Bakışın bedenden geri çekildiği, zamanın çocuklukla yetişkinlik arasında boşluklandığı bir yerde yazıldı bu metin. Hatırlamakla yabancılaşmak arasında, içe doğru açılan bir yolculuk.
Gözleriyle Bakamayan Birinin Kaleminden
“Hayata bedenimin içinden bakmayı bıraktığım günü bekliyorum. Bazen yürüyen bedenime birkaç adım geriden baktığımı fark ediyorum. Ne zamandan beri böyle inanın ben de bilmiyorum. Çocukluğumun hatıralarında geziniyorum bazen, o küçük anlarda da böyle miydi her şey diye ama o minnak bedende kaybolmak mümkün değildi sanırım. Hatta çoğu zaman o günlere gittiğimde zarar görmez bir beden algım olduğunu anımsar gibi oluyorum. Minik bir kalbe, temiz bir beyne duyulan o sonsuz güven. Ne tatlı. Kaybetmek, kaybolmak, yok olmak kocaman bir hiçlik. Zihinde bunlara dair bir korkunun oluşmasını geçelim, ismen bile yoklar. ‘Acı’ dediğimiz yere sürtülmüş bir diz yarası ya da avuç içine batmış taşların izleri. Bugünkü göğüs kafesimi saran baskı ne o halde? Ya da ne zamandan beri acı benim için o sancı?
Sanıyorum ki bir gün hiçbir şeye o gözle bakamadım. Yani bir gün bir yerde öyle bir şey yaşandı ki hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Baksanıza efendim sanki eski derken bir zamanın geride bıraktıklarından değil de bırakmak zorunda olduğum bir şeyden bahsediyor gibiyim. Ben senelerdir o şeyi arıyorum. Bazen bıraktığım ne acaba diye sordum, bazen zorunluluğum neydi diye sordum, bazen eskisi sahiden güzel miydi diye sordum; dönüşüm hep iyiye olmaz sonuçta, bazen sadece yokluğuna inandığım için sordum. Onlarca, yüzlerce cevap bulduğumu sanıyorsunuz değil mi? Yanılıyorsunuz çünkü ben de yanıldım. Bulurum, o ışığı yakalarım yeniden; yeniden koştuğum sokakların bir kokusu olur o soğuğun kokusu üstüme siner, tekrar o incir ağacının gövdesi beni gizler, yakalanmalar sıkıştırmaz da ‘sobe’ ile biter sandım. Hoş bunları gerçekten yaşayıp yaşamadığımı bazen ayırt edemiyorum; ama hisleri hâlâ bedenimde. Bu sanmalarımın bana tek cevabı oldu o da hayata bir daha gözlerimle bakamamak. Eskiyle, eskide kalanla bugünümü ararken bedenimin içine geri çekilmiştim adeta. Bedenim büyümüştü evet artık büyümüştü de içinde o minnağa yer bulamamıştı, sıkışmıştı. Sanki içimde kalmak güvenli değildi.
Bu nasıl ifade edilir bilemedim hiçbir zaman ama bakışlarınız aidiyet istemediyse anlamayacaksınız beni zaten. Ben bu gözlerle en tanıdık simalara, doğduğum evin duvarlarına bakarken bile yabancı olduğumu bilirim. Önce kabuğuma çekilir gerçek bir çekilme bu efendim içimde açılan bir derinlik ve bir adım geri çekilen ben izler, izler, izler zihnimde canlanan anlamlara tutunup gözlerime dönerim.
İçimde bir derinlikten bahsederim ya her seferinde hiç bilmediğim yerlere çıkan yollardır işte. Aşinası olduğum birkaç yer var gerçi her seferinde uğrarım. Mesela ilk sapağım çoğu zaman savunmasızlık olur sonra zihnimden bir buhulu ses artık bir oyunda olmadığımı söyler, sahi neredeyim diye düşündürür. Tam buldum sanırım kaybolmak çıkmazına düşer yolum ama ben annemin beni bulamayacağı bir saklambacı oynayamam der ve devam ederim. Yolum uzun olur genelde göğüs kafesimdeki sancıya da uğrarım. Bu uçurum kenarındaki yolculukta geriye çekeceğim bir adımın çocuk zihnimdeki hiçliğe olmasını nasıl istediğimi bilemezsiniz efendim.
Beni bir hiçlikmiş meğer doğduğum eve geri getiren. Anlam bulmadıklarında ne kadar masummuş kayıplar. Masumiyetmiş kaybedilen. Yetişkinlikmiş erilen. Ölümmüş göğüs kafesine bir nefesle batan. Bugün nefesimi sayabildiğim nadir anlardan birindeyim. Hayata dizlerimin acısını tanıdığım günden, yeniden başlıyorum. Umarım göğüs kafesime aldığım son nefesle batan sancı yerleşmeden hayata gözlerimle bakabilirim.”
Bakışın Yerini Hatırlamak
Bütün bu arayış, kaybedileni bulma çabası değil; bakışın yerini yeniden hatırlama isteğidir. Bedenin içinde kalmanın yeniden mümkün olup olmadığını yoklamak, göğüs kafesindeki sancıyı susturmak değil, onunla temas kurabilmektir. Bu metin, geçmişe dönmek için değil; bugünde, bir anlığına da olsa, hayata yeniden gözlerle bakabilmenin ihtimalini açık bırakmak içindir.


