Cuma, Şubat 6, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Güçlü Görünmenin Bedeli

Güçlü olmak, toplumda tartışmasız bir erdem olarak sunulur. Zor zamanlarda ayakta kalabilen, duygularını kontrol edebilen, çevresine yük olmayan kişiler takdir edilir. Birçok insan için güçlü olmak; dayanabilmenin, devam edebilmenin ve dağılmadan sürdürebilmenin bir göstergesine dönüşür. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında, ısrarlı bir güçlü görünme çabasının uzun vadede önemli bir duygusal bedeli olduğu görülür.

Güçlü Görünme Kimliği ve Ertelemeler

Psikolojik destek arayışında olan pek çok kişi, yaşadığı zorlukları anlatmaya “Aslında güçlü biriyim ama…” diyerek başlar. Bu ifadenin ardından gelenler çoğu zaman uzun süredir ertelenmiş yorgunluklar, bastırılmış üzüntüler ve paylaşılmamış kırılmalardır. Bu noktada güçlü olmak, kişiyi besleyen bir kaynak olmaktan çıkar ve korunması gereken bir kimliğe dönüşür. Kişi artık güçlü hissettiği için değil, güçlü görünmesi beklendiği için ayakta durmaktadır. Bu durum, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bir baskıyı beraberinde getirir: İnsanlar, gerçek duygularını ifade etmek yerine toplumun “dayanıklı” birey idealine uyum sağlamaya çalışır.

Çocukluk Deneyimleri ve Duygusal Uyum

Güçlü görünme ihtiyacının kökeni erken dönem deneyimlerle de ilişkilendirilebilir. Çocuklukta çevresindeki yetişkinlerin duygusal olarak yeterince erişilebilir olmadığı ya da destek sunmakta zorlandığı koşullarda, çocuk hızla uyum sağlamayı öğrenir. Kendi ihtiyaçlarını geri plana atmak, üzgünken bile idare etmek ve sorun çıkarmamak bu uyumun bir parçası haline gelir. Kısa vadede ilişkileri koruyan bu tutum, uzun vadede kişinin kendi duygularıyla kurduğu teması zayıflatır. Zamanla bireyler, gerçekten neye ihtiyaç duyduklarını fark etmekte zorlanabilir.

Yardım İstemek ve Bedensel Sinyaller

Güçlü olma hali sıklıkla yardım istememekle karıştırılır. Yardım istemek, bazı kişiler için yetersiz görünmek, başkalarına yük olmak ya da kontrolü kaybetmek anlamına gelir. Bu nedenle kişi, zorlandığını fark ettiği anlarda bile “hallederim” demeyi sürdürür. Dile getirilmeyen bu yük, zamanla bedensel yorgunluklar, tükenmişlik hissi ya da nedeni tam olarak adlandırılamayan bir boşluk duygusu olarak kendini gösterebilir. Duygular bastırıldığında ortadan kaybolmaz; çoğu zaman beden üzerinden, uyku sorunlarıyla, gerginlikle ya da sürekli tetikte olma haliyle kendini hatırlatır.

İlişkilerde Yakınlık ve Mesafe

İlişkilerde de benzer bir tablo ortaya çıkar. Sürekli anlayan, toparlayan ve idare eden kişi olmak, zamanla kişinin ilişkideki yerini belirsizleştirir, silikleştirir. Çevresindekiler onu gerçekten güçlü olduğu için değil, her şeye katlandığı için güçlü olarak algılamaya başlar. Oysa ilişkilerde yakınlık, yalnızca dayanabilmekle, idare edebilmekle değil, duyguların paylaşılabildiği bir alanın varlığıyla mümkündür. Kişi kırılgan taraflarını ilişkiden uzak tuttukça, mesafe fark edilmeden derinleşir.

Duygu Hiyerarşisi ve Psikolojik İhtiyaçlar

Güçlü görünme çabası çoğu zaman duygular arasında örtük bir sıralama da yaratır. Üzüntü, kırgınlık ya da çaresizlik gibi duygular zayıflıkla ilişkilendirilirken; kontrol edebilmek ve dayanıklılık yüceltilir. Oysa psikolojik açıdan duygular arasında bir değer hiyerarşisi yoktur. Her duygu, bir ihtiyacın habercisidir ve dikkate alınmadığında yönünü kaybettirir. Bu noktada güçlü görünmenin neyi koruduğunu fark etmek önemlidir. Çoğu zaman bu tutum, dağılmaktan, kontrolü kaybetmekten ya da başkalarına yük olmaktan duyulan derin bir endişenin sonucudur.

Duygusal Esneklik ve iyileşme

Bu endişe görünür hale geldiğinde, kişi ilk kez gerçekten durabileceği ve dinlenebileceği bir alanla karşılaşır. Bazı insanlar için bu durmak, hemen çözüm bulmak değil; bir duygunun aceleyle kapatılmasına izin vermemek anlamına gelir. “Şu anda zorlanıyorum” diyebilmek, çoğu zaman güçlü görünmekten daha onarıcıdır. Psikolojik iyilik hâli her zaman daha güçlü olmak anlamına gelmez. Bazen iyileşme, güçlü görünme zorunluluğunun azalmasıdır. Kişinin “bugün iyi değilim” diyebilmesi, destek isteyebilmesi ya da her şeyi tek başına taşımak zorunda olmadığını fark etmesi, önemli bir duygusal esneklik işaret eder.

Kendine Yer Açmak

Güçlü olmak ile güçlü görünmek arasındaki fark da tam olarak burada ortaya çıkar: Güçlü olmak, gerektiğinde durabilmeyi ve destek alabilmeyi içerir; güçlü görünmek ise çoğu zaman bunların ertelenmesi pahasına sürdürülür. Unutulmamalıdır ki insanın kendisiyle en sahici biçimde temas ettiği anlar, artık güçlü görünmek zorunda hissetmediği, duygularına yer açabildiği anlardır. Bu süreçte kazanılan farkındalık, bireyin hem kendisiyle hem de çevresiyle daha sağlıklı bağlar kurmasına olanak tanır.

Büşra Selçuk
Büşra Selçuk
Psikolog ve gazeteci olan Büşra Selçuk, Marmara Üniversitesi Psikoloji ve İstanbul Üniversitesi Gazetecilik bölümlerinden mezun olmuştur. Bilişsel davranışçı terapi, cinsel terapi ve aile danışmanlığı alanlarında uzmanlaşmış, çocuklarla çalışırken çocuk merkezli oyun terapisi yaklaşımını benimsemiştir. Mesleğinin başından beri bireysel olarak danışan kabul eden Selçuk, dergide ebeveyn-çocuk ilişkisi, çift ve aile dinamikleri, günümüzün yaygın psikolojik sorunları üzerine yazılar kaleme almaktadır. Bir anne olarak kendi deneyimlerinden de yola çıkıp, ebeveynlerin bilinçli nesiller yetiştirmesine ve yetişkinlerin daha mutlu, işlevsel bir hayat sürdürebilmesine rehberlik etmeyi amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar