Hayatınızda hiç istemediğiniz bir şeye karşınızdaki insanı kırmamak için “evet” dediğinizi hatırlıyor musunuz? Belki yorgunken bir daveti kabul ettiniz, belki size iyi gelmeyen bir ilişkiyi sürdürdünüz, belki de iş yerinde sınırlarınızı aşan bir talebe ses çıkaramadınız. Eğer başkalarını kırmamak, uyumlu olmak, sorun çıkarmamak gibi amaçlarla hareket ediyorsanız bunun sebebi kibarlığınız değil, onay bağımlılığıyla yaşamanız olabilir.
Onay bağımlılığı, kabaca tanımlamak gerekirse kişinin sevilme ve kabul edilme ihtiyacı nedeniyle başkalarının onayına ve takdirine bağımlı hale gelmesidir. Bu durum, basit bir beğenilme arzusundan da öte bireyin sorun çıkmasından korktuğu için bireyin kendi kişiliğinden çıkmasıdır. Kişi kendi öz değerini içeriden değil, dışarıdan ölçer. Bu insanlar dışarıdan bakıldığında çok uyumlu, fedakar, anlayışlı, düşünceli gibi kimliklerde görünebilir fakat bu görünen kimliklerin arkasında farklı bir dinamik vardır: reddedilme korkusu.
Çocukluktan Gelen Hayatta Kalma Stratejisi
Bu dinamiğin kökleri genellikle çocukluk dönemlerinde atılır, çoğu zaman çocuklukta öğrenilmiş bir hayatta kalma stratejisidir. Çocuğun uslu olmasına bağlı olarak huzurlu olunan bir evde bu yönde bir kişilik gelişimi çok olasıdır. “Uslu olursun sevilirim” düşüncesiyle büyüyen bir çocuk, yetişkinlik yıllarında “karşımdakini mutlu edebildiğim kadar değerliyim” inancı geliştirebilir. Zihindeki bu kodlama müdahale edilmediği sürece yetişkinlikteki davranışlara da aynı şekilde yansır ve birey tüm ömrünü etrafındaki bireyleri mutlu ve memnun edebilmeye adar. Bunun sonucunda kişi kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atmayı bir karakter özelliği sanır.
Onay bağımlısı kişi kendi öz değerini içeriden ölçmediği gibi sabit bir benlik hissiyle de yaşayamaz. Onay alma, sevilme ve takdir edilme ihtiyaçlarından dolayı farklı ortamlarda farklı kimliklere bürünür çünkü ancak bu şekilde kabul göreceğini düşünür. Bu davranışlara çocukluk döneminde öğretilen “iyi çocuk olursan sevilirsin” algısı sebep olmaktadır. Kişinin davranışlarını bulunduğu ortama göre şekillendirmesi kendi mutluluğu için yeterli olmaz çünkü tüm davranışlar uyumlu olmak amacıyla şekillendiğinde özgünlük azalır, kişinin kendi kimliği silikleşir. Bir noktadan sonra kişi kendi kimliğini tanıyamaz hale gelir, çünkü ortada belirli bir kimlik yoktur.
Onay bağımlılığına sahip olan bir birey reddedilmeyi kafasında farklı şekillerde anlamlandırır, en çarpıcı nokta da aslında buradadır. Onay bağımlısı kişinin zihninde reddedilmek sadece beğenilmemekten de öte bir tehdittir. Bu sebeple bize önemsiz gelen küçük bir eleştiri veya olumsuz değerlendirilebilecek bir davranış bile onay bağımlısı bir bireyde kaygı seviyesini oldukça yükseltecek bir unsur haline gelebilir. Asıl önemli olan yaşanan olay değil kişinin olayı anlamlandırma şeklidir.
Döngüyü Kırmak ve öz Değer İnşası
Bu döngü asla bozulamayacak, ömür boyu kalıcı bir döngü olmak zorunda değildir. Peki bu döngüyü kırmak nasıl mümkündür? İlk adım farkındalıktır. Bireyin isteklerini ve ihtiyaçlarını belirlemesi gerekir. Bu yönde “Ben bunu gerçekten istiyor muyum, yoksa karşımdaki istediği için mi yapıyorum?” sorusu güçlü bir başlangıçtır. Küçük sınırlar belirlemek, küçük “hayır”lar demek ve beklenen kötü durumun gerçekleşmediğini görmek, zihindeki felaket senaryolarını zayıflatır. Çünkü çoğu zaman korkulan şey, gerçekte yaşanandan çok daha şiddetlidir.
İkinci adım, zihinde algılanan öz değer yeniden tanımlamaktır. Değer, başkalarının memnuniyet seviyesine göre ölçülen bir unsur değildir. İnsan, yalnızca var olduğu için değerlidir. Bu cümle kulağa basit bir kişisel gelişim cümlesi gibi gelse de içselleştirmek oldukça zor bir durumdur ve zaman alır. Öz değer içeriden inşa edilmediği sürece, dışarıdan alınan onaylara bağımlılık devam eder.
Üçüncü adım ise bakış açısını değiştirmeyi ve rahatsızlık hissine tahammül etmeyi öğrenmektir. Herkesin sizi sevmesi de herkesin memnun olması da mümkün değildir. Hayır demek, eleştirilmek, yanlış anlaşılmak gibi durumlar insan deneyiminin en doğal parçalarındandır. Bu durumlar yanlış şekillerde algılandığında kişi sürekli güvenli bir zemin arar; oysa psikolojik esneklik biraz da belirsizliğe dayanabilmektir.
Onay bağımlılığı, “iyi insan olmak” olarak algılandığında karmaşık bir durum ortaya çıkar çünkü kişi kendinden ödün verirken bile diğer insanlar tarafından takdir görebilir. Oysa asıl iyilik takdir görmek, alkışlanmak veya diğer insanları memnun etmek değil; kendi içsel dengemizi bulmakta gizlidir. Onay bağımlılığından kurtulmak başkalarına karşı savaş açmak değil, kendimizle ittifak kurmaktır. Belki de asıl önemli olan kendin olarak var olmak, rol yapmaya gerek bile duymamaktır. Çünkü bazen en büyük cesaret, birilerini memnun etmemeyi göze alabilmektir.


