Bir Çocuğun Ölümü
Ahmet Minguzzi ve Atlas Çağlayan’ın öldürülmesi, kamuoyunda çoğu zaman “bir çocuk daha gitti” cümlesiyle anıldı. Oysa psikolojik ve toplumsal açıdan bu ifade eksiktir. Bir çocuk öldürüldüğünde, yalnızca bir hayat sona ermez; onu koruması gereken yetişkin akıl, kurumlar ve sınırlar da sorgulanır. Çocuk cinayetleri; bireysel sapmalar değil, sistematik ihmalin görünür hale gelmiş sonuçlarıdır. Çocuğun çocukla oynayacağı yerde “yan baktın” diye katledilmesi de gelinen boyutun ciddiyetini tüm yönleriyle ortaya koymaktadır. Bu yazıda hem failin hem de maktulun çocuk olduğu acı gerçeği sorgulayacağız.
“Şiddet Çocukluğun Doğasında Yoktur”
Çocuklar şiddetle doğmaz. Şiddet; gözlemlenerek öğrenilir, sınır koyulmadığında pekişir ve cezasız kaldığında meşrulaşır. Sosyal Öğrenme Kuramı‘na göre çocuk, gücün nasıl kullanıldığını çevresinden öğrenir. Eğer bir çocuk, öfkenin sınırlandırılmadığını, zarar vermenin ciddi bir bedeli olmadığını görüyorsa; şiddet, onun zihninde “işe yarayan” bir davranış haline gelir.
Burada kritik nokta şudur: Çocuk, şiddeti yalnızca maruz kaldığında değil, tanık olduğunda da öğrenir. Evde, okulda ya da dijital ortamda güç kullananın kazandığını gören çocuk için şiddet, bir iletişim biçimine dönüşür. Duygularını düzenleyemeyen yetişkinler, farkında olmadan çocuğa şunu öğretir: “Sorunlar konuşarak değil, bastırarak ya da zarar vererek çözülür.” Bu öğrenme, zamanla içselleşir ve çocuğun davranış repertuarının doğal bir parçası haline gelir.
Sınır koyulmayan her davranış güçlenir. Şiddet içeren davranışlara net, tutarlı ve onarıcı sınırlar konulmadığında çocuk, empati geliştirmeyi değil, sonuçlardan kaçmayı öğrenir. Oysa sağlıklı sınırlar; korkutarak değil, sorumluluk duygusu kazandırarak işlev görür. Cezasızlık, adalet duygusunu zedelerken; tutarlı sonuçlar çocuğa hem kendisinin hem de karşısındakinin sınırlarını öğretir.
Bu yüzden çocuklardaki şiddeti yalnızca “bireysel bir sorun” olarak görmek bilimsel değildir. Şiddet, çoğu zaman yetişkinlerin kuramadığı sınırların, düzenleyemediği öfkenin ve görmezden geldiği sorumlulukların bir yansımasıdır. Çocuğu değiştirmek istiyorsak önce çevresini, modeli ve sistemi değiştirmek zorundayız. Çünkü çocuklar söyleneni değil, yaşatılanı öğrenir.
“Beyin Gelişimi” Nasıl Yanlış Kullanılıyor?
Bir başka bakış açısı da şudur: “Ergen beyni henüz gelişmemiştir.” Bu ifade doğrudur; ancak eksik ve çoğu zaman yanlış yorumlanır. Ergenlik döneminde Prefrontal Korteks‘in gelişimi devam eder. Bu da dürtü kontrolünü ve uzun vadeli sonuçları değerlendirme becerisini etkiler. Ancak bu durum, her ağır şiddet eyleminin bilinçsiz olduğu anlamına gelmez. Araştırmalar, planlı saldırı içeren vakalarda çocukların eylemin sonuçlarını öngörebildiğini ve davranışlarını bilinçli şekilde yönlendirdiğini göstermektedir.
Sorumluluk Nerede Başlar?
Psikolojik değerlendirmelerde temel soru şudur: Çocuk ne yaptığını biliyor muydu? Birçok ağır çocuk suçunda; kaçma, delil gizleme, yalan söyleme gibi davranışların görülmesi, sorumluluğun tamamen ortadan kalkmadığını gösterir. Bu noktada “fail çocuk” kavramı, çocuğu anlamak için kullanılmalıdır; eylemi hafifletmek için değil.
Bununla beraber cezasızlık, yalnızca hukuki bir sorun değildir; aynı zamanda güçlü bir psikolojik risk faktörüdür. Araştırmalar, yaptırım algısının zayıf olduğu ortamlarda ergenlerde saldırgan davranışların ve tekrar suç oranlarının anlamlı biçimde arttığını göstermektedir. “Nasıl olsa çocuk” söylemi, çocukların dünyasında “yaptıklarımın ciddi bir karşılığı yok” düşüncesine dönüşür.
Rehabilitasyon işe Yarar Mı?
Rehabilitasyon, suça sürüklenen çocuklar için vazgeçilmezdir. Psikolojik destek, empati çalışmaları ve yapılandırılmış müdahaleler tekrar suç riskini azaltır. Ancak bilimsel veriler, rehabilitasyonun net sınırlar ve yaptırımlarla birlikte yürütüldüğünde etkili olduğunu göstermektedir.
Peki Mağdurun Psikolojisi Neden Geri Planda Kalıyor?
Travma Literatürü, adalet duygusunun yas sürecinin sağlıklı ilerlemesi için temel bir unsur olduğunu ortaya koymaktadır. Adaletin hissedilmediği durumlarda travma donuklaşır, öfke kronikleşir ve toplumsal yarılmalar derinleşir. Aynı şekilde araştırmalar göstermektedir ki; erken ruh sağlığı taramaları, okul temelli psikolojik destekler ve risk altındaki çocuklar için zorunlu takip sistemleri şiddeti anlamlı düzeyde azaltmaktadır.
Sonuç
Öyle düşünüyorum ki bu mesele Türkiye’nin geleceğini belirleyen, yarınlarımızın garantisi olan çocukların ve ergenlerin can ve ruh sağlığı haricinde ülkemiz için de çok ciddi bir beka sorunudur. Çocukların adalet duygusuna olan inançla geleceğe umutla bakabilmeleri için yöneticiler ve karar vericiler tarafından adalet ve merhamet vurgusu oldukça önemlidir. Kısaca; Merhamet ile adalet birbirinin alternatifi değildir. Rehabilitasyon gereklidir; ancak cezasızlık, yeni travmaların davetiyesidir. Ülkemiz ve dünyanın bütün çocuklarının özgürce yaşaması dileğiyle…


