Çarşamba, Ekim 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Gerçek Arkadaşlıkta Paylaşımın Yeri

Arkadaşlık ilişkilerinde yakınlığı çoğu zaman birlikte geçirilen zaman, yapılan aktiviteler veya ortak anılar üzerinden değerlendiririz. Oysa bir arkadaşlığın ne kadar yakın olduğunu belirleyen önemli unsurlardan biri de duygusal paylaşım ve karşılıklılıktır. Bir insanın hayatında olup biten önemli olayları, yaşadığı duyguları ve kendisi için anlam taşıyan deneyimleri bizimle paylaşması, ilişkide kendimize ait bir yer olduğunu hissetmemizi sağlayabilir.

Elbette sağlıklı bir arkadaşlıkta kişinin hayatındaki her ayrıntıyı anlatması gerektiğini söylemek doğru değildir. Her bireyin özel alanı, mahremiyeti ve yalnızca kendisine ait tutmak istediği yaşantıları olabilir. Ancak paylaşmama davranışı sürekli hale geldiğinde ve özellikle kişi hayatındaki önemli gelişmeleri çevresindeki başka insanlarla paylaşırken bizi sistematik olarak bunun dışında bıraktığında, durum yalnızca “özel alan ihtiyacı” ile açıklanamayabilir.

Çünkü yakın ilişkilerde duygusal karşılıklılık önemli bir ihtiyaçtır. Bir taraf sürekli olarak kendisini açıyor, hayatını ve duygularını paylaşıyor; diğer taraf ise kendisiyle ilgili önemli konularda sürekli mesafeli kalıyorsa ilişkide bir dengesizlik oluşabilir. Bu dengesizlik zaman içerisinde “Bana güvenmiyor mu?”, “Beni yeterince yakın görmüyor mu?” veya “Benim onun hayatındaki yerim ne?” gibi düşüncelere yol açabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kişinin davranışını tek başına yorumlamak yerine ilişkinin bütününe bakmaktır. Örneğin bazı insanlar duygularını ifade etmekte zorlanabilir, kişisel konularını paylaşmaya alışık olmayabilir veya zorlandıkları durumları önce kendi içlerinde anlamlandırmayı tercih edebilirler. Bu nedenle bir arkadaşın tek bir konuyu paylaşmaması, doğrudan arkadaşlığın değersiz olduğu anlamına gelmez. Asıl önemli olan bunun sürekli ve ilişkide belirgin bir örüntü haline gelip gelmediğidir.

Bununla birlikte, arkadaşlıkta kendimizi sürekli “dışarıda kalan kişi” olarak hissediyorsak bu duyguyu görmezden gelmemek gerekir. Bazen bir ilişkiyi koruma isteğiyle kendi ihtiyaçlarımızı ikinci plana atabilir, karşımızdaki kişinin davranışlarını sürekli açıklamaya çalışabiliriz. “Belki böyledir”, “Ben fazla hassas davranıyorumdur” diyerek yaşadığımız kırgınlığı bastırabiliriz. Oysa kişinin kendi duygusunu fark etmesi, karşı tarafı suçlamak anlamına gelmez.

Bu noktada yapılabilecek en sağlıklı şeylerden biri açık ve yargılayıcı olmayan bir iletişim kurmaktır. “Neden bunu bana anlatmadın?” şeklinde hesap soran bir yaklaşım yerine, “Bazı önemli şeyleri sonradan öğrendiğimde aramızdaki yakınlığı sorguluyorum ve kendimi dışarıda kalmış hissediyorum.” demek, kişinin kendi duygusunu ifade etmesini sağlar. Böylece karşı tarafın niyetini varsaymak yerine onun bakış açısını anlamak mümkün olur.

Aynı zamanda kendi beklentilerimizi de değerlendirmek gerekir. Benim için yakın arkadaşlık ne anlama geliyor? Ne ölçüde paylaşım ve karşılıklılık bekliyorum? Karşımdaki kişiden beklediğim şey, onun kişisel sınırlarını aşmasını mı gerektiriyor, yoksa ilişkide daha fazla duygusal yakınlığa duyduğum ihtiyacı mı gösteriyor?

Sonuç olarak gerçek arkadaşlık, birbirinin hayatındaki her şeyi bilmek değildir. Ancak kişinin kendisini sürekli olarak diğerinin hayatının dışında hissettiği bir ilişkiyi de yalnızca “arkadaşlığın doğası böyle” diyerek normalleştirmek sağlıklı olmayabilir. Yakın ilişkilerde önemli olan; güven, karşılıklılık, paylaşım, sınır ve kişinin kendisini ilişkide değerli hissetmesidir.

Bazen bir arkadaşlığın ne kadar yakın olduğunu anlamak için “Bana her şeyini anlatıyor mu?” sorusundan çok, “Bu ilişkide kendimi görülmüş, önemsenmiş ve hayatında bir yere sahip hissediyor muyum?” sorusuna bakmak daha anlamlıdır. Çünkü sağlıklı arkadaşlık, birbirinin hayatını tamamen bilmekten değil, birbirinin hayatında gerçek ve karşılıklı bir yer açabilmekten geçer.

Eylül Yaren Palamut
Eylül Yaren Palamut
Eylül Yaren Palamut, lisans eğitimini ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü Psikoloji Bölümü’nde tamamlamıştır. Eğitim hayatı boyunca klinik, çocuk ve ergen psikolojisi ile endüstriyel psikoloji alanlarında çeşitli deneyimler edinmiştir. Üniversite eğitimi sırasında Akran Rehberliği dersi kapsamında öğrencilerle çalışmalar yürütmüştür. Mesleki gelişimini sürdürmek amacıyla Bilişsel Davranışçı Terapi, Oyun Terapisi, Çocuk Değerlendirme Testleri, Resim Analizi, Masal Terapisi, Mindfulness, Kabul ve Kararlılık Terapisi, DEHB, Disleksi, Montessori, Öğrenci Koçluğu, Dil ve Konuşma Bozuklukları, Psikolojik Dayanıklılık, Sınav Kazandıran Program ve Hızlı Okuma gibi çeşitli eğitimler almıştır. Farklı kurumlarda edindiği deneyimlerin yanı sıra psikoloji alanındaki mesleki çalışmalarını ve eğitimlerini sürdürmektedir. Günümüzde ağırlıklı olarak çocuk ve ergenlerle, hem yüz yüze hem de online olarak çalışmakta; özellikle dikkat ve öğrenme süreçleri, sınav kaygısı, akademik gelişim ve psikolojik dayanıklılık alanlarına odaklanmaktadır. Psikolojiyi bireyin yaşamının birçok alanına dokunan bir bilim olarak gören psikolog, bilimsel psikoloji bilgisini anlaşılır ve ulaşılabilir hale getirerek bireylerin kendilerini tanımalarına ve yaşam yolculuklarında daha sağlıklı adımlar atmalarına katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar