Bir çocuk bir suça karıştığında, çoğu zaman sonuca odaklanırız. Oysa çocuk söz konusu olduğunda, sonucu anlamak için süreci görmek gerekir. Asıl soru, ne yaptığı değil; bu noktaya nasıl ve hangi koşullarda geldiğidir. Çocukluk ve ergenlik, insan gelişiminin en kırılgan evreleridir. Bu dönemlerde verilen ya da verilmeyen her destek, çocuğun yalnızca bugününü değil, gelecekteki yaşamını da şekillendirir. Suç davranışı söz konusu olduğunda ise mesele yalnızca bireysel bir eylem değil; aile, çevre, toplum ve sistemin birlikte ürettiği karmaşık bir süreçtir. Bu nedenle “suç işleyen çocuk” ifadesi, çoğu zaman gerçeği eksik anlatır. Çünkü birçok çocuk, suçu bilinçli bir tercihten ziyade koşulların itmesiyle deneyimler.
Çocuk ve Ergen Psikolojisi: Neyi Gözden Kaçıyoruz?
Çocuklar ve ergenler, yetişkinlerle aynı bilişsel ve duygusal donanıma sahip değildir. Özellikle ergenlik döneminde:
-
Dürtü kontrolü henüz tam gelişmemiştir.
-
Risk alma eğilimi yüksektir.
-
Akran onayı, bireysel muhakemenin önüne geçebilir.
-
Otoriteyle çatışma, kimlik inşasının bir parçasıdır.
Bu gelişimsel özellikler, çocuğun “yanlış” ile “doğru” arasındaki çizgiyi yetişkinler kadar net çizememesine neden olabilir. Bu durum, suçu meşrulaştırmaz; ancak anlamaya çalışmadan yargılamanın neden sorunlu olduğunu açıkça gösterir. Bir çocuğun davranışını değerlendirirken yalnızca sonucu değil, o davranışa giden yolu da görmek gerekir.
“Suça Sürüklenen Çocuk” ne Demektir?
“Suça sürüklenen çocuk” kavramı, tesadüfen seçilmiş bir ifade değildir. Bu tanım, çocuğun çoğu zaman aktif bir failden ziyade pasif bir özne olduğuna işaret eder. Araştırmalar, suça sürüklenen çocukların büyük bir kısmının şu risk faktörleri ile karşı karşıya kaldığını göstermektedir:
-
Aile içi şiddet veya ihmal
-
Yoksulluk ve sosyal dışlanma
-
Eğitimden kopma
-
Travmatik yaşam deneyimleri
-
Güvenli bağlanma figürlerinin yokluğu
Bu koşullarda büyüyen bir çocuğun, suçu bir “çıkış yolu” ya da “aidiyet aracı” olarak görmesi şaşırtıcı değildir. Suç, bazen çocuğun kendini görünür kılma çabasıdır; bazen de hayatta kalma stratejisi.
Etiketlemenin Görünmeyen Zararı
Toplum olarak en sık yaptığımız hatalardan biri, çocuğu erken yaşta etiketlemektir. “Problemli”, “tehlikeli”, “suçlu” gibi sıfatlar, çocuğun kimliğinin önüne geçer. Psikolojide bu durum, çocuğa atfedilen kimliğin zamanla içselleştirilmesiyle ortaya çıkan bir süreci ifade eder. Çocuk, kendisine atfedilen kimliği zamanla içselleştirir ve bu kimliğe uygun davranmaya başlar. Böylece suç davranışı, geçici bir deneyim olmaktan çıkar; kalıcı bir yaşam biçimine dönüşebilir. Oysa çocuklar için en iyileştirici şey, hatalarının onları tanımlamadığını bilmeleridir.
Fail mi, Mağdur mu? Zor Ama Gerekli Bir Denge
Burada önemli bir ayrımı netleştirmek gerekir: Bir çocuğun mağdur olması, işlenen fiilin yok sayılması anlamına gelmez. Mağdurun hakkı, adaletin temelidir ve görmezden gelinemez. Ancak çocuk söz konusu olduğunda adalet, cezalandırmakla sınırlı düşünülemez. Çünkü cezaya odaklanan bir rehabilitasyon yaklaşımı, sorunun kökenine inmeyi engeller.
Gerçek adalet;
-
Ne suçu romantize eder,
-
Ne de çocuğu yetişkinle aynı kefeye koyar.
Çocuğun sorumluluğu vardır; fakat bu sorumluluk, gelişimsel düzeyi ve yaşam koşulları dikkate alınarak ele alınmalıdır.
Toplumsal Sorumluluk Nerede Başlar?
Bir çocuğun suça sürüklenmesinde yalnızca bireysel faktörleri konuşmak eksik kalır. Asıl sorulması gereken sorulardan biri şudur: Bu çocuğa ne sunuldu, ne sunulmadı? Eğitime erişim, psikolojik destek, güvenli sosyal alanlar ve kapsayıcı politikalar; çocukların suçtan uzak tutulmasında en güçlü koruyucu faktörlerdir. Önleyici çalışmalar, cezalandırıcı yaklaşımlardan çok daha etkilidir. Çocuğu yalnızca “yaptığı” üzerinden değerlendiren bir sistem, aslında kendi sorumluluğundan da kaçmaktadır.
Ne Yapılmalı?
Suça sürüklenen çocuklarla çalışırken temel hedef, cezalandırmak değil iyileştirmektir. Bunun için:
-
Psikolojik destek mekanizmaları güçlendirilmeli.
-
Aile odaklı müdahaleler yaygınlaştırılmalı.
-
Eğitimden kopuş erken fark edilmeli.
-
Çocuk adalet sistemi, iyileştirme temelli olmalıdır.
Çünkü bir çocuğunu kaybetmek, yalnızca bireysel bir trajedi değil; toplumsal bir başarısızlıktır.
Son Söz
Bir çocuğun işlediği suçu konuşmadan önce, onun hangi koşullarda büyüdüğünü sormak zorundayız. Çünkü çocukluk, ikinci bir şansı hak eden bir dönemdir. Belki de asıl mesele şu soruda gizlidir: Biz çocuklardan ne bekliyoruz ve onlara ne sunuyoruz?


