Cuma, Nisan 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kaygının Günlük Hayattaki Maskeleri: Kontrol, Mükemmeliyetçilik ve Erteleme

Kaygı çoğu zaman yalnızca yoğun endişe, panik ya da korku haliyle ilişkilendirilir. Oysa klinik pratikte ve günlük yaşamda kaygı, kendini çok daha sessiz ve “işlevsel” görünen biçimlerde gösterebilir. Kontrol etme ihtiyacı, mükemmeliyetçilik ve erteleme davranışları, kaygının en sık karşılaşılan ama en az fark edilen maskelerindendir. Bu davranışlar ilk bakışta kişiye yardımcı oluyormuş gibi görünse de, uzun vadede ruhsal yükü artıran savunma biçimleri haline gelebilir.

Psikodinamik kurama göre kaygı, bireyin iç dünyasında yaşanan çatışmaların bir sinyalidir. Bilinçdışı düzeyde ortaya çıkan bu çatışmalar, ego tarafından tolere edilemediğinde kaygı duygusu açığa çıkar (Freud, 1926). Ego ise bu kaygıyla baş edebilmek için çeşitli savunma mekanizmalarına başvurur. Kontrol, mükemmeliyetçilik ve erteleme de bu savunmaların günlük hayatta sıkça kullanılan, sosyal olarak kabul gören biçimleridir.

Kontrol: Belirsizliğe Karşı Bir Siper

Kontrol etme ihtiyacı, çoğu zaman “düzenli”, “titiz” ya da “sorumluluk sahibi” olmakla karıştırılır. Ancak aşırı kontrol, genellikle belirsizliğe tahammülsüzlükten ve içsel güvensizlikten beslenir. Kişi dış dünyayı ne kadar kontrol ederse, içindeki kaygının da o kadar azalacağını düşünür. Ne var ki bu kontrol çabası, kısa süreli bir rahatlama sağlasa da kaygıyı kalıcı olarak yatıştırmaz.

Psikodinamik açıdan kontrol, erken dönem deneyimlerde yaşanan güvensizliklerle ilişkilidir. Çocuklukta duygusal olarak öngörülemez ya da tutarsız bakım verenlerle büyüyen bireyler, ilerleyen yaşlarda belirsizliğe karşı daha hassas olabilirler. Bu durumda kontrol, bireyin “dağılmamak” için başvurduğu bir tutunma noktası haline gelir. Kontrol kaybedildiğinde ise kaygı yoğun biçimde geri döner.

Günlük hayatta bu durum, her şeyin planlı olmasına aşırı ihtiyaç duyma, başkalarına güvenememe, küçük aksaklıklarda yoğun huzursuzluk yaşama şeklinde görülebilir. Kontrol burada bir güç göstergesi değil, kaygıyı düzenleme psikodinamik çabasıdır.

Mükemmeliyetçilik: Değerli Olmanın Şartı Gibi Yaşamak

Mükemmeliyetçilik çoğu zaman başarıyla ilişkilendirilir. Oysa klinik olarak mükemmeliyetçilik, bireyin kendilik değerini performansa bağlamasıyla yakından ilişkilidir. “Yeterince iyi olursam kabul edilirim” inancı, bu yapının temelini oluşturur. Bu inanç çoğu zaman bilinçdışıdır ve erken ilişkilerde koşullu kabul deneyimleriyle şekillenir.

Psikodinamik kuramda mükemmeliyetçilik, sert ve cezalandırıcı bir süperegonun varlığına işaret eder. Birey, içsel eleştirmeninin taleplerini karşılayamadığında yoğun suçluluk, utanç ve kaygı yaşar (Kernberg, 1998). Bu nedenle hata yapmak, yalnızca bir başarısızlık değil; aynı zamanda sevilmeme ya da değersiz olma tehdidi olarak algılanır.

Mükemmeliyetçi kişiler genellikle çok çalışır, detaylara takılır ve kendilerinden asla memnun olmazlar. Dışarıdan bakıldığında işlevsel görünen bu yapı, iç dünyada sürekli bir gerginlik yaratır. Çünkü mükemmellik ulaşılamaz bir hedeftir ve kaygı, her zaman bir adım geride bekler. Bu süreçte kişinin geliştirdiği savunma mekanizmaları aslında ruhsal bir denge kurma çabasıdır.

Erteleme: Kaygıyla Temas Etmemek

Erteleme çoğu zaman tembellik ya da motivasyon eksikliğiyle açıklanır. Oysa psikodinamik açıdan erteleme, kaygıyla temas etmemek için kullanılan bir kaçınma biçimidir. Yapılması gereken işe başlamak, çoğu zaman başarısızlık, yetersizlik ya da eleştirilme korkusunu tetikler. Bu durumda birey, işi erteleyerek kaygıyı da geçici olarak erteler.

Erteleme davranışı, mükemmeliyetçilikle yakından ilişkilidir. “Ya yeterince iyi yapamazsam?” düşüncesi, harekete geçmeyi zorlaştırır. Kişi işe başlamadıkça başarısız olmamış olur; böylece kendilik değeri tehdit altında kalmaz. Ancak zaman ilerledikçe kaygı artar ve bu döngü giderek daha yorucu bir hale gelir.

Klinik çalışmalarda ertelemenin, bilinçdışı suçluluk ve kendini cezalandırma eğilimleriyle de ilişkili olduğu görülür (McWilliams, 2011). Kişi, farkında olmadan kendini zor durumda bırakarak içsel çatışmalarını dışsallaştırır.

Sonuç: Maskelerin Arkasındaki Gerçek

Kontrol, mükemmeliyetçilik ve erteleme farklı biçimlerde ortaya çıksa da ortak bir zemini paylaşır: Kaygıyla baş etme çabası. Bu davranışlar, bireyin içsel çatışmalarını düzenlemek için geliştirdiği yaratıcı ama yorucu çözümlerdir. Sorun, bu çözümlerin zamanla katılaşması ve kişinin yaşam alanını daraltmasıdır.

Psikodinamik terapide amaç, bu davranışları “yok etmek” değil; onların hangi ihtiyaca hizmet ettiğini anlamaktır. Kaygının kaynağıyla temas edilebildiğinde, savunmalar da esnekleşmeye başlar. Kişi, kontrol etmeden de güvende olabileceğini, mükemmel olmadan da değerli olduğunu ve ertelemeden de baş edebileceğini deneyimleyebilir.

Kaygı tamamen ortadan kalkmaz; ancak onunla kurulan ilişki değişir. Maskeler yavaş yavaş düşerken, birey kendi iç dünyasıyla daha sahici bir temas kurma şansı elde eder. Ve çoğu zaman asıl iyileşme, tam da bu temasın başladığı yerde mümkün olur.

İlayda Çayırgan
İlayda Çayırgan
İlayda Çayırgan, lisans eğitimini Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji bölümünde, yüksek lisansını ise Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji programında tamamlamıştır. Psikodinamik yaklaşımla çalışan Çayırgan, yetişkin bireylerle yürüttüğü klinik çalışmalarında özellikle rüyalar ve psikopatolojiler üzerine yoğunlaşmaktadır. Yazılarında ise adli psikoloji, psikopatoloji ve rüya analizi gibi konulara yer vererek psikolojik içeriği derinlikli ancak erişilebilir bir dille sunmayı amaçlamaktadır. Bireyin iç dünyasını anlamaya yönelik içerikler üretmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar