Pazartesi, Mart 16, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ruhun Kış Uykusu: Duygular Neden Sessizliğe Gömülür?

Dışarıda mevsimler değişir, şehir kendi gürültüsüyle akmaya devam eder. İnsanlar bir yerde güler, başka bir yerde kavga eder, bir başka yerde sevmeyi öğrenir. Hayat bazen bizi kendi akışına öyle güçlü bir şekilde dahil eder ki, bir süre sonra iç dünyamızdaki hareketliliği fark etmekte zorlanırız. Bazen duygularımız yoğunlaşır ve kendimizi, aslında vermeyi beklemediğimiz tepkiler verirken buluruz. Küçük bir söz gereğinden fazla içimize dokunur, küçük bir rahatsızlık zihnimizde büyüyerek yer kaplar. Çoğu zaman bunun arkasında ifade edilememiş duyguların birikimi vardır. İnsan her zaman hissettiklerini açıkça ortaya koyamayabilir; bazen yaşanan bir kayıp, bazen de duyguları anlamlandırmakta yaşanan güçlük, iç dünyamızda görünmez bir yük oluşturur. Ruhumuz ve bedenimiz taşıyabileceğinden fazla yükle karşılaştığında ise zihin doğal olarak bir denge arayışına girer. Psikolojide bu denge arayışını savunma mekanizmaları olarak adlandırırız. Savunma mekanizmaları, sinir sistemimizin kendisini korumak için geliştirdiği doğal düzenleme yollarıdır. Zihin bazen yoğunluğu azaltmak için geri çekilir, bazen bazı duyguların etkisini hafifletmeye çalışır. Bu nedenle bu süreci anlayabilmek için öncelikle duyguların doğasına bakmak gerekir.

Duygular: iç Dünyamızın Pusulası

Duygu genel anlamda bireyle ilişkili öznel yaşantıları, birey için önemli olan olaylarla ilişkili olarak bireyin neler yapabileceğini, bağlamın değerlendirmesini içeren, tanımlanabilir dönemleri olan bir süreç olarak ifade edilebilir. Duygu bireyin harekete hazır olmasına, önceliklerini belirlemesine ve planların yapılmasına öncülük eder (Oatley ve Jenkins, 1996). Başka bir deyişle duygular, beynimizin, bedenimizin ve zihnimizin birlikte yarattığı deneyimler sonucu ortaya çıkmaktadır. Bir düşünce, bir olay, bir anı ya da bir karşılaşma bu deneyimi tetikleyebilir. Ancak bazı dönemlerde yaşanan travmatik olaylar veya uzun süreli psikolojik baskı, duyguların doğal akışını değiştirebilir. Zihin, yoğunlukla başa çıkabilmek için geri çekilme ya da bastırma gibi savunma mekanizmalarına başvurabilir. İşte tam bu noktada birçok insanın tanıdığı bir deneyim ortaya çıkar: hissizleşme. Bir sabah uyanırsınız ve sanki hiçbir şey eskisi gibi hissettirmiyordur. Günlük hayat devam eder, insanlar konuşur, olaylar yaşanır; fakat iç dünyanız sanki biraz sessizleşmiştir. Oysa bu durum bir anda ortaya çıkmış değildir. Çoğu zaman fark edilmeden ilerleyen uzun bir sürecin sonucudur. Hissizleşme çoğu zaman duyguların tamamen kaybolması değildir. Daha çok, zihnin kendisini korumak için duyguların sesini kısmaya çalışmasıdır. Çünkü yoğun duygular bazen insanın baş etme kapasitesini zorlayabilir. Bu noktada zihin adeta şöyle bir yol seçer: “Eğer bu duyguları daha az hissedersem, onların ağırlığı da azalır.”

Savunma Mekanizmaları: Zihnin Kendini Koruma Yolları

Duygu düzenleme ve savunma mekanizmaları, duyguları yönetmede ve bireyleri sıkıntıdan korumada rol oynayan birbiriyle bağlantılı psikolojik süreçlerdir. Her ikisi de normal gelişimde yer alır ve ruh sağlığında önemli bir rol oynamaktadır (Cramer, 1991). Bu nedenle psikolojik iyi oluş ile ilişkilendirilmektedir (Cramer 2008). Duygu düzenleme, olumlu ve olumsuz duyguları artırmak, sürdürmek veya azaltmak için kullanılan içsel veya dışsal süreçleri içermektedir (Gross, 2002). Bu noktada önemli olan şey, yaşanan durumu ya da içinde bulunulan süreci yalnızca bir sorun olarak görmek değil, onu anlamaya çalışmaktır. Çünkü insanın olayları algılama biçimi, verdiği tepkileri de doğrudan etkiler. Bir durum tehdit olarak algılandığında zihin savunmaya geçer; fakat aynı durum bir deneyim olarak ele alındığında, verilen duygusal tepkiler de farklılaşabilir. Belki de bu yüzden hissizleşmeyi yalnızca bir kayıp olarak görmek yerine, ruhun kendisini korumak için yaptığı geçici bir geri çekilme olarak düşünmek mümkündür. Tıpkı doğadaki bazı canlıların zorlayıcı koşullarda kış uykusuna yatması gibi, ruh da bazen kendisini korumak için sessizliğe çekilebilir. Yazının başlığında kullandığım “ruhunun kış uykusu” metaforu da tam olarak bunu anlatır. Bu, duyguların tamamen kaybolduğu bir durumdan ziyade, onların bir süreliğine geri çekildiği bir dönemdir. Ruh, kendisini yeniden toparlayabileceği zamanı bekler. Sonuç olarak hissizleşme çoğu zaman zihnin ve ruhun verdiği bir sinyal olabilir. Belki de içimizde bir yer bize sessizce “Biraz dur, biraz dinlen” demektedir. Bu noktada önemli olan şey, bu sürecin kalıcı olmadığını hatırlamak ve duygularımızla yeniden temas kurabilmek için kendimize alan tanımaktır. Çünkü hayatı gerçekten anlamlı kılan şey, yaşadığımız deneyimlerin içinden geçen duygu düzenleme süreçlerimizdir. Ve bazen yapılması gereken şey, ruhumuzun kısa süren bu kış uykusunu anlamak ve zamanı geldiğinde onu yeniden uyandırmaktır.

doğukan doğru
doğukan doğru
Doğukan Doğru, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik lisans eğitimini Aydın Adnan Menderes Üniversitesinde tamamlamıştır. Psikoloji alanındaki mesleki ve akademik bilgi birikimini, bireylerin sosyal ve duygusal gelişimlerini desteklemeye yönelik çalışmalar sunmaktadır. Başlıca Bilişsel Davranışçı Terapi ve bireylerin olumsuz yaşam deneyimlerinin etkilerini azaltmak üzerine EMDR psikoterapi yaklaşımlarını benimsemiştir. Günlük hayattaki karşılaşılan sorunlara farklı bakış açıları kazandırarak; bireyin psikolojik sağlamlık ve bilişsel esneklik yetilerini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Yazılarını; toplumun düşünce süreçlerini ve davranışlarını ele alıp, psikoloji biliminin insan hayatına dair etkisini ön plana çıkararak yayımlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar