Yetişkinler dünyayı kelimelerle inşa ederken, çocuklar dünyayı duyularla deneyimler. Bir çocuğun zihninde fırtınalar koparken, bu fırtınayı tarif edecek sözcük haznesi henüz yeterli olgunluğa erişmemiştir. Çocukların “büyük duyguları” vardır; ancak bunları ifade edecek “büyük kelimeleri” henüz yoktur.
Bu noktada sanat, bir uğraştan çok daha fazlasına dönüşür; çocuğun dış dünyaya açılan en dürüst ve en güçlü kanalına evrilir. Özellikle sembolik dışavurum, çocuğun iç dünyasını görünür kılan temel bir psikolojik mekanizma haline gelir.
Kelimelerin Sınırında Görsel Bir Tünel
Çocuklar için sanat, temel bir kendini ifade etme biçimidir. Dil becerileri henüz gelişim aşamasında olduğu için, özellikle bebekler ve yeni yürümeye başlayan çocuklar kendilerini dil aracılığıyla her zaman doğru bir şekilde ifade edemezler. Çocuklar kendilerini sanatın farklı yollarıyla gösterir ve anlamlarını çevrelerindeki dünyadan alırlar.
Bu bağlamda görsel sanatlar, çocukların düşünce ve duygularını dış dünyaya yansıtmalarını sağlayan hayati bir araçtır (Anning, 1999).
Küçük çocuklar, duygularıyla başa çıkmak için yetişkinler kadar geniş bir savunma mekanizması yelpazesine sahip değildir. Birçok çocuk için görsel sanatlarla, özellikle çizimle erken çocukluk döneminde ilk kez karşılaştıkları an, iç dünyalarıyla kurdukları ilk bilinçli köprüdür. Sanat yapma süreci, çocukların duygularını hem olumlu hem de olumsuz yollarla dışarı akıtabildikleri bir “tünel” görevi görür (Dyer-Friedman & Sanders, 1997).
Bazı çocuklar için nesnelerin hareketini ve eylemini sergilemek, kelimelerle ifade etmekten çok daha kolaydır (Pat & Justine, 2011).
Bilişsel ve Sosyal Bir Yapılandırma
Viktor Lowenfeld (1947), çocukların sanatsal gelişimini sadece estetik bir süreç olarak değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal bir olgunlaşma serüveni olarak tanımlar. Çocuğun henüz dilsel kapasitesiyle ifade edemediği karmaşık içsel dünyası, şema öncesi dönemde kâğıt üzerindeki sembollerle görünür hâle gelir. Lowenfeld’e göre sanat, çocuğun çevresiyle kurduğu ilişkinin en berrak yansımasıdır (Lowenfeld, 1947).
Araştırmacı Olson (2003), görsel ve dilsel sanatlar arasında doğrudan bir köprü olduğunu savunur. Bu köprü, kelimeleri henüz “küçük” olan çocuğun sanat yoluyla “büyük” dünyasını inşa etmesini sağlar.
Thompson (1995) ise eskiz defterlerinin çocuklara kişisel keşifler için güvenli bir alan sağladığını ve onlara bir sanatçı olarak özgürce karar verme fırsatı tanıdığını vurgular. Bu süreç, modernist bakış açısına göre çocuğun akademik kurallara bağlı kalmadan kendi özgün ifade tarzını geliştirdiği doğal bir açılım sürecidir (Wilson, 1997).
Sanat üretimi bu noktada yalnızca estetik bir faaliyet değil; aynı zamanda çocuğun duygusal yapılandırma sürecinin aktif bir parçasıdır.
Sosyal Bir Dil Olarak Çizim
Çocuk sanatı sadece bireysel bir eylem değil, aynı zamanda sosyal olarak kurgulanmış bir süreçtir. Dyson (1990), çocukların kâğıtları ve becerileriyle iş birliği yapan hikâye anlatıcıları hâline gelerek diğer insanları da sürece dahil ettiğini belirtir.
Vygotsky’ci yaklaşıma göre, çocuklar akranlarıyla birlikte çizim yaparken birbirlerinin tekniklerini ve anlamlarını gözlemleyerek sosyal bir öğrenme gerçekleştirirler (Thompson, 2002). Bu etkileşim, çocuğun kelimelerle kuramadığı sosyal bağı görsel semboller üzerinden kurmasını sağlar.
Bu yönüyle çizim, yalnızca bireysel bir ifade değil; aynı zamanda sosyal bir iletişim dili haline gelir.
Özgüven ve Entelektüel Refah
Yaratıcılık, bugün ve geleceğin sorunlarını çözme yöntemi olarak adlandırılır (Leggett, 2017; NACCCE, 1999). Sanat eğitimi, çocukların özgüven (self-confidence) inşasına yardımcı olur. Özgüven, çocukların farklı durumlarla başa çıkabilmek için kendi avantaj ve dezavantajlarını net bir şekilde anlamasıdır (Kostelnik, Stein, Whiren, & Soderman, 2006).
Çocukların kullandıkları araç-gereçleri kendilerinin yönetmesi ve verdikleri öz-kararlar sonucunda bir başarı duygusu ortaya çıkar (Schirrmacher, 1998; Seefeldt, 1993). Sanat üretimi, çocuklara düşünce ve duygularını gösterme şansı tanıyarak öz-saygılarını (self-esteem) oluşturmalarına olanak verir (Fox & Berry, 2013).
Çalışma tamamlandığında alınan olumlu geri bildirimler, çocuğun onurunu sergilemesine ve sağlıklı bir öz-imaj geliştirmesine katkı sağlar (Asuman, 2013; Sautter, 1994). Kohl (2010), bu benzersizlik duygusunun entelektüel refahı destekleyen temel bir faktör olduğunu belirtir.
Sonuç
Geçmişte sanatın bilgiyle “az ilgisi olduğu” düşünülse de, bugün eğitim ve sanatın birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu bir gerçektir (Eisner, 2008). Tarihsel perspektifte sanat, insan var olduğundan beri gelişimin temel bir parçası olmuştur.
Eğer bir çocuğun kalbine ve zihnine giden en kısa yolu arıyorsak, ona büyük kelimeler öğretmeye çalışmak yerine eline bir fırça verip çizdiği sembollerin dilini dinlemek en doğru adım olacaktır.
Çünkü bazen bir çocuğun çizdiği küçük bir figür, onun söyleyemediği en büyük duygunun sessiz ifadesidir.
Kaynakça
-
Anning, A. (1999). Learning to draw and drawing to learn.
-
Dyer-Friedman, J., & Sanders, M. (1997). Art as an emotional tunnel.
-
Dyson, A. H. (1990). Collaborative storytellers in child art.
-
Eisner, E. (2008). Art and knowledge in education.
-
Eristi, B. (2009). Cultural factors in artistic development.
-
Fox, J. E., & Berry, S. (2013). Art and self-esteem.
-
Kostelnik, M. J., et al. (2006). Self-confidence in early childhood.
-
Lowenfeld, V. (1947). Creative and Mental Growth.
-
Olson, J. (2003). Visual and language arts connections.
-
Thompson, C. M. (1995). Sketchbooks and personal explorations.
-
Thompson, C. M. (2002). Socially embedded artistic development.


