Doğanın şarkısını duyuyor musunuz hala? Kuşların, rüzgârın, denizin seslerini, hatta biraz daha zorlarsak bir karıncanın ayak seslerini. Doğanın sesi modern çağın gürültüsü arasında sessizliğine hapsolmuş vaziyette. Her gün yeni bir güne başlıyoruz. Yeni bir günden ziyade yeni bir harp meydanına hazırlanır gibi kalkıyoruz sıcacık yataklarımızdan. Alarm sesi, trafik sesleri, insan yoğunluğu ve birçok gürültü akın ediyor beynimize. Modern çağdaki insanının zihinsel yorgunluğu tam da bu noktada başlıyor.
Sanayi devrimi ile gelen makineleşme ne kadar işlerimizi kolaylaştırsa da bir bedene hapsolamayacak ruhlarımızı daracık yerlere hapsediyor. Her yeni güne dinlenemeden uyanmamızın belki de en büyük sebeplerinden biri de budur. Bedenlerimiz değil, zihinlerimiz yorgun. Gözlerimizi kapatıp hayal edelim şimdi, sabah kuşların sesleri ile uyanıyoruz. Ruhumuz ve bedenimiz yeni bir güne temiz hava sayesinde hazır. Düşününce doğada daha çok iş yapılıyor, daha hareketli bir yaşam biçimi var ama doğa ile iç içe insanları biraz olsun gözlemleyince görüyoruz ki onlar için yorulmak tatmin edici bir duygu. Çünkü doğada beden yoruluyor, zihin dinleniyor. İnsanoğlu bazı inanışlara göre bir toprak parçasından yaratılmıştır. Doğa ile yaratılmış olan ruhlarımız, doğada yenilenir. Doğa doğurur, geliştirir, iyileştirir, büyütür ve öğretir; en sonunda bu dünya serüveni bitince bizleri yine kendi içine alır.
Biyofili: Doğaya Duyulan Genetik Tutku
Hayatın koşuşturmasından, duvarların arasında kaybolmuş insanlardan duyduğumuz bir söz vardır. “Ben uzaklara gitmek istiyorum.” Bu ‘uzaklar’ kavramı mesafe olarak uzaklık mı, yoksa ruhumuzun özüne uzaklığı mı? Özellikle bir emeklinin hayalidir, köyde yaşamak veya deniz kenarı bir evde ömür geçirmek. Onca yıllık çalışmışlığın tatilini sürmek. İnsanoğlu evrimsel olarak doğaya aidiyet hisseder. Genlerimizden günümüze kadar taşınan bir mirastır, doğa sevgisi. Bu kavram Erich Fromm tarafından Biyofili olarak literatüre kazanılmıştır. Biyofili, yaşama, doğaya, canlı olan her şeye duyulan tutku olarak tanımlanabilir. Kendi bütünlüğünü koruma altına alarak doğa ile birleşmedir. Doğaya duyulan koşulsuz sevgidir. Biyofili durumunun gerçekleşmesi için doğa ve insanın karşılıklı bir ilişki içinde olması gerekmektedir. Yani insanın gelişimi için gereken koşulları sağlayabiliyor olması gerekir (Barbiero ve Berto, 2021).
Atalarımızın yaşam amacı, hayatta kalmayı gerçekleştirdikten sonra doğayı ve insanı anlamlandırma yani ontoloji (varlık) felsefesi üzerine yoğunlaşmıştır. İnsanoğlu varlığından bu yana doğayı anlamlandırma ihtiyacı gütmüştür. Ancak bu ihtiyacın temeli felsefe zeminden ziyade genlerimizden aktarılan doğa sevgisine dayanır. Doğa ile iç içe yaşayan bireylerin zihinsel rahatlamalarındaki en büyük etkenlerinden biri de budur.
Modern çağ, insanlara kapalı duvarlar arasına sıkıştırılmış bir hayat sunar. Her şeyin hızlı ve kolay olduğu bu yaşam biçiminde insanlar kendi özüne yani doğaya karşı uzaklaşmaya başlamışlardır. Hayatımızın kolaylaşması birçok deneyimi aynı anda deneyimleme fırsatı bizlere sunar ve bu fırsatlar arasında yine ve yine bir koşuşturma yetişme ihtiyacı hissederiz.
