Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İlişkide Sessizlikle Büyüyen Mesafe

Bazı mesafeler bağırmaz. Kapılar çarpılmaz, sesler yükselmez, büyük kopuşlar yaşanmaz. Aksine her şey olması gerektiği gibidir. Aynı ev paylaşılır, aynı düzen sürdürülür, aynı kelimeler kullanılır. Ancak bu düzenin içinde, fark edilmesi zor bir boşluk vardır. Sessiz mesafeler tam da böyle başlar: görünmez, zararsız sanılan ve çoğu zaman adlandırılamayan bir uzaklıkla.

Sessiz mesafe, iki insanın fiziksel olarak yakın ama duygusal olarak erişilemez hale gelmesidir. Klinik açıdan bakıldığında bu durum, bağlanma sisteminin aktif ama doyurulmamış olmasıyla ilişkilidir. Kişiler ilişkide kalır, ancak temas yüzeyde kalır. Konuşmalar işlevseldir; duygular ise askıya alınmıştır. Bu askıya alma hali, ilişkiyi ayakta tutar gibi görünse de, zamanla bağın esnekliğini kaybetmesine neden olur.

Sessizliğin İlk İşaretleri ve Görünmez Birikimler

Bu mesafeler genellikle bir krizle başlamaz. Daha çok küçük ihlallerin, ertelenmiş konuşmaların ve söylenmemiş cümlelerin birikimiyle oluşur. Birlikteyken yalnız hissetmeye başlamak, anlatmaktan vazgeçmek ya da anlaşılmayacağını düşünmek bu sürecin ilk işaretleridir. İlişki, sessiz bir bekleme odasına dönüşür. Herkes oradadır ama kimse gerçekten içeride değildir.

Sessiz mesafelerin sürdürülmesinde duygusal kaçınma önemli bir rol oynar. Klinik literatürde bu durum, kişinin duygusal uyarandan uzaklaşarak kendini düzenleme çabası olarak tanımlanır. Ancak bu kaçınma, kısa vadede rahatlatıcı olsa da uzun vadede yakınlık zedeler. Duygular paylaşılmadığında, ilişki bir tür donukluk yaşar. Zamanla taraflar, birbirlerine değil; yan yana var olmaya alışır.

Çatışmasızlık Yanılsaması ve Duygusal Kopukluk

Bu noktada ilişkilerde sıkça karşılaşılan bir yanılsama ortaya çıkar: “Sorun yok çünkü kavga etmiyoruz.” Oysa çatışmanın yokluğu her zaman sağlıklı bir bağa işaret etmez. Bazı ilişkilerde sorun, fazlalık değil; eksikliktir. Duygusal temasın eksikliği, ilişkinin canlılığını yavaş yavaş tüketir. Bu durum çoğu zaman fark edilmez; çünkü gürültüsüzdür.

Sessiz mesafelerde iletişim, ima ve beklenti üzerinden kurulur. Açıkça ifade edilmeyen ihtiyaçlar, karşılanmadığında hayal kırıklığına dönüşür. Ancak bu hayal kırıklıkları da çoğu zaman dile getirilmez. Bu durum duygusal zihinselleştirme kapasitesinin zayıflamasıyla ilişkilendirilebilir. Kişiler hissettiklerini adlandıramadıkça, ilişki de belirsiz bir alanda kalır.

Bedensel Uzaklaşma ve Zaman Algısı

Bu mesafeler cinsellikte de kendini gösterir. Cinsel temas azalabilir, ertelenebilir ya da mekanik bir hal alabilir. Bu durum çoğu zaman isteksizlik olarak yorumlansa da, altında sıklıkla duygusal kopukluk yatar. Yakınlık sadece bedensel bir deneyim değil; güven, merak ve açıklıkla beslenen bir süreçtir. Bu bileşenler zayıfladığında, bedenler de birbirinden uzaklaşır.

Sessiz mesafeler aynı zamanda zaman algısını da değiştirir. İlişkide geçirilen süre artarken, paylaşılan anların yoğunluğu azalır. Birlikte yaşanan hayat, ortak bir hikaye olmaktan çıkar; paralel ilerleyen iki ayrı anlatıya dönüşür. Bu noktada çiftler çoğu zaman geriye dönüp baktığında şu soruyu sorar: “Ne zaman bu kadar uzaklaştık?”

Mikro Kopuklukların Onarımı ve Yeniden Temas

Bu sorunun cevabı genellikle tek bir ana işaret etmez. Daha çok küçük anların toplamıdır. Bakılmayan bir yüz, sorulmayan bir soru, ertelenen bir konuşma… Klinik çalışmalarda bu süreç, mikro kopukluklar olarak tanımlanır. Bu kopukluklar onarılmadığında, aradaki mesafe kalıcı hale gelebilir. Sessiz mesafelerle çalışırken önemli olan, suçlu aramak değil; ilişki dinamiklerini görünür kılmaktır.

Kim, hangi noktada geri çekildi? Hangi duygular ifade edilemedi? Yakınlık ne zaman zorlaştı? Bu sorular, ilişkiyi yeniden anlamlandırmak için bir kapı aralar. Mesafe, bazen bitişin değil; yeniden temas ihtiyacının göstergesidir. İlişkilerde yakınlığı yeniden inşa etmek, büyük hamlelerden çok küçük ama bilinçli temaslarla mümkündür.

Sonuç: Sessizliği Bozma Cesareti

Duyguları adlandırmak, zor konuşmaları ertelememek ve karşılıklı olarak alan açmak bu sürecin temelini oluşturur. Sessizliği bozmak her zaman konforlu değildir; ancak sessizlik sürdükçe mesafe de korunur. Sessiz mesafeler, ilişkinin bittiğini değil; bir şeylerin konuşulmadan kaldığını anlatır. Farkındalık, kendiliğinden var olan bir durum değil; süreklilik ve dikkat gerektiren bir süreçtir. Bazen yapılması gereken tek şey, o mesafeyi ilk fark eden kişi olmaya cesaret etmektir.

Cansu Aydın
Cansu Aydın
Klinik Psikolog Cansu Aydın, psikoloji lisans ve klinik psikoloji yüksek lisans eğitimini Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi’nde onur dereceleriyle tamamlamıştır. Akademik sürecinde bireyin iç dünyasını şekillendiren düşünce örüntüleri, bağlanma biçimleri ve ilişkisel dinamikler üzerine çalışmalar yürütmüştür. Eğitimi boyunca klinik, hastane ve danışmanlık merkezlerinde staj ve uygulamalarda yer alarak farklı vakalarla çalışma deneyimi kazanmıştır. Adli psikiyatri ve saha temelli psikososyal destek çalışmalarında bulunması, özellikle kriz, travma ve zorlayıcı yaşam deneyimlerine dair klinik bakışını derinleştirmiştir. Seanslarında EMDR, bilişsel davranışçı terapi, şema terapi, oyun terapisi ve çözüm odaklı yaklaşımlardan yararlanmakta; çocuk, ergen ve yetişkinlerle bireysel psikoterapi süreçleri yürütmektedir. Aynı zamanda psikolojik değerlendirme ve dikkat testlerini klinik süreçlerde aktif olarak kullanmaktadır. Ankara’da yüz yüze ve online olarak sürdürdüğü psikoterapi çalışmalarının yanı sıra, akademik çalışmalarına da devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar