Perşembe, Aralık 4, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Üç Düzlem Arasında Kimlik: Trans Bireylerde Atanmış–İçsel–Toplumsal Kimlik Uyuşmazlığı ve Psikolojik Sonuçlar

Kimliğin Katmanları Arasındaki Sessiz Çatışma

Bir insanın kimliği, yalnızca doğumda verilen bir etiketten ibaret değildir. Kimlik; biyolojik, psikolojik ve toplumsal boyutlarıyla bir bütündür. Ancak trans bireyler için bu bütünlük çoğu zaman parçalanmış bir deneyimdir. Çünkü kimlik, üç düzlemde bir arada yaşanır: doğumda atanan kimlik (assigned identity), içsel kimlik (inner gender identity) ve toplumsal/görünür kimlik (social identity).

Bu üç alan arasındaki uyumsuzluk, sadece dışsal bir çatışma değil; kişinin bedeninde, benliğinde ve dünyayla kurduğu ilişkide yankılanan bir psikolojik gerilimdir.
Modern psikoloji, artık kimliği sabit bir yapı olarak değil, dinamik bir süreç olarak görmektedir. Bu perspektif, özellikle trans bireylerin yaşadığı içsel ve toplumsal çatışmaları anlamak açısından kritik bir öneme sahiptir. Çünkü kimlik, sadece “kimin ne olduğu” değil; “kimin olmasına izin verildiği” bir sistem içinde şekillenir.

1. Üç Düzlemli Kimlik Deneyimi: Görünürlük ve Onay Arasında

Trans bireylerin kimlik deneyimi, üç düzlem arasındaki geçiş ve uyumsuzluklarla şekillenir:

  • Atanmış kimlik: Doğumda biyolojik cinsiyet temelli olarak verilen toplumsal roldür.

  • İçsel kimlik: Bireyin kendini hissettiği ve tanımladığı gerçek cinsiyetidir.

  • Toplumsal kimlik: Kişinin dış dünyada görünür olduğu ve toplum tarafından tanındığı kimliktir.

Bu üç düzlem arasında bütünlük sağlanamadığında, birey sürekli “rol değiştiriyormuş” hissi yaşayabilir. Günlük yaşamda bu, kendini ifade etme korkusu, dışlanma kaygısı veya “görünmez kalma” arzusu olarak ortaya çıkar.

Trans bireylerin çoğu, kendi kimliğini ifade etme hakkı ile toplumsal onay ihtiyacı arasında sıkışır. Bu durum, literatürde kimlik uyumsuzluğu (gender incongruence) olarak tanımlanır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2019’da yayımladığı ICD-11 revizyonu, bu durumu artık bir “ruhsal bozukluk” olarak değil, “cinsel sağlık” kapsamında değerlendirmektedir. Bu değişiklik, damgalamanın azaltılması yönünde devrimsel bir adımdır.

2. Azınlık Stresi ve Ruhsal Etkiler: Görünmeyen Bir Yük

Trans bireylerin ruhsal sağlığını en fazla etkileyen faktörlerden biri, azınlık stresidir.
Hendricks & Testa (2012) tarafından geliştirilen Cinsiyet Azınlığı Stres Modeli, trans bireylerin yaşadığı psikolojik baskıyı iki düzlemde açıklar:

  • Distal stresörler: Ayrımcılık, dışlanma, şiddet, hak ihlalleri gibi dış kaynaklı stres faktörleridir.

  • Proximal stresörler: İçselleştirilmiş transfobi, toplumsal yargı korkusu, gizlenme zorunluluğu ve beklenti anksiyetesi gibi iç kaynaklı stres tepkileridir.

Bu iki düzey birbirini besleyerek kronik bir duygusal yük oluşturur.
Araştırmalar, trans bireylerde depresyon, anksiyete, travma sonrası stres ve öz-değer düşüklüğünün bu stresörlerle doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir (Tordoff et al., 2022; Chen et al., 2023).

Türkiye’de yapılan araştırmalar da benzer sonuçlar sunar: Toplumsal baskı, sağlık hizmetlerine erişim engelleri ve kimlik onayı süreçlerindeki belirsizlikler, ruhsal iyi oluşu ciddi şekilde tehdit eder.
Bazı bireyler için bu durum, “kimliğini sürekli kanıtlama zorunluluğu” olarak yaşanır.

3. Terapi Sürecinde Üç Düzlemin Görünürlüğü

Trans bireylerle çalışan terapistler için en önemli sorulardan biri şudur:
“Danışan şu anda hangi kimlik düzleminde konuşuyor?”

Çünkü bazen danışan, içsel kimliğini anlatırken atanmış kimliğinin diline hapsolmuş olabilir.
Bu nedenle onaylayıcı (affirmative) terapötik yaklaşım, yalnızca teknik bir yönelim değil, etik bir duruştur.

Bu yaklaşım:

  • Danışanın cinsiyet kimliğini koşulsuz kabul etmeyi,

  • Kendi deneyimini tanımlama hakkını tanımayı,

  • Ve kimlik bütünlüğünü desteklemeyi içerir.

Terapötik ortam, danışanın “görülme” ihtiyacını karşıladığı ilk güvenli alan olabilir.
Bu bağlamda kullanılan dil, bakış açısı ve tutumlar, iyileşmenin nörolojik düzeyde dahi etkisini gösterir.

Onaylayıcı terapiler, beyin düzeyinde güven ve aidiyet sistemlerini aktive eder; bu da nörolojik regülasyonun bir parçasıdır.

4. Kimlik Bütünlüğü ve Terapi Hedefleri

Trans bireylerle çalışmada nihai hedef “kimlik değişimi” değil, kimlik bütünlüğüdür.
Bu bütünlük, bireyin üç düzlemini uyumlu hale getirme çabasıyla kazanılır:

  • Atanmış kimlik: Toplumsal belgeler ve rollerle ilişkilidir.

  • İçsel kimlik: Gerçek benliğin kabulüdür.

  • Toplumsal kimlik: Görünürlüğün ve temsilin alanıdır.

Bu üç alan arasında köprü kurmak, danışanın hem psikolojik hem sosyal iyileşmesine katkı sağlar.
Örneğin, isim veya görünüm değişikliği sonrası duygusal adaptasyon süreci, danışanın kendi hikayesini yeniden yazmasına yardımcı olur.

Klinisyen için en önemli görev, bu süreci yargısız, duyarlı ve güçlendirici bir çerçevede desteklemektir.

Sonuç: Kimliğin Üç Sesine Alan Açmak

Trans bireylerin kimlik deneyimi, bir “uyumsuzluk” değil; çok katmanlı bir varoluş biçimidir.
Atanmış, içsel ve toplumsal kimlik arasındaki mesafe büyüdükçe, ruhsal bedel de artar.

Ancak doğru destek, onaylayıcı terapi ve toplumsal farkındalıkla, bu üç ses yeniden uyumlanabilir.
Psikolojik iyileşme, kişinin kendini değiştirmesiyle değil; kendine ait her katmanı tanıması, kabul etmesi ve ifade etmesiyle mümkündür.

Klinisyenler içinse bu, yalnızca bir mesleki sorumluluk değil; insan onuruna duyulan saygının bir göstergesidir.

Özlem Ödemiş
Özlem Ödemiş
Lisans eğitimini İstanbul Arel Üniversitesi Psikoloji bölümünde, Klinik Psikoloji yüksek lisansını ise Kıbrıs Yakındoğu Üniversitesi’nde tamamlayan Özlem Ödemiş, “Üniversite Öğrencilerinin Duygusal Zeka Düzeyi İle Öfke İfade Stilleri ve Depresyon Düzeyi Arasındaki İlişkinin İncelenmesi” başlıklı teziyle akademik çalışmalarını derinleştirmiştir. Psikoterapi alanında çocuk, ergen, yetişkin ve çift terapilerine odaklanan Özlem, terapi seanslarını çevrimiçi olarak sürdürmektedir. AMATEM, rehabilitasyon merkezleri, devlet hastanesi psikolog kliniği ve rehberlik. hizmetlerinde edindiği deneyimlerle danışanlarına bütüncül ve profesyonel bir yaklaşım sunmaktadır. Bilimsel bilgiyi duygusal bir dille ifade etmeyi seven Özlem, yazılarında samimi ve anlaşılır bir üslubu tercih eder. Doğayı ve sessizliği seven, sınırlarını korumaya özen gösteren ve profesyonel kimliğinin yanı sıra hayata dair gözlemleriyle de dikkat çeken Özlem, Psychology Times dergisinde köşe yazarlığı yaparak geniş kitlelere ulaşmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar