Pazartesi, Şubat 23, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Varlığı Pazarlanmış, Kimliği Alınmış Organizmalar

Varlık, bahsi geçtiği ilk anlardan beri kavramsal olarak kendisini bile sorgulatan bir yapı. İnsanın madden ve manen burada, şimdiki zamanda bulunması dahi bugün hala geçerli ve kabul edilebilir temellere oturtulmaya çalışılan bir değer aslında. Kişinin bu serüveni, değişen dünyanın etkisiyle yalnızca “var” / “yok” tezatlıklarıyla açıklanamayacak kadar kategorize edilmeye aç bir yapıda. Karmaşıklaşmasına sebep olan, öteki güçlerce belirlenen çeşitli iki uçlulukların bulunduğu bir havuzda akla ve mantığa uyarlanabilir olanı kişinin kabul görmeye çalışmasıdır.

Kabul; dayatılan bir sunu mu yoksa tercihlerden süzülen bir çıktı mı, bunu yalnızca iç ve dış dünya dengesinin verdiği sinyallerle anlayabiliriz. Dengeyi esas aldığımızda, doğanın ve doğadakinin süreğen, anlamlı ilişkisinden söz edebilmek için en temel şartı “uyum” saymak mümkün olacaktır. Dış dünyadaki şartları ne kadar kimlik ile harmanlayabilirsek, o kadar yeterlilik ve buna bağlı olarak doyum gözlemlenecektir. Unutulmamalıdır ki insan, çevresi içinde değerlendirildiğinde, özünden iz taşıyabildiği kadar tatmindir.

Doğal Uyuma Karşı Günümüzün Yapısı

Doğadaki en küçük canlı bile doğanın asıl akışında, güneş dağların arkasından doğarken yeşile, o güneşin bulutların arkasına saklandığı günlerde griye alışacaktır. Bu minik can için bile anlamlı, süreğen, kapsayan bir bağ adına gayret isteyen uyumlanma sürecinde şimdiki tasni dünyadaki uyumlanmadan farklı olan girdi ve çıktıların net olması gerekir. Yani güneş batıdan doğmadığı, kış mevsimi kavurucu sıcaklarla mücadele ettirmediği müddetçe karıncanın kışa olan hazırlığı anlamsızlaşmayacaktır.

Günümüz yapısındaysa, güneşi batıdan doğmadığı için belli kalıplara sokmaya çalışacak; kışı mevsiminin gereğini yapıp üşüttüğü için suçlayabilecek dış bir otorite vardır. Kim ve ne olduğu da bilinmeyen otoriteler tarafından yaratılan bu ve benzeri dayatmalar, dengeyi şaşırtmakla kalmayıp belirsizlikler doğurmaktadır. Hal böyleyken, normalitede doyum çıktısı beklenen yerde yetersizlik ve değersizlik çıktılarıyla donatılmış bir tabloyla karşılaşmak kaçınılmazdır.

Gelişmiş Organizmaların Değersizleşmesi

Dünyada bilinen en sofistike, doğadaki şartlara kolayca uyumlanabilecek, tırnakları kısalmış, omurgası dikleşmiş bu gelişmiş organizmaların, karıncanın kışlığı kadar bile özleriyle bağdaştıracakları bir değerlerinin kalmaması ne acıdır, kim bilir? Üstelik bu değer arayışı, temelde varlıklarına dair en ince detayları bile fark edip anlamlanmak için çıktıkları bir yolken. Bu durumda ya ötekilerin kanaatince bir yaşantılama sebebiyle tatminsizlik ya da henüz mantığa uydurulamadan, filtrelenmeden kabullenme sebebiyle değersizlik; varlık denen kavramda kara delikler olarak boy göstermektedir.

