Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden Beni Yaralayanı Seçiyorum?

Birçok kişi ilişkilerinde benzer bir cümleyi tekrar eder: “Hep beni inciten insanlara âşık oluyorum.” Bu durum çoğu zaman şanssızlık, yanlış seçim ya da kötü kader olarak açıklanır. Oysa romantik çekim sandığımız kadar özgür değildir. İlişkilerde yaşanan tekrarlar, erken dönem deneyimlerin ve gelişen benlik yapılanmasının izlerini taşır.

Şema terapisi perspektifinden bakıldığında, partner seçimi bilinçli tercihten çok, geçmişte şekillenmiş duygusal kalıpların bir yansımasıdır (Young, Klosko, & Weishaar, 2003). Bu yazıda sahte kendilik kavramı, şema kimyası ve ilişki tekrarının nasıl bir döngü oluşturduğunu ele alacağım.

Sahte Kendilik: Sevilmek için Oluşturulan Kimlik

Masterson, ‘gerçek kendilik’ olgusunu diğer sağlıksız tutum ve davranışlardan ayırmak için ‘sahte kendilik’ kavramını kullanmıştır (Masterson, 1981). Ona göre bir kimsenin; sevgiyi, değerliliği ve ilgiyi başkalarının gözünde hissedebilmek amacıyla sergilediği tüm davranışlar, aslında sahte bir kendiliğin ürünüdür. Birey aslında varolabilmek adına bir uyum sürecindedir. Uyum sürecinde gerçek duygularını geri plana atarak çevrenin beklentilerine uygun bir kimlik inşa eder.

Sahte Kendiliğin kendini ifade edişlerine örnek olarak; sevilmek için güçlü olmalıyım, sevilmek için sorun çıkarmamalıyım, sevilmek için mükemmel olmalıyım, ben ancak çabalarsam sevilirim… Bireyin içinde beslediği sesler yankılanır. Fakat sahte kendilik bu seslere kör ve kapalıdır. İşitir ve görürse sistem çöker ve birey kaybolacak endişesi ile bu kendilik oluşur. Aslında biz bu sahte kendiliğe acil durum protokolü diyebiliriz. Büyüdüğünde seni koruyan kendiliğin seni sınırlamaya başladığında savunmanı yok etmeden, iyileşmeye yani “Gerçek Kendilik” kimliğini oluşturma zamanın gelmiştir.

Büyümenin Eşiği ve İlişki Döngüleri

Peki biz büyüdüğümüzü nasıl anlarız ve gerçek kimlik inşaasını nerede başlatmalıyız?

Büyümek kronolojik yaşla ilgili değildir. Büyümek, tekrar eden ilişki döngülerini fark etmeye başladığımız noktada başlar. Eğer hayatımızda benzer temalar sürekli yeniden ortaya çıkıyorsa — aynı tip partner, aynı kırılma, aynı terk edilme korkusu, aynı değersizlik hissi — burada tesadüften söz edemeyiz. Bu tekrarlar, sahte kendiliğin hâlâ ilişkiyi yönettiğini gösterir.

Gerçek kimlik inşası, tam da bu tekrarın ortasında başlar. İlişkinin başındaki yoğun çekimi romantize etmek yerine şu soruyu sorabildiğimiz anda süreç değişir: “Bu kişi hangi yarama dokunuyor?” Eğer bir ilişki başlarken yoğun bir heyecan, aşırı idealizasyon, hızlı bağlanma ve aynı anda yoğun kaybetme korkusu eşlik ediyorsa, burada çoğu zaman şema kimyası devrededir (Young et al., 2003).

Şema kimyası, tanıdık olanı güvenli sanmamıza neden olur. Oysa tanıdık olan çoğu zaman sağlıklı değildir; sadece bildiğimizdir. Sahte kendilik bu noktada devreye girer ve eski stratejisini uygular: Daha çok ver, daha çok çabala, daha az talep et, sorun çıkarma, güçlü görün. Bu, çocuklukta işe yaramış bir düzenleme biçimidir. Ancak yetişkin ilişkilerinde aynı strateji, bireyin kendini regüle edememesine ve sınır koyamamasına neden olur.

Sağlıksız ilişkilerin tekrar ediyor olması, çoğu zaman partnerin “yanlış” olmasından çok, sahte kendiliğin hâlâ kurtarıcı rolünde kalmasındandır. Oysa bir savunma mekanizması, işlevini tamamladığında bırakılmalıdır. Bir zamanlar bizi koruyan yapı, bugün bizi sınırlıyorsa artık uyum değil, farkındalık gereklidir.

Gerçek Kendilik İnşası ve Farkındalık

Gerçek kendilik inşası, önce şu gerçeği kabul etmekle başlar: “Bu döngü tesadüf değil.” Ardından zihnimize şu sorular gelir:

  • Bu ilişkide hangi ihtiyacım görünmez kalıyor?

  • Hangi korkum beni olduğumdan farklı davranmaya itiyor?

  • Hangi anda kendimi küçültüyor ya da aşırı büyütüyorum?

Bu sorular, şema modlarını görünür kılar. Birey, terk edilme korkusuyla yapıştığını, kusurluluk hissiyle suskun kaldığını ya da onay arayışıyla kendini feda ettiğini fark ettiğinde, sahte kendiliğin regülasyon biçimini ayırt etmeye başlar. Aslında birey ilişkiyi değil, kendi içsel alarm sistemini yönetmeye çalışmaktadır.

Döngünün ilk kırılma noktası burada oluşur. Çünkü farkındalık, otomatik tepkiden bilinçli seçime geçiştir. Sahte kendilik otomatik çalışır; gerçek kendilik ise seçer. Bir ilişkide kalmak ya da ayrılmak kadar, o ilişkide hangi kimlikle var olduğumuz belirleyicidir.

Gerçek kendilik güvenli bağı başta yabancı bulabilir. Yoğun iniş çıkışların olmadığı, dramatik kopuşların yaşanmadığı, sürekli sınanmadığımız ilişkiler ilk etapta “heyecansız” görünebilir. Bunun nedeni, sinir sisteminin kaosa alışkın olmasıdır. Ancak sağlıklı bağ, yüksek uyarılma değil; duygusal düzenleme ve karşılıklı temas üretir.

Dolayısıyla gerçek kimlik inşası, yeni bir partner aramakla değil; aynı partnerle ya da yeni bir ilişkide farklı bir benlikle var olmayı öğrenmekle başlar. Sahte kendilikten çıkış, savunmayı yok etmek değil; onu tanıyıp işlevini dönüştürmektir.

Sonuç

“Beni yaralayanı seçiyorum” ifadesi çoğu zaman kader gibi hissedilir. Ancak bu tekrar, bilinçdışı bir seçim örüntüsüdür. Sahte kendilik, bir zamanlar bireyi koruyan bir acil durum protokolüydü. Fakat yetişkinlikte aynı protokol, bireyin kendini regüle etmesini ve sağlıklı sınırlar kurmasını engelleyebilir.

Gerçek değişim, partner değişiminden önce kimlik farkındalığıyla başlar. Şema kimyasını tanımak, hangi yarayla bağ kurduğumuzu görmek ve sahte kendiliğin artık kurtarıcı değil sınırlayıcı olduğunu kabul etmek, döngünün ilk kırılma noktasıdır.

İlişkilerde özgürleşmek, doğru kişiyi bulmaktan önce doğru yerden seçmeye başlamaktır. Bu yer, sahte kendiliğin korkuyla verdiği otomatik tepkiler değil; gerçek kendiliğin ihtiyaçlarını tanıyan bilinçli duruşudur.

Eğer tekrar eden döngüleri bugün fark edebiliyorsanız, bu artık eski savunmanın sizi yönetmediğini gösterir. Fark etmek, değişimin başlangıcıdır. Sahte kendiliğin bir zamanlar sizi koruduğunu kabul edip, artık ona teşekkür ederek geri çekilmesine izin vermek; gerçek kendiliğin ilk adımıdır.

Belki de mesele “Neden beni yaralayanı seçiyorum?” sorusunda kalmak değil; “Artık kim olarak seçmek istiyorum?” sorusunu sormaya cesaret etmektir. Çünkü döngü, fark edildiği anda zayıflamaya başlar. Ve bilinç devreye girdiğinde, seçim kader olmaktan çıkar. Bilinçle seçilmiş olanla olmak ve bilinçle seçilmiş olan olmak. İşte büyüdüğümüzü anladığımız ve büyümüş olmayı anlamlandırıyor olmak. Ve belki de gerçek olgunluk, artık yarayla değil bilinçle bağ kurabilmektir.

Kaynakça

Masterson, J. F. (1981). The narcissistic and borderline disorders: An integrated developmental approach. Brunner/Mazel. Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.

Özdenur Güngören
Özdenur Güngören
Meslek hayatımın ilk döneminde, kurumsal ve performans odaklı yapılarda çalışırken, iş yaşamının insan üzerindeki psikolojik etkilerine yakından tanıklık ettim. Bu süreçte; stresin, beklentilerin ve ilişki dinamiklerinin bireyin iç dünyasıyla nasıl iç içe geçtiğini, sürecin bir parçası olarak deneyimledim. Bu deneyimler, insan davranışlarını yalnızca sonuçlar üzerinden değil, duygusal ve ilişkisel boyutlarıyla birlikte ele alma ihtiyacını doğurdu ve beni psikoloji alanına yönelten temel motivasyonu oluşturdu. Psikolojiye yaklaşımım, teorik bir mesafeden ziyade, insanın yaşamın içinde karşılaştığı zorlukları anlamaya çalışan bir yerden şekilleniyor. Yazı, benim için psikolojiyi daha geniş bir alana taşımanın ve daha çok insana temas edebilmenin bir yolu. Yazılarımda, bilimsel temeli koruyarak; ruhsal süreçleri sade, anlaşılır ve ulaşılabilir bir dille ele almayı amaçlıyorum. Aynı zamanda bu metinler, terapi süreçlerinde nasıl bir yaklaşım benimsediğimi ve insanla kurduğum temas biçimini, okurun yazı dili üzerinden tanıyabilmesine alan açıyor. Psikolojide ulaşılabilir olmanın, iyileştirici bir değeri olduğuna inanıyorum. Bu nedenle yazılarımı, farkındalığı artıran ve insanın kendisiyle daha sahici bir temas kurmasına eşlik eden bir zeminde üretmeye özen gösteriyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar