Salı, Mart 24, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kadınlarımız ve Duyulmayan Sessiz Çığlıkları

Son yıllarda birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de kadınlara yönelik şiddet ve kadın cinayetleri toplumun en önemli sosyal sorunlarından biri haline gelmiştir. Kadınların maruz kaldığı fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddet vakalarının artışı yalnızca bireysel bir problem değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel dinamiklerle yakından ilişkili bir olgudur. Bu olayların toplum tarafından algılanışı, yorumlanışı ve medyada ele alınışı da oldukça önemlidir.

Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinin toplumda nasıl anlamlandırıldığı incelendiğinde, insanların zihinsel dünyasında yer alan bazı bilişsel eğilimlerin etkili olduğu görülmektedir. Bu eğilimlerden biri de sosyal psikolojide önemli bir kavram olan “adil dünya inancı”dır. Bu inanç, insanların dünyayı adil bir yer olarak görme eğilimini ifade eder ve çoğu zaman mağdurun suçlanmasına yol açabilmektedir.

Adil Dünya İnancı ve Psikolojik Temelleri

Adil dünya inancı, bireylerin dünyayı düzenli, öngörülebilir ve adil bir yer olarak algılama eğilimini ifade eden psikolojik bir kavramdır. Bu kavrama göre insanlar, bireylerin yaptıkları eylemlerin hak ettikleri sonuçlara yol açtığına inanma eğilimindedir. Başka bir ifadeyle, iyilik yapanların ödüllendirildiği ve kötülük yapanların cezalandırıldığı bir düzenin var olduğuna inanılır.

Bu kavram ilk olarak sosyal psikolog Melvin Lerner tarafından ortaya konulmuştur. Lerner’e göre insanlar, dünyanın adil olduğuna inanarak kendilerini güvende hissetmek isterler. Çünkü eğer dünya adil ise bireyler doğru davranışlar sergileyerek kötü olaylardan korunabileceklerini düşünürler. Ancak bu inanç bazı durumlarda sorunlu sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle trajik olaylar söz konusu olduğunda, bireyler yaşanan olayı açıklayabilmek için mağduru suçlayabilmektedir. Adil dünya inancının merkezinde şu düşünce yer alır:

“Eğer biri trajik bir olay yaşıyorsa, geçmişte bunu hak edecek bir şey yapmış olmalıdır.”

Bu düşünce biçimi, bireylerin gerçeklikle yüzleşmek yerine olayları rasyonelleştirmesine ve mağduru sorumlu tutmasına yol açabilmektedir.

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Kadın Cinayetlerinde Mağduru Suçlama

Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet olaylarında adil dünya inancının en belirgin sonuçlarından biri mağdur suçlama (victim blaming) davranışıdır. Toplumda sıkça duyulan bazı ifadeler bu durumu açıkça göstermektedir:

  • “Neden yalnızdı?”

  • “Gece o saatte dışarıda ne işi vardı?”

  • “Neden o kıyafeti giymişti?”

  • “Ama mağdur da şunu yapmış.”

Bu tür ifadeler, şiddetin sorumluluğunu failden uzaklaştırarak mağdurun davranışlarına yöneltmektedir. Böylece olayın gerçek faili yerine mağdurun yaşam tarzı, giyimi veya bulunduğu ortam sorgulanmaktadır. Oysa kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin temelinde bireysel davranışlardan çok toplumsal cinsiyet eşitsizliği, güç ilişkileri ve patriyarkal kültür gibi yapısal faktörler yer almaktadır. Buna rağmen adil dünya inancı nedeniyle toplumun bazı kesimleri yaşanan trajedileri bireysel hatalara indirgeme eğilimi gösterebilmektedir.

Görünürlük Sorunu: Neden Bazı Olaylarda Sesimizi Duyuramıyoruz?

Kadın cinayetleri ve şiddet olaylarının medyada ve toplumda ele alınış biçimi de dikkat çekicidir. Bazı olaylar geniş çapta gündeme gelirken, bazıları neredeyse hiç duyulmadan gündemden düşebilmektedir. Bu durumun birkaç nedeni bulunmaktadır:

  1. Medyanın seçici görünürlük yaratması

  2. Toplumsal önyargılar

  3. Mağdurun sosyal statüsü veya yaşam tarzı

Adil dünya inancı burada da etkili olabilmektedir. Toplum bazen mağdurun hikâyesini kendi değer yargılarıyla uyumlu bulduğunda daha güçlü bir empati kurarken, bazı durumlarda mağdurun yaşam tarzını sorgulayarak olayın önemini azaltabilmektedir. Bu durum, bazı kadın cinayetlerinin geniş çapta tartışılmasına yol açarken, bazı vakaların neredeyse görünmez kalmasına neden olmaktadır. Böylece şiddet olayları arasında eşitsiz bir toplumsal duyarlılık oluşmaktadır.

Her Kadının Hikayesi Aynı Değere Sahiptir

Oysa kadın cinayetleri söz konusu olduğunda, her kadının hikâyesi aynı değere sahiptir. Bir kadının yaşam tarzı, sosyal statüsü, mesleği ya da kişisel tercihleri onun maruz kaldığı şiddeti daha az ya da daha fazla önemli hale getirmez. Bu nedenle kadın cinayetlerinde her kadının sesi duyulmalı, hiçbir vaka görünmez kılınmamalıdır. Toplumsal duyarlılığın yalnızca belirli olaylarda değil, tüm kadınların yaşadığı şiddet karşısında eşit şekilde ortaya konması gerekmektedir.

Bu düzenin değişebilmesi için öncelikle medya ve toplumun olaylara yaklaşım biçiminin dönüşmesi gerekmektedir. Medyada kullanılan dilin mağduru suçlayıcı ifadelerden arındırılması, şiddetin nedenlerini bireysel tercihlerde değil yapısal sorunlarda arayan bir perspektifin benimsenmesi önem taşımaktadır. Bunun yanında toplumsal farkındalık çalışmalarının artırılması, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda eğitimlerin yaygınlaştırılması ve kadınların yaşadığı şiddetin görünür kılınması da büyük önem taşımaktadır.

Sonuç olarak kadın cinayetleri yalnızca bireysel trajediler değil, aynı zamanda toplumsal bir sorundur. Bu sorunun çözümü için her kadının yaşamının eşit derecede değerli olduğu anlayışının benimsenmesi ve hiçbir kadının hikâyesinin sessizlik içinde kaybolmasına izin verilmemesi gerekmektedir.

Bu bağlamda kadına yönelik şiddetin önlenmesi için uluslararası düzeyde hazırlanan önemli metinlerden biri de İstanbul Sözleşmesi’dir. Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve 2011 yılında imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve faillerin cezalandırılmasına yönelik kapsamlı bir hukuki çerçeve sunmaktadır. Sözleşme, devletlerin yalnızca şiddeti cezalandırmasını değil, aynı zamanda şiddeti önleyici politikalar geliştirmesini ve toplumsal farkındalığı artırmasını da hedeflemektedir. İstanbul Sözleşmesi’nin önemini unutmamalı ve unutturmamalıyız.

KAYNAKÇA

  • Lerner, M. J. (1980). The Belief in a Just World: A Fundamental Delusion. New York: Plenum Press.

  • Hafer, C. L., & Bègue, L. (2005). Experimental Research on Just-World Theory: Problems, Developments, and Future Challenges. Psychological Bulletin, 131(1), 128–167.

  • Grubb, A., & Turner, E. (2012). Attribution of Blame in Rape Cases: A Review of the Impact of Rape Myth Acceptance, Gender Role Conformity and Substance Use on Victim Blaming. Aggression and Violent Behavior, 17(5), 443–452.

  • World Health Organization. (2021). Violence Against Women Prevalence Estimates. Geneva: WHO.

  • UN Women. (2022). Gender-related killings of women and girls (Femicide/Feminicide). United Nations.

ezgi buran
ezgi buran
Ezgi Buran, lisans eğitimini İstanbul Medipol Üniversitesi Psikoloji bölümünde onur öğrencisi olarak tamamlamış, ardından Okan Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansını 3.42 not ortalamasıyla bitirmiştir. Yüksek lisans tezinde, ebeveyn boşanmasının beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin romantik ilişkilerindeki duygusal güven ve mutluluk korkusu üzerindeki etkilerini incelemiştir. Profesyonel olarak Güler Psikoloji’de psikodinamik ekol doğrultusunda danışan kabul etmektedir. Çalışma sürecinde düzenli süpervizyonlara katılmıştır. Daha önce anaokulu dönemindeki çocuklara gelişim testleri uygulama, kişiye özel program hazırlama ve veli görüşmeleri yürütme deneyimi edinmiş; ayrıca müşteri ilişkileri alanında çalışarak ihtiyaç analizi, problem çözme ve süreç yönetimi konularında yetkinlik kazanmıştır. Kriz, psikodinamik ekol, aktarım odaklı terapi, travma ve yas danışmanlığı, bağımlılık ve klinik değerlendirme testleri gibi alanlarda çeşitli eğitimlere sahiptir. Sosyal sorumluluk projelerinde gönüllü olarak yer alarak çocuk ve gençlere psiko-sosyal destek sağlamaya devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar