Martin Scorsese’nın Taxi Driver (1976), The Wolf Of The Wall Street (2013), Shutter Island (2010) gibi birçok filmi psikolojik analize konu olmuştur. Ancak özellikle Shutter Island (2010) filmi; suç, travma, yas ve akıl hastalığı temalarını merkeze alması nedeniyle psikanalitik kuramlar açısından dikkat çekici bir yapı sunmaktadır. Film ana karakter Andrew Laeddis’in bir akıl hastanesinde yürüttüğü soruşturma üzerinden başlarken, ilerleyen dakikalarda sanrı, gerçeklik ve öznel çöküş arasındaki sınırların belirsizleştiği bir ruhsal hikayeye doğru gider. Bu anlatı yapısı, filmin yalnızca gerilim ve korku filmi değil, aynı zamanda ağır bir ruhsal çözülmenin sinematografik temsili olarak ele alınır. Filmdeki psikolojik materyalin çokluğu nedeniyle; film Freud bakış açısıyla incelenebilir.
Yas ve Melankoli Bağlamında Andrew Laeddis
Shutter Island, ağır bir travmanın bastırılması ve bu bastırmanın başarısızlığı sonucu ortaya çıkan psikotik bir kişilik örgütlenmesini anlatır. Andrew Laeddis’in çocuklarının ölümü ve ardından eşini öldürmesi, egonun tolere edemeyeceği bir biçimde yoğun bir suçluluk, yas ve ambivalans yaratmıştır. Freud’un Yas ve Melankoli (1917) adlı metninde tanımladığı biçimde, Andrew normal bir yas sürecinden geçmez. Kaybedilen nesnelerle (eş ve çocuklar) olan bağ koparılamaz ve ego kaybedilen nesnelerle özdeşir. Libidinal yatırım onlardan geri çekilemez. Kayıp nesne benliğin içine alınır ve benlik özellikle karısına yönelmiş öfkeyi kendine yönelterek düşmanlık geliştirir. Bu durum melankolinin temel özellikleri olan benlik saygısında azalma, yoğun suçluluk, öfke ve kendini cezalandırma eğilimi ile uyumludur.
Bastırma Mekanizması ve Düşlerin Yorumu
Freud’un belirttiği üzere bastırma, istenmeyen bilgi ve durumların bilinçdışına itilmesidir. Melankolik kişilerde bastırma bir savunma mekanizmasıdır. Andrew karısını öldürmesini ve çocuklarının ölümünü bastırmıştır. Ancak bastırılan hiçbir şey ortadan kalkmaz; semptomlar, rüyalar ve dil sürçmesi yoluyla geri döner. Filmde Andrew’in eşini ve kızını rüya ve halüsinasyonlarla görmesi, bastırılmış içeriğin rüya ve semptomlar aracılığı ile geri dönmesini sahneler.
Bu sahneler Freud’un Düşlerin Yorumu (1900) eserinde tanımlandığı yoğunlaştırma ve yer değiştirme süreçleriyle açıklanabilir. Yoğunlaştırma, birden fazla düşünce, duygu veya anının tek bir imge ya da figürde birleştirilmesidir. Filmde Andrew’in karısı Dolores sık sık rüyalarına girer. Dolores figürü, kendi çocuklarını öldürmüştür bu yüzden hem katil ve suçlanan kişidir. Aynı zamanda mental bir hastalıktan muzdardir, Andrew onun hastalığını dikkate almamıştır bu yüzden de karısı kurban ve onu suçlayan kişidir. Andrew onunla ilgili ambivalansa sahiptir. Yer değiştirme ise, kişinin gerçek duygu ve duygusal yükün daha az tehdit edici bir nesneye aktarılmasıdır. Filmde Andrew, Dolores’in yaptıklarını Rachel Solando diye bir hastaya aktarır. Çocuklarını kendi karısı değil, tanımadığı başka biri öldürmüştür.
Tekrarlama Zorlantısı ve Deniz Feneri Sembolizmi
Freud’un Haz İlkesinin Ötesinde (1920) adlı metninde bahsettiği tekrarlama zorlantısı filmde görülür. Andrew’in sürekli gerçeği araştırması, aynı soruları sorması ve aynı sahneleri farklı biçimde yeniden yaşaması, haz ilkesinin ötesinde işleyen bir ruhsal zorlanmayı gösterir. Freud’a göre çözümlenmemiş travmalar, egoyu iyileşmeye değil, travmanın yeniden sahnelenmesine sürükler. Filmdeki ada, travmanın tekrar tekrar oynandığı kapalı bir sahnedir. Andrew ise her tekrarlamada bastırdığı içeriğin etrafında bir kez daha dolaşır.
Deniz feneri ise, bastırılmış içeriğin en yoğunlaştığı travmatik çekirdeğin temsilidir. Bastırılmış içerik bilince yaklaştığında yoğun kaygı yaratır ve bu nedenle özne bu içeriğe karşı kaçınma geliştirir. Andrew de deniz fenerine giderken yoğun kaygı yaşar, rüyasında eşini görür ve eşi ona “Deniz fenerine gidersen bu senin sonun olur” der. Bu sahneler, deniz fenerinin egonun erişmekten kaçındığı bir bilinçdışı temsil alanı olduğunu gösterir. Andrew deniz fenerinde bilinçdışındaki materyalin bilince gelmesiyle çöküş yaşar.
Süperego ve Ahlaki Mazoşizm
Bu noktada süperego devreye girer ve Freud’un Mazoşizmin Ekonomik Problemi (1924) adlı eserinde ahlaki mazoşizm tanımı ortaya çıkar. Özne bilinçdışı düzeyde cezalandırılmayı talep eder. Andrew filmin başında psikiyatr Cawley’e “Bu hastalar birini öldürdü, o halde onları teskin etmek için hiç uğraşmayın” der; aslında bu söz bilinçaltındaki cezalandırılma isteğinin bir göstergesidir. Filmin sonunda Andrew’in lobotomiyi kabullenmesi, cezalandırılmak istemenin bir sonucudur.
Freud perspektifinden bakıldığında film; normal yas sürecinin yaşanamadığı melankolik bir yapı ve çözümlenememiş, bastırılan travmanın tekrarlama zorlantısı yoluyla yeniden sahnelenmesini göstermektedir. Filmin ana karakterinin sonunda lobotomiyi kabul etmesi, ahlaki mazoşizm kavramıyla uyumlu bir biçimde, bilinçdışı suçluluğun kendini cezalandırma talebi olarak okunabilir. Bu noktada öz yıkım, süperegonun taleplerine boyun eğmek anlamına gelmektedir.
KAYNAKÇA
-
Freud, S. (2009). Bilinçdışı (Çev. Elif Çalıner). İstanbul: Olimpos Yayınları.
-
Freud, S. (2014). Yas ve melankoli (Çev. Aslı Emirsoy). İstanbul: Telos Yayıncılık.
-
Freud, S. (2001). Haz ilkesinin ötesinde-ben ve id (Çev. Ali Nahit Babaoğlu). İstanbul: Metis Yayınları.
-
Freud, S. (2014). Düşlerin yorumu (Çev. Emre Kapkın). İstanbul: Payel Yayınları.
-
Freud, S. (2021). Ketlenmeler, belirtiler ve anskiyete (Çev. Eren Aydemir). İstanbul: Dorlion Yayınları.
-
Freud, A. (2011). Ben ve savunma mekanizmaları (Çev. Yeşim Erim). İstanbul: Metis Yayınları.
-
Keser, E. (2022). Mazoşist kişilik özelliklerinin Freud ve Fairbairn’in kuramları açısından incelenmesi: Mazoşizmin tanımı ve klinik görünümü. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 9(3), 466-488.
-
Scorsese, M. (Yönetmen). (2010). Shutter Island [Film]. ABD: Paramount Pictures.


