgileri sorgulayabilir, önemsiz görebilir ya da kolayca reddedebiliriz. Onaylama yanlılığı olarak bilinen bu eğilim, olayları tarafsız değerlendirmemizi zorlaştırabilir.
Örneğin, bir kişi tartıştığı arkadaşının kendisini anlamadığını düşünüyorsa, arkadaşının sözlerini bu beklenti üzerinden yorumlayabilir. Arkadaşının eleştirel bir cümlesini kendisine değer verilmediğinin kanıtı olarak görürken, uzlaşmaya yönelik sözlerini göz ardı edebilir. Böylece başlangıçta sahip olduğu düşünce, yeni deneyimlerle sorgulanmak yerine güçlenir.
Bu durum yalnızca kişiler arası ilişkilerde görülmez. İş hayatında, aile içinde ve günlük kararlarımızda da kendi bakış açımızı destekleyen işaretlere daha fazla önem verebiliriz. Zamanla bir düşünceyi ne kadar çok savunursak, onun doğruluğundan o kadar emin olmaya başlayabiliriz. Oysa bir düşünceye güçlü biçimde inanmak, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.
Tartışmanın Amacı Ne Zaman Değişir?
Bir anlaşmazlık başladığında amacımız karşılıklı olarak birbirimizi anlamak olabilir. Ancak zamanla bu amaç değişebilir. Karşımızdaki kişinin ne anlatmaya çalıştığını anlamak yerine ona neden yanıldığını göstermeye odaklanabiliriz. Dinlemek, anlamak için yapılan bir çaba olmaktan çıkar; cevap vermek için beklemeye dönüşür.
Bu noktada tartışma, iki kişinin farklı düşüncelerini paylaşmasından çok, kimin haklı olduğunun belirlendiği bir mücadeleye benzemeye başlar. Kişi, karşısındakinin sunduğu gerekçeleri değerlendirmek yerine kendi düşüncesini nasıl savunacağını planlar.
Böyle anlarda kendimize şu soruyu sormak önemli olabilir: Gerçekten anlamaya mı çalışıyorum, yoksa haklı çıkmak için mi konuşuyorum?
Bu sorunun yanıtı her zaman kolay değildir. Çünkü haklı çıkma isteği çoğu zaman öfke, kırgınlık, anlaşılmama hissi ya da kendini kanıtlama ihtiyacıyla iç içe geçebilir. Kişi yalnızca bir düşüncesini değil, değerini ve ciddiye alınma ihtiyacını da savunduğunu hissedebilir.
Fikir Değiştirmek Yenilmek midir?
Yanıldığımızı kabul etmeyi bir yenilgi olarak gördüğümüzde, fikir değiştirmek de zorlaşır. Oysa bir konuda düşüncemizi değiştirmek, başından beri yanlış düşündüğümüz ya da yetersiz olduğumuz anlamına gelmez. Aksine, yeni bir bilgiyle karşılaştığımızda değerlendirme yapabilmek, düşünsel esnekliğin bir göstergesidir.
Bir insanın her zaman aynı fikirde kalması tutarlılık gibi algılanabilir. Ancak tutarlılık, koşullar ve bilgiler değişse bile aynı düşünceyi sürdürmek değildir. Bazen tutarlı olabilmek, yeni bilgiler ışığında düşüncemizi yeniden değerlendirmeyi gerektirir.
Elbette her tartışmada karşı tarafın haklı olduğunu kabul etmek ya da kendi düşüncemizden vazgeçmek zorunda değiliz. Önemli olan, bir fikri yalnızca bize ait olduğu için savunmamak ve karşıt görüşleri peşinen reddetmemektir. Fikirlerimizi sorgulamak, onları değersizleştirmez; aksine, hangi gerekçelere dayandıklarını daha iyi anlamamıza yardımcı olur.
Haklı Olmak mı, Anlamak mı?
Kendimize zaman zaman şu soruları sorabiliriz: Karşımdaki kişi hangi noktada haklı olabilir? Benim düşüncemi değiştirebilecek bir bilgi var mı? Şu an savunduğum şey gerçekten inandığım bir düşünce mi, yoksa yanıldığımı kabul etmemek için tutunduğum bir görüş mü?
Bu soruların amacı her tartışmada geri adım atmak değildir. Amaç, düşüncelerimizi savunurken onları sorgulama olanağını da koruyabilmektir. Çünkü bir fikri savunmakla o fikre koşulsuz biçimde bağlanmak aynı şey değildir.
Bazen bir tartışmadan kazanarak çıkmak, ilişki içinde bir şeyleri kaybetmek anlamına gelebilir. Bazen de haklı olduğumuzu kanıtlamaya çalışırken karşımızdaki kişinin ne hissettiğini ve ne anlatmak istediğini duymayız. Oysa anlaşılmak kadar anlamaya çalışmak da ilişkilerin önemli bir parçasıdır.
Belki de mesele her zaman haklı olmak değil, yanılma ihtimalimize ne kadar alan açabildiğimizdir. Çünkü insanın kendine güvenmesi, hiçbir zaman yanılmayacağına inanmasından değil; yanıldığında bunu fark edebilecek ve gerektiğinde düşüncesini değiştirebilecek esnekliğe sahip olmasından da geçer.
Kaynakça
- Festinger, L. (1957). A theory of cognitive dissonance. Stanford University Press.
- Nickerson, R. S. (1998). Confirmation bias: A ubiquitous phenomenon in many guises. Review of General Psychology
