Çarşamba, Ekim 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Arayış Vakti: Logoterapi ve Varoluşsal Büyüme

Arayış Vakti: Logoterapi ve Varoluşsal Büyüme

Her şey yolunda gibi görünürken bile “Peki ama bütün bunlar ne için?” sorusunun zihninizde çınladığı oldu mu?
Uyandığınız her sabah, günlük koşturmacalar, belli-belirsiz tüm kaygılar ve daha farkında bile olmadığımız onlarcası… Hepsinin elbette ki bir anlamı olmalı. Gelin bunu piyasadaki herhangi bir ürün gibi düşünelim: Bu ürünün bir marka, piyasa ve defter değeri olsun. Olsun ki ürün her halükârda işlevi olabilsin. İşte bu ürünün defter değeri, bazen aksatabildiğimiz ya da hiç aksatmadığımız rutinlerimiz gibi. Gün içinde belki de farkına bile varmadan, otomatik bir şekilde alıp verdiğimiz nefesimiz bunlardan yalnızca biri.
Evet, nefes alıyoruz; ama hayatta kalmanın ötesinde bu nefes almanın defter değeri ne? Başta çok da uçlarda düşünmeye gerek yok. İlk olarak biyolojik mekanizmamız ve hayatta kalma dürtümüz zaten sahiplenmiş oluyor bu defter değerini: “Canlı kalmak, hücrelere oksijen taşımak ve bedeni ayakta tutmak.” Ve dahası… Bu mekanizmayı bir şekilde kendimiz için sıhhatte tutmaya çalışıyoruz. Neredeyse her eylemimizde olduğu gibi! Değer denilen bu soyut kavram biz insanlar için çoğu zaman, kaybı ile anılır ve ekseriyetle varlığı esnasında üzerinde durulup konuşulmaması da muhtemeldir. Nefes alabilmeye dair ne konuşmalı peki o halde, durup da ne demeli insan kendine? Ne demeli biliyor musunuz? “İnanamıyorum, bu bir mucize olmalı! Ben bugün de nefes alabiliyorum; kendim için, ailem için, her fırsatta yarasına ya da şifasına sığındığım geleceğim için; belki de yeryüzünün herhangi bir yerinde beni bekleyen birileri için…” İşte bu söylemler de o bahsettiğimiz değer oluyor. Peki bizi o değere götüren bir anlam pusulamız var mı? Var elbette: Logoterapi.

Logoterapi Bize Ne Sunar?

Son yirmi yılda, özellikle de bilginin sınırsız ve ulaşılabilir olduğu bu teknoçağda; bilginin, bilmenin hakikati ve anlamı değil de sırf varlığı bize yetiyor gibi. Her şeye saniyeler içinde erişebiliyoruz, devasa verilerin (big dataların) ortasında yüzüyoruz; ancak dönüp baktığımızda, bu bilgi bolluğu iç dünyamızdaki o derin anlamsızlık hissini doyurmaya yetmiyor. Bilmek, artık anlamaya veya dönüştürmeye karşılık gelmiyor; sadece zihinsel bir birikim, dijital bir gürültü olarak kalıyor. İşte tam da bu çağda, Viktor Frankl’ın kurucusu olduğu Logoterapi, bize bilginin nesnelliğinden sıyrılıp varoluşun hakikatine doğru bir pusula sunuyor.

“Bilgi Çağında” Varoluşsal Filtrelerden Çıkış

Modern teknoloji bize dünyayı “nasıl” kullanacağımızı, süreçleri “nasıl” şekillendirebileceğimizi söyler. Ancak “ne için” yaşadığımız sorusu karşısında sessiz kalır. Yani nedene değil nasıla götürür bizi sadece.
Varoluşsal Filtreler: Bilgiye doymuş ama anlama aç olan modern insan, içindeki boşluğu tüketimle, aşırı meşguliyetle ya da ekrandan akan uyaranlarla kapatmaya çalışır. Logoterapi bize bu boşluğun kaçılması gereken bir kriz değil, özümüze dönmek için bir uyandırıcı çağrı olduğunu hatırlatır. Zihnimizin çınladıklarına çağırır bizi aslında.

Sorumluluk ve Seçim Özgürlüğü

Teknoçağ, insanı edilgen bir tüketici konumuna indirger. Algoritmalar ne izleyeceğimizi, ne giyeceğimizi ve hatta ne düşüneceğimizi sunarken, Logoterapi bize en temel insani hakikatimizi iade eder: Sorumluluk ve Seçim Özgürlüğü. Her insanın kendi değerleri çerçevesinde olan o yerini vurgular.
Logoterapi bize şunları sunar:
Hayat bize “Bana ne sunabilirsin?” diye sormaz; biz hayatın karşısında durup onun sunduğu anlara yanıt vermekle yükümlüyüzdür. Bilgiyi sadece kendimizi beslemek için değil, bir amaca, bir fikre ya da bir başka insana hizmet etmek için kullanabilmek. İnsan ancak kendini unutup ötekine veya bir amaca yöneldiğinde aldığı o nefesin de bir gerçekten var olur.

Kaçınılmaz Acıya ve Belirsizliğe Şahsiyet Katabilmek

En gelişmiş yapay zekâlar, en devasa veri tabanları bile insanın kederini, hayal kırıklıklarını veya ölüm gerçeğini ortadan kaldıramaz. Bilgi, acıyı dindirmez; ama anlam, acıyı taşınabilir kılar. Değiştiremeyeceğimiz koşullar, kayıplar ve krizler karşısında sergilediğimiz duruş, varoluşsal büyümemizin zirvesidir. Victor Frankl’ın belirttiği gibi: “İnsanın elinden her şeyi alabilirsiniz; tek bir şey hariç: İnsanın her koşulda kendi tutumunu seçme özgürlüğü.” Velhasıl-ı kelam tutumların davranışlarımız hakkındaki fikrimiz- duruşumuz olduğunu ve söz sahibinin ise Nazi toplama kamplarında hayatına bir anlam kondurmaya çalışıp direnen “bilgin bir psikiyatr” olduğunu unutmayalım.

Kaynakça

  • Byung- Chul Han/ Ötekini Kovmak Victor Frankl/ İnsanın Anlam Arayışı
Amara Almaz
Amara Almaz
Psikoloji lisans eğitimine staj deneyimiyle ve öğrenci koçluğu ile devam etmektedir. Lise öğrencilerine yönelik sınav süreci ve kaygısı ile başa çıkma ve psikoloji alan tanıtımı ile ilgili seminer vermiştir. Fiziki bir derginin sayısında yazım deneyimi olmuştur.Psychology Times bünyesinde yazar olarak yer almakta; özellikle çocuk, gençlik, sosyal ve toplum psikolojisine ve varoluşsal psikolojiye ilgi duymakta, bu kapsamda öğrendiklerini sade ve anlaşılır bir dille paylaşmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar