Bağ Kurma İhtiyacı: İnsan Olmanın Doğal Bir Parçası
Birine ait hissetmek, kabul görmek ve sevilmek sadece duygusal bir ihtiyaç değildir. Aynı zamanda psikolojik bir ihtiyaçtır. Çünkü insan ilişkisel bir varlık olduğu için yaşam süresince anlamlı bağlar kurmak ve bu bağı devam ettirmek ister. Sağlıklı ilişkiler bireylere pozitif yönde etkiler sağlar. Değerli, güvende ve anlaşılmış hissetmelerine yardımcı olurlar.
Ancak ilişkilerde bazen bu bağ kurma ihtiyacı farklı bir hal alabilir. İlişki, bireyin duygusal dengesini belirleyen temel taş haline gelir. Bu durum ise psikolojide duygusal bağımlılık olarak adlandırılır. Duygusal bağımlılık, kişinin kendini iyi hissetmesini, değerli olduğunu düşünmesini ve duygusal güvenliğini büyük ölçüde karşısındaki kişinin varlığına bağlamasıdır. Bu durumda ilişki anlam değiştirir. İki kişinin karşılıklı etkileşimi olmaktan çıkar ve kişinin duygusal ihtiyaçlarını düzenlediği bir mekanizma haline gelir.
Duygusal Bağımlılığın Psikolojik Kökenleri
Duygusal bağımlılığın kökenleri genellikle erken dönem ilişki deneyimleriyle ilişkilidir. Çocukluk döneminde bakım verenlerle kurulan ilişkiler, bireyin hem kendisi hem de diğer insanlar hakkında geliştirdiği temel inançları şekillendirir. Sevginin orantısız olduğu, eleştirilerin çok olduğu ya da duygusal ihtiyaçların karşılanmadığı ortamlarda büyüyen çocuklar, sevginin hemen kaybedilebilecek bir şey olduğuna dair köklü bir inanç oluştururlar.
Bu deneyimlerden dolayı bireylerin zihinlerinde birkaç düşünce gelişebilir:
-
Sevilmek için daha fazla çabalamalıyım.
-
Yeterince iyi olmazsam insanlar beni terk eder.
-
Birini kaybetmek çok tehlikelidir.
Bu tür inançlar yetişkinlikte kurulan ilişkilerde çok sık ortaya çıkabilir. Kişi ilişkiyi duygusal bir paylaşım olarak değil, aynı zamanda terk edilme korkusuna karşı bir güvence olarak görür.
İlişkide Kimliğin Kaybolması
Duygusal bağımlılıkta en çok görülen durum, kişinin kendi ihtiyaçlarını ihmal etmesi veya görmezlikten gelmesidir. Kişi ilişkiyi sürdürebilmek için sınırlarını aşar, hoşuna gitmeyen durumlara katlanmaya çalışır veya kendi duygularını anlatmaktan çekinir.
Bu süre zarfında ilişki eşit bir paylaşım olmaktan çıkar. Birey, ilişkiyi kaybetme ihtimali üzerine aşırı bir kaygı hissedebilir ve bu kaygıyı azaltabilmek adına sürekli karşı taraftan bir onay arar. Karşı tarafın ilgisi azaldığında ise bu durumu genellikle kendi değeriyle ilişkilendirir.
Bu durum zamanla kimlik algısını da etkileyebilir. Kişi kendi hedeflerini, ihtiyaçlarını ve sınırlarını fark etmekte zorlanabilir.
Bağlılık Ve Bağımlılık Arasındaki Fark
İlişkilerde bağ kurmak sağlıklı bir adımdır. Ancak bağlılık ve bağımlılık aynı şey değildir. Bağlılık, iki kişinin birbirine değer verdiği ve ilişkiyi sürdürmek istediği bir yakınlık şeklidir. Bu ilişkide olan bireyler kendi sınırlarının ve ihtiyaçlarının farkındadırlar. Hem birlikte olmanın hem de bireysel olmanın tadını çıkarabilirler ve kimlik algıları sağlıklıdır.
Bağımlılıkta ise durum farklıdır. Kişinin kendini iyi hissedebilmesi için karşı tarafa psikolojik olarak ihtiyaç duyması söz konusudur. İlişkinin sürdürülmesi, kişinin öz değer algısını belirlemeye başlayan bir unsur haline gelir. Bu sebepten dolayı ilişkinin bitme düşüncesi dahi yoğun bir korku ve çaresizlik oluşturur.
Terapötik Süreçte Duygusal Bağımlılık
Terapide duygusal bağımlılık ele alınırken ilk basamak, bireyin ilişkiyle kurduğu psikolojik bağı fark etmesidir. Çoğu danışan bu durumda hissettiği bağı sevgi olarak adlandırır. Ancak terapötik süreç devam ettikçe bu bağın altında yer alan ihtiyaçlar ve korkular daha görünür hale gelir.
Bu noktada terapide temel amaçlardan biri öz değer algısını güçlendirmektir. Kişi kendi ihtiyaçlarını görmeye başladıkça ve duygusal düzenleme becerileri geliştikçe ilişkiyi psikolojik bir zorunluluk olarak değil, bir tercih olarak görmeye başlayabilir.
Ayrıca sınır koyma becerileri ve bireysel alan oluşturma da bu süreçte önemli basamaklardır. Çünkü bireylerin kimliklerini koruyabildiği alanlarda sağlıklı ilişkiler gelişebilir.
Sonuç
İnsan doğası gereği bağ kurma ihtiyacı ile hareket eder. Ancak bazı durumlarda yaşanılan ilişki, bireyin duygusal dengesini belirleyen temel kaynak haline gelebilir. Bu noktada bağ kurma ihtiyacı duygusal bağımlılık olarak karşımıza çıkar.
Duygusal bağımlılık çoğu zaman geçmiş deneyimlerin, öz değer algısının ve ilişkilere dair geliştirilen inançların bir sonucu olabilir. Bu nedenle bu durum hem bireyin kendisiyle kurduğu ilişki hem de diğer insanlarla kurduğu ilişkilerle yakından ilgilidir.
Sağlıklı ilişkiler, bireyin kendi kimliğiyle kurduğu bağlar üzerinde gelişir. Kişi kendisini sadece bir ilişki içinde değil, bir ilişki olmadığında da değerli hissedebildiğinde, ilişkiler yaşamı zenginleştiren bir deneyime dönüşür.