Zihinlerimizden Çıkan Kara Dumanlar
Çağımız insanındaki bu kopuş sadece fiziksel bir uzaklaşma olmaktan çıkıp, zihnin tüketmesi gereken enerji miktarından fazlasını tüketmesine neden olur. Hızlı yaşamın bizlere kattığı aynı anda birçok işle uğraşma alışkanlığı zihnimizde birçok sekmenin aynı anda açık olması ile de benzeştirilebilir. Bir bilgisayarı düşündüğümüzde bile aynı anda birçok sekmede işlem yapmaya çalıştığımızda bilgisayar bir yerde donar veya daha yavaş işlem yapmaya başlar. Bu durum zihnimiz içinde geçerlidir, Kaplan (1995)’ın makalesinde yer alan yönlendirilmiş dikkat yorgunluğu tam da bu durumu açıklar. Gün içinde maruz kaldığımız birçok değişken farkında olmadan beynimizde yer edinir ve zihinsel yorgunluğa sebep olur. Zihin yorgunluğu nedeniyle yapılan hatalar bireyin tükenmesine ve çok rahat yapabileceği eylemleri yaparken bile büyük bir isteksizlik doğurur.
Yorgun düşmüş zihnimiz için en etkili yöntemlerden birisi restorasyondur (yenilenme). Yani yapay dünyadan bir nebze uzaklaşıp doğaya kendini bırakıp, yenilenmeye izin vermektir. Hayatın koşuşturmasından sıkılan insanların hayali olan uzaklaşma arzusu aslında yenilenmenin içsel dürtüsüdür. Zihinlerimizden çıkan dumanların arasından sıyrılıp gökyüzüne bakmak, denizin sesini, rüzgârın esintisini ruhumuzun derinliklerinde hissetmek için küçük bir kaçamak yapmak bile doğanın iyileştirici gücünü yumuşak bir büyülenme ile hissettirir bizlere (Kaplan,1995). Yapılan araştırmalarda görüyoruz günlük koşuşturmadan sıyrılıp 10 dk bile olsa bir ağaç altında soluklanmak stres seviyesinde azalmaya ve zihinsel iyileşmeye neden olmaktadır (Bettmann vd., 2025).
Zihinlerimizden çıkan kara dumanların ardından sıyrılıp çam kokusuna kendinizi teslim ettiğinizi hayal edin. Bir sabah gözlerinizi, alarm sesinden ziyade perdenin arasından odanıza kaçak girmiş güneş ışığı ile açtığınızı veya kahvaltınızı otobüste ya da bir yere koşarak yapmaktan ziyade kendi bahçemizden çıkan besinlerle yaptığınız bir evren. Hayali bile rahatlatan bu evren aslında düşündüğümüzden daha yakın bizlere. Şehrin karmaşasından tamamen uzaklaşmaktan bahsetmiyor; bu hayaller, sadece koşuşturma hayatlarımızdan bir nebze sıyrılıp bir kaçamak ile mümkün olan küçük dokunuşlar. Bir yemek molasında bahçede geçirilen zaman, hafta sonu kaçamağı veya gün sonunda yapılan bir yürüyüşün tazeliği, aslında ruhumuza sunduğumuz en kıymetli armağandır.
Doğa ile kurulan bağ, modern dünyanın karmaşasından bizleri çeken halat gibidir. Sabah duyduğumuz kuş sesleri, rüzgârın esintisi, yaprakların sararıp yeniden hayat bulma döngüsü günümüzde hala devam ediyor ama sadece duymak isteyene ses veriyor tabiat. Hayatın sıkışıklığından küçük bir pencere aralayarak nefes almak her ruhun elzem bir ihtiyacıdır. Aralanan pencerelerden kulak vermeliyiz doğaya. Doğa susmadı, hala şarkısını fısıldıyor ona dokunan ruhlara. Zihin dinlendiği zaman çiçek açar tekrar ve tekrar.
Kaynakça
Barbiero, G. ve Berto, R. (2021). Biophilia as evolutionary adaptation: An onto-and phylogenetic framework for biophilic design. Frontiers in psychology, 12, 700709. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2021.700709
Bettmann, J. E., Speelman, E., Jolley, A., & Casucci, T. (2025). A Systematic Review and Meta-Analysis on the Effect of Nature Exposure Dose on Adults with Mental Illness. Behavioral Sciences, 15(2), 153. https://doi.org/10.3390/bs15020153
Kaplan, S. (1995). The restorative benefits of nature: Toward an integrative framework. Journal of environmental psychology, 15(3), 169-182. https://doi.org/10.1016/0272-4944(95)90001-2


