“Eğer sevmeyi seçiyorsak yas tutma cesaretine de sahip olmalıyız.”
-Elisabeth Kübler-Ross
Hayat, kaçınılmaz olarak içinde hem olumlu hem de olumsuz pek çok süreci barındırır. Sevinçler, başarılar, başlangıçlar kadar; ayrılıklar, hayal kırıklıkları ve kayıplar da yaşamın bir parçasıdır. Kültürümüz açısından belki de en zor ve en sarsıcı deneyimlerin başında ölüm gelir. Peki, “Ölüm” kavramını gündelik hayatta cüretkâr bir şekilde kullanabilirken konu kendi kayıplarımız olduğunda neden yüzleşmekten kaçınırız?
Bir kayıp, yalnızca bir kişinin ya da canlının yokluğu değildir. Aynı zamanda hayatı algılayış biçimimizi, ilişkilerimizi, duygularımızı ve düşünce yapımızı da derinden etkiler. Bu değişimin kaçınılmaz olduğunu biliriz; ancak bu değişimi nasıl yöneteceğimiz büyük ölçüde bizim elimizdedir. Yas, bireye ve kültüre özgü bir süreçtir. Herkesin yas tepkisi farklıdır ve bu farklılık son derece doğaldır. Örneğin bir kuşun ölümü, bir kişi için anlamlı bir kayıp olarak görülmeyebilirken; yalnız yaşayan ve kuşuyla güçlü bir bağ kurmuş biri için derin bir yas sürecinin başlangıcı olabilir.
Her Yas Kendine Özgüdür
Yas süreci, kaybın doğal ve sağlıklı bir tepkisidir. Bu süreçte kişi üzgün, yalnız, sinirli ya da çaresiz hissedebilir. Bunların hepsi insani ve normal duygulardır. Kimileri acılarını konuşarak, içindekileri dökerek yaşarken; kimileri ise içine kapanarak kendi kendine kalmak isteyerek yaşayabilir. Yasın “doğru” ya da “yanlış” bir yaşanma biçimi yoktur. Bu nedenle her birey için yas, farklı ve kendine özgü bir deneyimdir. Bireyin tepkileri, sakin bir kabulden, ciddi kriz tepkisine kadar değişebilir. Bazı insanlar duygularını açıkça ifade ederken, bazıları acılarını sessizce taşımayı seçer.
Herkes yasını hissettiği gibi yaşayabilir; ancak bu süreci kendine zarar vermeden, mümkün olan en sağlıklı yollarla geçirmek önemlidir. Sevilen birinin kaybı sonrasında, doğal yas süreci tamamlandığında bireyin yaşamını yeni bağlar ve ilişkiler aracılığıyla yeniden yapılandırması beklenir. Bu noktada yas, yalnızca bir acı değil; aynı zamanda bireyin kendini yeniden tanımasına, güçlenmesine ve olgunlaşmasına hizmet eden bir süreç haline gelebilir. Ancak süreç sağlıklı şekilde ilerlemezse, yas tamamlanamaz ve bireyin işlevselliğinde belirgin bozulmalar ortaya çıkabilir.
Yasın Beş Evresi
Normal yas süreci genellikle 6 ile 24 ay arasında sürer. Bu süre içinde kişi çeşitli aşamalardan geçer.
-
İnkâr: İlk aşama çoğunlukla inkârdır. Bireyin yaşadığı acı verici durumun gerçekliğini beyni henüz işleyememiştir ve gerçekliği reddeder.
-
Öfke: Bunu genellikle öfke izler. Birey gerçekleri sindirmeye başladıktan sonra hayata ve/veya bireylere bir isyan halindedir. Başına gelenleri yavaş yavaş öfke ile sindirmeye başlar.
-
Pazarlık: Bir sonraki aşama ise pazarlık evresidir. Bu evrede kişi, kaybı önleyebileceğine dair düşünceler geliştirir ve suçluluk duyguları yaşayabilir.
-
Depresyon: Ardından depresyon gelir. Kişi kaybının geri gelmeyeceğini fark eder ve umutsuzluğa kapılır. Kişi kendini birçok şeyden soyutlayarak mutsuzluğunu yaşamak ister.
-
Kabul: Son ve en önemli aşama ise kabul evresidir. Bu aşamada kişi kaybının yokluğunu kabullenişe geçer ve duruma adapte olmaya başlar. Normal yaşama dönüşün ilk adımları da burada atılır.
Bu süreçte duygularınızı görmezden gelmek yerine, bu duygularınızla yüzleşmek en iyi çözüm yolu olacaktır. Yaşadığınız yüzleşmeler sonunda durumu kabul edip yolunuza devam etmeniz iyiye işarettir çünkü yüzleşme ve kabulleniş, iyileşmenin temel taşlarıdır.
Kayıplar İle Başa Çıkmayı Öğrenmek
Yas süreci ile başa çıkabilmek ilk önce kabullenmekten geçer. Yüzleşmesi en zor olan, çoğu zaman kendinizi kaçarken bulduğunuz o acının gerçekliğini kabul etmek ve yeniden hayata dönebilmektir. Bu kabulleniş; unuttuğunuz, hiçbir şey hissetmediğiniz ya da kaybın sizde iz bırakmadığı anlamına gelmez. Aksine, gidenin yokluğunda kendinizi yeniden bulduğunuz, acıyla yan yana durmayı öğrenmeye başladığınız bir süreçtir.
Bu aşamada en önemli adım, hissettiklerinizi yok saymak yerine onları fark etmek, kabul etmek ve ifade edebilmektir. Yas, içe atıldıkça ağırlaşan; paylaşıldıkça dönüşen bir süreçtir. Hislerinizi sevdiklerinizle, güvenli alanınızda dışa aktarmaktan çekinmeyin. Kendinize zaman tanımayı unutmayın. İyileşmenin bir takvimi yoktur. Ancak zaman tanırken de günlük rutininizi mümkün olduğunca devam ettirebilmek, psikolojik sağlığınız için koruyucu olacaktır. Zaman zaman bu yük ağırlaştığında ise bir uzmandan destek almak, süreci daha sağlıklı yönetebilmenin güçlü bir yoludur.
Kaynakça
Bildik, T. (2013). Ölüm, kayıp, yas ve patolojik yas. Ege Tıp Dergisi, 52(4), 223-229. Averill, J. R. (1968). Grief: its nature and significance. Psychological Bulletin, 70(6p1), 721.