Kimlik Sorusu ve Günümüz Dünyasında Özgünlük

“Ben” nedir? Kimdir? Ne için buradadır? Amacı var mıdır? Diğerleri “ben” için ne ifade etmektedir? Çıkış noktalı benzer sorulara cevap arayıp özgünlük ile bağdaşabilmek güdüsündeyken, her geçen gün değişen taleplerin arasında sıkışmış kimliklerin platformu aslında şu an değişen ve devinen günümüz dünyasıdır. Acımasız olan yanı, tasarlanan bir iyilik halini, yeterlilik kıstaslarını ve tatmini belirsizlik enflasyonu yaşayan kitleye pazarlama ağının oldukça geniş olmasıdır.

Satın alınan sözde iyilik hali bile, kategorize edilmiş belli kalıpların dışına çıkılamayan bir mengene gibidir. Bahsi geçen bu kalıplar, bedenen belli standartları karşılamayı, ruhen de genel geçer “normal” hal tanılamalarını barındırmakla kalmaz; “-e göre” anormaliteyi de tanılama eğiliminde olup genel çerçevede bölünmüş kimlik ve gruplar sunar. İnsanı kendi özünde hiçleştirince, yani bedeninde dahi yalnızlaştırınca, sistem artık öteki tarafından kabul görme, onaylanma ve dışlanmama için ekstra bir gayret rotası oluşturacaktır.

Sonuç: Pazarlanmış Varlık ve Alınan Kimlik

İnançlarını, değerlerini, etiğini, normalini, olurunu, doğrusunu, zevkini ötekinden alanın kimlik dediği kapsamı, ancak yine ötekinin ona sunduğu suni alanda mümkün olabilecek ve dış otorite desteklediği müddetçe varlığını sürdürebilecektir. Bazı cisimlere benzetilerek güzellik algısına oturtulmuş bedenler, vizyon adı altında satılmış turizm, sınıfsal misyonlar, kendi içlerindeki tezatlıklarla tatmin olan belli grupları ve dışlanan kitleleri yarıştırmaktadır.

Arayışından saptıran, farklı bir değişle aradığı değeri hiçleştiren bu sistem, önce halihazırda iç ve dışın dengesini tutturamayan, hatta içtekinin ve dıştakinin taleplerini bile göremeyen “aynı”lar oluşturmakta; sonrasında süzemeyen, dayatılanı yaşayan kitleleri toplamaktadır. Mutluluğa giden adımları adeta bir iksir gibi pazarlamakta ve yapay pazarın tatmin ve dışlanma gibi uç tezgahlarında “farklı”lıkları yarıştırmaktadır.

Bu pistinden çıkmış yarışın kazananı, tanılayan, kategorize eden, ötekileştiren otorite; kaybedeni ise “BEN” kimdir bilemeden, değişim deryasında boğulmamak için kendine yabancılaşmış, yabancıya sığınmış, en gelişmiş organizma olarak karşımıza çıkar.

Peki, “BEN” kimim? Bu yarışın neresindeyim?

Buse Nur Kelment
Buse Nur Kelment
Buse Nur Kelment, psikoloji lisansını yüksek onur öğrencisi olarak tamamlamıştır. Lisans öğreniminde ruh sağlığı kapsamında çeşitli terapi eğitimleri alıp gönüllü/zorunlu olan saha çalışmalarında eğitimlerden edindiği bilgileri pratiğe dökme fırsatı bulmuştur. Süreçte insanı anlamak adına gerek projektif testler aracılığıyla kimlik/yapılanmaları okuyarak, gerekse insan doğasında var olanı merkeze alan faydacı yolda, psikoterapi akışında duyguya teması sanatla harmanlayarak çalışmalarını özgünleştirmiştir. Kelment, aynı zamanda bahsedilen saha çalışmalarında, dahil olduğu uzman nöroloji ekipleriyle fizyolojik yapıya olan merakını keşfetmiştir. Keşfiyle beraber insan mekanizmasındaki karmaşayı muazzam işleyen bir çark olarak anlamlandırabilmeyi ve yazar olarak ürettiği içeriklerde aktarabilmeyi kendine misyon edinmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar