İnsan zihni, bilinmeyeni anlamlandırmaya ve gelecekteki olası senaryoları düşünmeye eğilimlidir. Çünkü belirsizlikle karşılaştığımızda zihnimiz eksik kalan bilgileri tamamlamaya çalışır. Ancak bu süreçte yalnızca olası sonuçları değerlendirmekle kalmaz, olumsuz ihtimaller üzerinde de yoğunlaşabilir. Henüz gerçekleşmemiş bir olayın olumsuz sonuçlanma ihtimali üzerinde durdukça yaşanmamış bir olayın kaygısını şimdiden hissetmeye başlayabiliriz.
Bir haber beklerken olabilecekleri tekrar tekrar düşünmek, verdiğimiz bir kararın sonuçlarını zihnimizde yeniden değerlendirmek ya da geleceğe ilişkin kesin bir yanıt aramak bu sürecin gündelik hayattaki örnekleri arasında sayılabilir. Bazen düşünmenin bizi çözüme yaklaştırdığını sanırız. Her ihtimali hesaplarsak gelecekte daha az zorlanır, kendimizi olası tehlikelere karşı daha hazırlıklı hissedebileceğimiz yanılgısına düşebiliriz. Belki de bu yüzden cevabını bilmediğimiz soruların peşinden gider, henüz yaşanmamış olaylara anlam vermeye çalışırız. Ne olacağını önceden bilmenin bizi hayal kırıklıklarından koruyacağına ya da beklenmedik durumlar karşısında daha güçlü kılacağına inanabiliriz. Ancak geleceğe dair kesinliğe ulaşmaya çalışmak bazen bizi rahatlatmak yerine daha fazla düşünmeye ve yeni ihtimaller üretmeye sürükleyebilir. Zihnimiz olası senaryolarla henüz yanıtını bulamadığımız sorular arasında mekik dokur.
Peki, bizi asıl kaygılandıran belirsizliğin kendisi mi, yoksa onun içinde saklı olabilecek ihtimaller mi?
Kontrol İhtiyacı Ve Güvende Hissetme Arayışı
Psikolojide belirsizliğe tahammülsüzlük kavramı kişinin belirsiz durumları kabul etmekte zorlanması ve bu durumları rahatsız edici hatta tehdit edici olarak değerlendirme eğilimiyle ilişkilidir. Belirsizlik karşısında yaşanan kaygı yalnızca olumsuz bir sonuçla karşılaşma ihtimalinden değil, sonucun henüz bilinmiyor olmasından da kaynaklanabilir. Kişi ne olacağını bilmediğinde kendini güvende hissetmekte zorlanabilir ve bu nedenle kesin yanıtlar bulmaya, olası sonuçları önceden hesaplamaya ya da gelişmeleri kontrol altında tutmaya çalışabilir.
Örneğin, bir iş görüşmesinden haber beklerken yalnızca sonucu merak etmeyiz. Olumsuz bir yanıt alırsak ne yapacağımızı, bunun geleceğimizi nasıl etkileyeceğini ve bu durumla baş edip edemeyeceğimizi de düşünebiliriz. Bu ihtimalleri tekrar tekrar değerlendirmek belirsizliği ortadan kaldırmadığı halde kişinin zihinsel olarak bu konuya daha fazla odaklanmasına neden olabilir.
Bu noktada kontrol ihtiyacı devreye girebilir. Sonucu önceden öğrenmeye çalışmak, bütün olasılıkları hesaplamak veya başkalarından tekrar tekrar güvence almak, belirsizliğin yarattığı huzursuzluğu azaltmanın yolları gibi görünebilir. Bu davranışlar kısa süreli bir rahatlama sağlasa da her belirsizlik karşısında aynı yöntemlere başvurmak, zamanla kesinlik arayışımızı güçlendirebilir. Çünkü hayatın her alanında güvence sağlamak ve bütün ihtimalleri kontrol etmek mümkün değildir.
Belirsizliği Ortadan Kaldırmadan Onunla Yaşayabilmek
Belirsizlikle baş etmek her zaman kaygıyı ortadan kaldırmak ya da geleceğe ilişkin soruların yanıtlarını bulmak anlamına gelmez. Bazen önemli olan bütün sorularımız yanıtlanmamış olsa da günlük yaşamımıza devam edebilmektir. Bunun için öncelikle hangi durumları etkileyebileceğimizi, hangilerinin ise kontrolümüz dışında kaldığını ayırt etmek önemlidir. Örneğin, bir sınava hazırlanırken çalışma planı oluşturabilir, eksiklerimizi belirleyebilir ve düzenli bir şekilde çalışabiliriz. Ancak sınavın nasıl geçeceğini veya alacağımız sonucu önceden kesin olarak bilemeyiz. Sonuç hakkında tekrar tekrar düşünmek yerine dikkatimizi hazırlık sürecinde yapabileceklerimize yöneltmek kontrol duygumuzu daha gerçekçi bir zemine oturtabilir.
Bir diğer önemli nokta belirsizlik karşısında ortaya çıkan kaygıyı hemen ortadan kaldırmak zorunda hissetmemektir. Kaygı duyduğumuzda zihnimiz bizi sürekli yanıt aramaya, olasılıkları yeniden değerlendirmeye veya güvence bulmaya yöneltebilir. Oysa her sorun hemen yanıtlanması gerekmez. Bazen bir sorunun cevabını beklemek, kesin bir sonuca ulaşmadan karar vermek veya bazı durumların zaman içinde netleşmesine izin vermek de öğrenilebilecek baş etme biçimleridir.
Bu süreçte amaç, belirsizliği sevmek ya da onun karşısında hiç kaygılanmamak değildir. Belirsizliğe tahammül etmek, bir anda kazanılan bir beceri değildir. Kesin bir yanıt arama ihtiyacımızı fark etmek, kontrol edebileceğimiz şeylere odaklanmak ve her ihtimali önceden çözmeye çalışmadan adım atmak bu beceriyi geliştirmemize yardımcı olabilir. Amaç, belirsizlik karşısında hiç kaygılanmamak değil; kaygının hayatımızı ve kararlarımızı bütünüyle yönetmesine izin vermemeyi öğrenmektir.
Her Şeyi Bilmeden de İlerleyebilmek
Hayatın her döneminde yanıtını bilmediğimiz sorularla ve sonucunu öngöremediğimiz durumlarla karşılaşırız. Bazen bir kararın doğru olup olmadığını zaman gösterir, bazen de attığımız adımlar bizi hiç düşünmediğimiz sonuçlarla karşılaştırır. Bütün bunlara rağmen yaşamımızı sürdürebilmek için her sorunun yanıtını önceden bilmemiz gerekmez. Geleceğe ilişkin kesinlik arayışı kimi zaman bugünkü yaşamımızı da zorlaştırabilir. Bir karar vermeden önce bütün ihtimalleri değerlendirmeye çalışırken harekete geçmeyi erteleyebilir, olumsuz bir sonuçla karşılaşma ihtimalini düşünürken önümüzdeki fırsatları gözden kaçırabiliriz. Oysa hayat, tüm koşullar netleştiğinde başlayacağımız bir süreç değildir. Bazen eksik bilgilerle karar vermek, sonuçlarını zaman içinde görmek ve gerektiğinde rotamızı yeniden belirlemek zorunda kalabiliriz.
Belki de belirsizlikle kurduğumuz ilişkiyi değiştirmek, kendimize sorduğumuz soruları değiştirmekle başlayabilir. Sürekli “Sonunda ne olacak?” diye düşünmek yerine “Şu anda yapabileceğim ne var?” diye sormak, dikkatimizi kontrol edemediğimiz sonuçlardan kendi sorumluluklarımıza yöneltebilir. Böylece geleceğin bütün ihtimallerini çözmeye çalışmak yerine, bugünün içinde yapabileceklerimize alan açabiliriz. Belirsizlikle yaşamayı öğrenmek, her sorunun cevabını bulmaktan çok, cevabını henüz bilmediğimiz sorularla da yolumuza devam edebilmektir. İnsan elinden geleni yapabilir, geleceği için çaba gösterebilir ancak her sonucun kendi kontrolünde olmadığını da kabul etmelidir.
Çabanın Ötesinde: Tevekkül
İslam düşüncesinde tevekkül, insanın elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakabilmesidir. Bu, çabadan vazgeçmek ya da hiçbir şey yapmadan beklemek değil, kişinin kendi sorumluluğunu yerine getirirken her şeyin kendi kontrolünde olmadığını da kabul edebilmesidir. Geleceğin bütün ihtimallerini bilmek mümkün olmayabilir. Ancak her şeyi önceden bilmek zorunda olmadığımızı kabul ederek de yolumuza devam edebiliriz.
Belki de geleceğin belirsizliği yalnızca korktuğumuz ihtimalleri değil, henüz hayal bile edemediğimiz güzellikleri de içinde barındırır. Her şeyin nasıl sonuçlanacağını bilemesek de elimizden geleni yapabilir, çabamızı sürdürebilir ve gerisini Allah’a bırakabiliriz. Nitekim Secde suresinin 17. ayetinde şöyle buyrulur: “Hiç kimse kendisi için gizlenen müjde ve mutluluğu bilemez.” Belki de bilmediğimiz her şeyden korkmak yerine, henüz bilmediğimiz güzelliklerin de mümkün olduğunu hatırlamak gerekir.

