Cuma, Ocak 16, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Başkası Sandığımız Şey: Aynaya Bakan Kendimiz Mi?

İnsanlar hayatlarına giren insanları farklı şekillerde yorumlarlar. Örneğin benim için X kişisi gerçekten çok gıcık ve katlanamaz biri iken, başka birisi için çok çekici, ilginç ya da merak uyandıran biri olabilir. Ya da başka bir örnek ile açıklayacak olursak hayatınızdaki insanlarla bir kişi konusunda ortak düşünmediğiniz zamanlar illaki olmuştur. Herkesin sevdiği bir birey size sinir bozucu geliyor olabilir veya tam tersi çoğu kişinin sevmediği bir birey size ilham verici gelmiş olabilir. Bu elbette ki olağan bir durumdur.

Peki insanların karşılaştığı insanlar ve onlarda uyandırdıkları duygular tesadüf müdür? Neden çoğu insanın, bir insana yüklediği duygu başka bir insanda da aynı olmaz? Cevabı aslında çok uzaklarda aramaya gerek yok. Neden mi? Çünkü bunun için bir aynanın karşısına geçmek yeterlidir. Aynaya baktığımızda gördüğümüz şey nedir? Bir çift göz, bir çift kulak, burun, ağız ve diğer şeyler. Yani herkeste olan ama aynı zamanda bir o kadar da sadece bizde olan bir yansıma görürüz. İşte cevap tam da burada saklıdır.

Psikolojik Yansıma ve Gölge Kavramı

Herkes birbirinden farklıdır ve herkes bizde farklı duygular uyandırır. Bunun sebebi karşımızdaki kişiye karşı duygularımızın aslında kendimize karşı olan hislerimiz olmasıdır. Yani bir nevi aynaya bakmak gibidir fakat bu ayna buğulu bir aynadır. Ayna demek yerine yansıma demek daha doğru olacaktır. Tıpkı bir su birikintisine baktığımızda kendi yansımamızı görmemiz gibidir bu. O yansıma bir ayna kadar net değildir ama yine de görülebilir.

Peki bu durumu psikolojide nasıl açıklanıyor diye soracak olursanız psikolojinin en önemli teorisyenlerinden biri olan Carl Gustav Jung’u ele almalıyız. Jung’a göre, gördüğümüz şeylerin önemli bir kısmı başkalarından çok kendimize aittir. Jung’un psikolojiye kazandırdığı en güçlü metaforlardan biri olan ayna, tam da bu noktada devreye girer: İnsan, başkalarını değerlendirirken farkında olmadan kendi iç dünyasını yansıtır. Başkası sandığımız şey, çoğu zaman bizim aynadaki yansımamızdır.

Jung, bireyin bilinçdışında yer alan ve kabul etmekte zorlandığı yönlerini “gölge” kavramıyla açıklar. Gölge; bastırılmış duygularımızı, inkâr edilen arzular, kabul edilmesi zor kişilik özellikleri ve toplum tarafından onaylanmayan yönlerden oluşur. Bu kavram bazen Freud’un id kavramıyla karıştırılıyor fakat Jung’un gölgesi yalnızca dürtüsel taraflarımızı değil, bilinç tarafından kabul edilmemiş tüm psikolojik içeriği de içinde barındırır. Bir başkasında bizi aşırı rahatsız eden, yoğun öfke ya da hayranlık uyandıran özellikler çoğu zaman kendi gölgemizin izlerini taşır. “Gölge” adı üstünde en karanlık ve gizli tarafımızı temsil eder ve bu taraf ile yüzleşmek sandığımızdan daha zordur ve çoğu zaman insanlar bu yanı ile yüzleşmekten kaçınma eğiliminde olurlar.

İçsel Farkındalık ve Dönüşüm Yolculuğu

Jung’a göre insan, kendisiyle yüzleşmekten kaçındığında aynayı dış dünyaya tutar. Eleştirdiğimiz “bencil” diye lanse ettiğimiz insanlar, belki de kendi ihtiyaçlarını dile getirmekte zorlanan yanımızı temsil ediyordur. “Zayıf” bulduklarımız, kendi içimizde bastırdığımız kırılganlığımızı hatırlatır. Hatta kimi zaman aşırı hayranlık duyduğumuz kişiler bile, kendi içimizde geliştiremediğimiz eksik kalan potansiyellerin yansımasıdır. Ayna yalnızca hoşumuza gitmeyenleri değil, idealleştirdiklerimizi de gösterir.

Fakat bu durum bir kaderden çok daha fazlasıdır. Aslında bunu fark ediyor olabilmek, kişinin kendi bilinç dışına giden yola en büyük ışıktır. “Neden bu kişiye karşı bu kadar yoğun duygu hissediyorum? Neden bu kişinin sergilediği bu davranış beni bu kadar tetikledi? Neden bu durumda kalmak bana bunu hissettirdi?” gibi sorular en büyük aydınlanmanın habercisidir. Yani eğer ki birey başkalarına dair düşüncelerini, hislerini, tepkilerini, duygularını dürüstçe kendine itiraf edebilirse kendisinin eksiklikleri, ihtiyaçları, fazlalıkları ile ilgili önemli ip uçları elde edebilir. Ayna, suçlama için değil, içgörü ve farkındalık için kullanıldığında dönüştürücü bir araç haline gelebilir.

Sonuç olarak insan, yalnızca başkalarını gözlemleyen bir varlık değildir; aynı zamanda kendini başkaları aracılığıyla tanıyan bir bilinçtir. Jung’un da dediği gibi; “Kendini tanımak, insanın girdiği en zor ama en gerekli yolculuktur.” Ayna ile yüzleşmek büyük cesaret gerektirebilir fakat unutulmamalıdır ki en büyük cesaret; aynayı dışarıya doğru tutmak değil kendimize doğru çevirmekle başlar. Ve işte o zaman bütün güzelliklerimiz ve kusurlarımızla ne kadar benzersiz ve paha biçilmez olduğumuzu fark edebiliriz.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Işıl Aydın
Işıl Aydın
Işıl Aydın, Psikoloji (İngilizce) lisans eğitimini 2025 yılında tamamladı. Lisans eğitimi süresince Psikoloji Kulübü'nün aktif bir üyesi olarak çeşitli etkinlik ve projelerde görev aldı. Toplumsal cinsiyet konulu bir İngilizce münazara yarışmasında birincilik kazandı. Psikolojiye bütüncül bir yaklaşımla bakan yazar, klinik alandaki gelişimini farklı kurumlardaki stajların yanı sıra BDT, Çözüm Odaklı Terapi ve Kabul ve Kararlılık Terapisi gibi farklı ekollerdeki eğitimlerle desteklemeyi sürdürüyor. Mesleki yolculuğunda bilimsel temelli ve sade bir dille yazılmış içeriklerle hem meslektaşlarına hem de geniş okur kitlesine ulaşmayı hedefliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar