Cuma, Ocak 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bir Taciz, İki Travma: Olay ve Toplumun Tepkisi

”Tacizden sonra mağdur yalnızca yaşananla değil, toplumun yargılarıyla da baş etmek zorunda kalır.’’

Taciz yaşayan birçok kişi, yaşadıklarını anlatmaya çalıştığında olayı kanıtlamaya ya da yanlış anlaşılmadığını göstermeye zorlandığını hisseder. Bu anlatım, bir savunma ihtiyacından değil; toplumun yaşananı doğrudan kabul etmek yerine mağdurdan açıklama beklemesinden doğar. Kişi, başına geleni değil, başına gelenin “geçerli” olup olmadığını anlatmak zorunda bırakılır. İşte bu noktada taciz, yalnızca yaşanmış bir olay olmaktan çıkar; suçluluk, utanç ve sürekli sorgulanma hâliyle devam eden bir sürece dönüşür.

Taciz çoğu zaman bireysel bir deneyim gibi ele alınır. Oysa tacizden sonra başlayan süreç büyük ölçüde toplumsaldır. Mağdur, bir yandan yaşadığı ihlalin psikolojik etkileriyle baş etmeye çalışırken, diğer yandan toplumun ona yönelttiği bakışın ağırlığını taşır. Bu nedenle tacizden söz ederken yalnızca olayın kendisini değil, olaydan sonra kimin neyi taşıdığını da konuşmak gerekir.

Kendini Suçlamak: Travmanın Ürettiği Bir Yanıt

Travma psikolojisi, taciz sonrası kendini suçlamanın yaygın bir tepki olduğunu ortaya koyar. Bu suçluluk, kişinin gerçekten sorumlu olmasından değil; yaşananla baş edebilmek için zihnin kurduğu bir anlamlandırma çabasından kaynaklanır. Taciz, bireyin dünyaya dair temel varsayımlarını sarsar: “Dünya güvenlidir”, “İnsanlar temelde zarar vermez”, “Ben güvendeyim.” Bu varsayımlar yıkıldığında zihin, kontrol hissini yeniden kurmak ister.

Bu noktada kontrol illüzyonu devreye girer. Kişi, yaşananın tamamen failin sorumluluğunda ve kontrolünde olduğunu kabul ederse; bir başka gerçeği de kabul etmek zorunda kalır: “Bazen ne yaparsam yapayım, bazı şeyler bana yapılabilir.” Bu düşünce, ürkütücüdür. Bu yüzden zihin, acı verici ama daha “katlanılabilir” bir açıklamayı seçer: “Eğer hata bende ise, gelecekte önleyebilirim.” Böylece sorumluluk failden alınır, mağdurun omuzlarına yerleşir. Kendini suçlamak, bu anlamda bir zayıflık değil; travmanın yarattığı çaresizliğe karşı geliştirilen bir savunmadır. Ancak bu savunma, iyileştirici olmaktan çok yıpratıcıdır. Çünkü kişi yalnızca yaşadığı ihlalle değil, kendi zihninin ürettiği suçlayıcı sesle de mücadele etmek zorunda kalır.

Donakalma Tepkisi ve Sessizliğin Yanlış Yorumlanması

Taciz anında birçok kişi bağırmaz, kaçmaz ya da karşı koymaz. Bu durum, yaygın inanışın aksine, isteksizlik ya da onay anlamına gelmez. Travma anında sinir sistemi otomatik olarak savaş, kaç ya da donakalma tepkisinden birini devreye sokar. Donakalma tepkisi, bilinçli bir seçim değil; bedenin hayatta kalma refleksidir.

Ne var ki toplum bu biyolojik gerçeği görmezden gelebilir. Sessizlik, çoğu zaman “rıza” ile karıştırılır. “Neden bağırmadın?” sorusu, masum bir merak değil; çoğu zaman üstü örtülü bir suçlamadır. Bu soru, failin davranışını değil, mağdurun tepkisini merkeze alır. Böylece mağdur, bedeninin verdiği otomatik tepkiyi bile kendine karşı bir kanıt gibi algılamaya başlar.

Bu noktada açık olmak gerekir: Taciz anında “doğru” ya da “ideal” bir tepki yoktur. Her beden farklı tepki verir ve hiçbir tepki, yaşanan ihlalin sorumluluğunu mağdura yüklemez.

Tacizden Sonra Başlayan İkinci Travma

Tacizden sonra mağdurun karşılaştığı en büyük engellerden biri, toplumun tepkisidir. Kişi konuşmayı denediğinde çoğu zaman destekle değil, sorguyla karşılaşır:

“Niye oradaydın?”, “O saatte ne işin vardı?”, “Neden daha önce anlatmadın?”

Bu soruların ortak bir mesajı vardır: “Bu yaşandıysa, senin de bunda payın olmalı.” Psikoloji literatüründe bu durum ikincil mağduriyet olarak tanımlanır. Mağdur, saldırının ardından çevresinin, kurumların ya da toplumun tepkileriyle yeniden yaralanır. Taciz böylece tek bir olay olmaktan çıkar; süreklilik kazanan bir baskıya dönüşür.

Toplumun baskısı her zaman açık değildir. Bazen “iyilik” kılıfına bürünür: “Boş ver, kapansın.” “Kimse duymasın.” “Aile adın çıkar.” Bu ifadeler mağduru koruyor gibi görünse de, gerçekte toplumun utanç düzenini korur. Mağdurun sesi kısılırken, failin görünmezliği pekişir.

Adil Dünya İnancı

Toplumun mağduru suçlama eğiliminin altında güçlü bir psikolojik mekanizma yatar: adil dünya inancı. İnsanlar dünyanın temelde adil olduğuna inanmak ister. Bu inanç sarsıldığında zihin, dengeyi korumak için şu yola başvurur: “Demek ki o kişi bunu hak edecek bir şey yaptı.” Bu düşünce, başkalarına geçici bir güven hissi verir: “Ben doğru davranırsam, benim başıma gelmez.” Ancak bu güvenlik hissinin bedelini mağdur öder. Suç, failden çok mağdurun yaşamına odaklanır. Böylece toplum kendi konforunu korurken, mağdur daha da yalnızlaşır.

Utancın Yer Değiştirmesi

Tacizde en çarpıcı süreçlerden biri, utancın yer değiştirmesidir. Utanç, failde kalması gerekirken; mağdura yüklenir. Mağdur “ayıplanma” korkusuyla susar, kendini kirlenmiş hisseder, anlatmaktan vazgeçer. Fail ise çoğu zaman sessizlikle korunur.

Taciz bu noktada yalnızca bir eylem değil, mağdurun hayatına yayılan bir sistem hâline gelir. Toplum, “Bunu yaşadıysan hak edecek bir şey yapmışsındır” diliyle konuşmaya devam ettikçe, mağdurun kendini suçlaması pekişir.

Tacizden Sonra Konuşulanlar ve Susturulanlar

Taciz yalnızca yaşanan bir olay değildir; onu çevreleyen dil, bakış ve sessizlikle birlikte varlığını sürdürür. Tacizden sonra yük, failde kalması gerekirken çoğu zaman mağdurun omuzlarına bırakılır; fail sorgulanmadıkça mağdur sorgulanır, utanç failde kalmadıkça mağdurun hayatına yerleşir. Kıyafet, saat, mekân, sessizlik, donakalma ya da tepki verememek yaşananın gerçekliğini değiştirmez.

Ancak toplum bu tepkileri anlamak yerine, onları mağdurun aleyhine kullanmayı tercih eder. Böylece taciz, tek bir ihlal olmaktan çıkar; mağdurun kendini suçlamaya zorlandığı, sürekli açıklamak ve ciddiye aldırmak zorunda bırakıldığı bir sürece dönüşür. “Neden karşı koymadın?” sorusu, şiddetin yükünü failden alıp mağdurun omuzlarına bırakır; oysa sorulması gereken soru başkadır: Bu şiddeti mümkün kılan hangi dili, hangi sessizliği ve hangi bakışı sürdürmeye devam ediyoruz? Ve daha da yalın bir soruyla: Tacizden sonra kimi koruyoruz, kimi susturuyoruz? Bu soruyla yüzleşmeden ne bireysel iyileşme tamamlanabilir ne de toplumsal bir dönüşüm mümkün olur. Tacizin utancı mağdura ait değildir; onu mağdurun üzerine bırakanlara aittir. Ve bu utanç yer değiştirmediği sürece, şiddet yalnızca biçim değiştirerek varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Fatma Nur Dede
Fatma Nur Dede
Fatma Nur Dede, klinik psikolojiye ilgi duyan bir psikoloji öğrencisidir. Psikoloji alanındaki güncel gelişmeler, insan ilişkileri, travma ve kişisel gelişim gibi konular üzerine yazılar yazarak hem kendisinin hem de okurlarının keşif yolculuğuna eşlik etmektedir. Yazılarında, psikoloji öğrencisi olmanın heyecanını, öğrenme sürecinin dinamizmini ve psikolojiyi anlaşılır kılma tutkusunu paylaşarak okurlarına yeni bakış açıları kazandırmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar