Kıyas kültürü ve algoritmalar çağında ilişkiler neden yetmez hissettiriyor? Sosyal medyanın görünmez ama sürekli etkisiyle, ilişkilerimizi yaşamaktan çok ölçtüğümüz bir çağdayız. Sevgi artık yalnızca hissedilen bir şey değil; bakılan, karşılaştırılan ve değerlendirilen bir olgu. Peki sevgi hâlâ bize mi ait, yoksa algoritmaların sunduğu onay sistemine mi bırakıldı?
İlişkilerimizin gerçekten bize ait olup olmadığını sormak, çağımızın en dürüst ve belki de en rahatsız edici sorularından biri. Bir ilişki mi yaşıyoruz, yoksa başkalarının ilişkilerine bakarak kendi hâlimizi sürekli tarttığımız bir döngünün içinde mi sıkışıp kaldık? Sosyal medya ilişkilerimize ne kattı ve bizden neleri sessizce, fark ettirmeden aldı?
Dijital Vitrinlerin İlişki Algısı Üzerindeki Etkisi
Bugün çoğumuz bir ilişkiyi yalnızca yaşamıyoruz. Aynı zamanda izliyor, ölçüyor ve değerlendiriyoruz. Instagram’da karşımıza çıkan “mükemmel” çiftler, kusursuz tatiller, estetik kahvaltılar, sürpriz hediyeler ve romantik jestler; ilişkilerin nasıl olması gerektiğine dair görünmez bir standart yaratıyor. Bu standart açıkça dayatılmıyor. Tam tersine, sessizce içselleştiriliyor. Bir süre sonra fark etmeden kendi ilişkimizi bu görüntülerle kıyaslamaya başlıyoruz. O noktada ilişki, iki kişi arasında kurulan canlı bir bağ olmaktan çıkıp başkalarının ilişkileriyle yarışan bir projeye dönüşüyor.
Sosyal medya ilişkilerimizden bir şeyler çalıyor mu? Evet. Ama bu hırsızlık gürültülü değil. Büyük kopuşlar ya da ani fark edişlerle olmuyor. Yavaş, sessiz ve çoğu zaman fark edilmeden gerçekleşiyor. En çok da “yeterlilik” duygusunu alıp götürüyor. Bir süre sonra sahip olduklarımız yetmemeye başlıyor. Partnerimizin sevgisi, ilgisi, çabası; başkasının paylaştığı kadar değerliymiş gibi hissediliyor. Oysa bir ilişkinin değeri, dışarıdan nasıl göründüğüyle değil, içeride nasıl yaşandığıyla ilgilidir.
Kıyas Kıskacında Yeterlilik Sorgulaması
Hepimiz kendimizi benzer düşüncelerin içinde yakalıyoruz: “Onlar her hafta sonu birlikte bir şeyler yapıyor, biz neden yapmıyoruz?” “O ona ne güzel sürprizler hazırlıyor.” “Ben böyle bir ilişkiyi hak ediyorum.”
Bu cümleler çok tanıdık. Ancak burada durup sormamız gereken daha rahatsız edici bir soru var: Hiç emek vermeden, zorlanmadan, kendimizle yüzleşmeden bir ilişkiyi nasıl hak edebiliriz?
Günümüz ilişkilerindeki en büyük çelişki tam da burada yatıyor. Herkes her şeyin en iyisini istiyor. En anlayışlı partneri, en romantik ilişkiyi, en az çatışmayı, en yüksek mutluluğu. Ama aynı anda kimse yorulmak istemiyor. Kimse beklemek, sabretmek, konuşmak, anlamaya çalışmak, hata yapmak ve onarmak istemiyor. Oysa sevgi bir sonuç değil, bir süreçtir. Ve her süreç gibi zaman, sabır ve emek ister.
Görünmeyen Arka Plan ve Sevginin Emeği
“Sosyal medyada gördüğüm ilişkiyi ben de hak ediyorum” demek kolay. Peki o ilişkinin arka planında görünmeyenler ne olacak? Kameraya yansımayan tartışmalar, suskunluklar, hayal kırıklıkları, kırılıp yeniden ayağa kalkmalar? Sosyal medya ilişkileri bir vitrine dönüştürüyor. Vitrin parlak, düzenli ve kusursuzdur. Ama hayat vitrinin arkasında yaşanır. Orada dağınıklık vardır, belirsizlik vardır, çelişkiler ve insan olmak vardır.
Bir diğer önemli mesele de ilişkilerin giderek bir tüketim nesnesine dönüşmesi. Beğenmediğimizde değiştirebileceğimiz, zorlandığımızda vazgeçebileceğimiz, emek gerektirdiğinde geri çekileceğimiz bir “ürün” gibi görülüyor ilişkiler. Oysa sevgi, sürekli memnun eden bir hizmet değildir. Bazen zorlayan, bazen yüzleştiren, bazen de büyüten bir bağdır. Her zorlandığımızda başka bir ihtimale bakmak, mevcut ilişkinin derinleşme şansını elimizden alır.
İlişkileri Yeniden Özgürleştirmek
Peki ilişkilerimizi yeniden bize ait kılmak mümkün mü? Evet. Ama bu bilinçli bir tercih gerektirir. Önce kıyasladığımızı fark etmekle başlar. “Bu düşünce bana mı ait, yoksa gördüklerimin bir yansıması mı?” sorusunu kendimize dürüstçe sormak cesaret ister. Ardından beklentileri gözden geçirmek gerekir. Partnerimizden istediklerimizi kendimiz ne kadar sunabiliyoruz? Anlayış beklerken ne kadar anlayışlıyız? Emek talep ederken ne kadar emek veriyoruz?
“En güzel ilişki” diye evrensel bir tanım yoktur. Her ilişkinin güzelliği, içindeki iki insanın ortak emeğiyle şekillenir. Hak etmek, pasif bir bekleyiş değil; aktif bir katılımdır. Sevgi, emek verdikçe derinleşir. Derinleştikçe de başkalarıyla kıyaslanamayacak kadar biricik hâle gelir.
Belki de bugün asıl ihtiyacımız olan şey şudur: Daha az izlemek, daha çok yaşamak. Daha az kıyaslamak, daha çok inşa etmek. İlişkilerimizi algoritmaların değil, kalbimizin ritmine göre kurabildiğimizde; işte o zaman yeniden bize ait, gerçekten biricik ilişkiler mümkün olabilir. Sevgi, bir gösteriş nesnesi değil, derin bir aidiyet meselesidir.


