Pazartesi, Şubat 23, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bağlanma Stillerinin Duygu Regülasyonu Üzerindeki Etkisi

Duygularımız bizler için ne kadar önemli, değil mi? Genel olarak hayatımızda çok büyük bir alan kaplıyorlar. Yeri geliyor olumlu, yeri geliyor olumsuz duygular hissediyoruz. İşte bu duygu dediğimiz kavramın birçok temeli var. Ama şimdi duyguları regüle etmekten konuşacağız. Duygu regülasyonu dediğimiz kavram, bireyin yaşadığı olaylar sonrasında duygularını düzenleme ve anlamlandırma kapasitesidir. Her birimizin duyguyu dönüştürme kapasitesi vardır; bunun bağlı olduğu birçok faktör bulunur: bağlanma türleri, çocukluk öyküleri, ebeveyn tutumları, deneyimlere adadığımız anlamlar ve daha birçok çeşitli etken. Bu yazımda, bağlanma türlerinin duyguları dönüştürme kapasitesindeki etkisi üzerine odaklanıyorum.

Farklı Tepkilerin Psikolojik Temelleri

Bazılarımız yaşadıkları olaylara karşı daha esnek ve rahat tepkiler verirken, bazılarımız o olayların hayatın sonu olduğunu düşünür; işte bu düşüncelerin temelleri var. Duygular dediğimiz kavram, insandan insana göre değişen bir yapıdadır. Her insanın duyguyu regüle etme, yani dönüştürme ve düzenleme kapasitesi farklılık göstermektedir. Peki, bu kapasite nasıl değişiyor? Neden bu kadar farklılık gösteriyor?

En büyük etkenlerinden biri, çocukluğumuzda oluşan bağlanma stilimizdir. Bağlanma kuramı Bowlby’e aittir. Bağlanma dediğimiz şey, bireyin bakım vereni ile kurduğu güvenli bir psikolojik bağ kurma şeklidir. Bağlanmayı teorik açıdan dört kısımda inceliyoruz: güvenli, kaçıngan, kaygılı ve güvensiz (dağınık) bağlanma olarak.

Bağlanma Türleri ve Regülasyon Kapasitesi

Araştırmalara göre güvenli bağlanan bireyler, ebeveynlerinin dengeli tutumları sayesinde ileriki yaşlarında yaşanılan olaylar karşısında daha dengeli tutum sergilerler. Travma sonrasında daha hızlı iyileşme gösterirler ve daha esnek bir yapıya sahiptirler; bu sebeple yaşanılan olaylardan sonra duyguları daha dengeli regüle ederler. Aynı zamanda kişilerarası ilişkileri daha sağlıklı ve tutarlıdır, yoğun bir onay ihtiyacı hissetmezler.

Kaygılı bağlanan bireyler, çocukluk zamanında ebeveynin çelişkili tutumuyla karşı karşıya kaldığı için ileriki yaşlarında yakın ilişkilerinde sürekli terk edilme korkusu yaşarlar. Çünkü ebeveynlerinin çocukluklarındaki çelişkili tutumları, onları sürekli bir terk edilme duygusuna sürüklemiştir. Bu kişiler daha dışarıya bağımlı ve onay ihtiyacı olan bireylerdir; bu nedenle yaşanılan olaylardan sonra stres ile başa çıkmakta zorlanabilirler.

Kaçıngan bağlanan bireyler ise yakın ilişki kurmak istemezler; bunun nedeni ebeveynlerinin soğuk ve mesafeli tutumudur. Bu bireyler de yaşanılan olumsuz olaylardan sonra daha içe kapanık bir hale bürünebilirler. Güvensiz bağlanan bireylerde ise ebeveynlerinin korkutucu tutumları nedeniyle sağlıklı bir bağlanma gerçekleşememiştir. Sürekli bir tehlike hissettikleri için bu bireylerin duyguları regüle etme kapasiteleri ve baş etme mekanizmaları zayıftır. Travma sonrasında iyileşme süreleri daha yavaş ilerler.

Bedensel Tepkiler ve Mizacın Rolü

Ek olarak, bazılarımız duygularını hiç belli etmez; onlarda da somatik belirti, yani fiziksel belirti olarak duygu kendini gösterir. Beden veya vücudumuz duyguları tutar; eğer dışarı boşaltamazsa beden bir şekilde alarm verir, yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu bu şekilde gösterir. Bir noktada dil konuşmayınca beden konuşur, kendini ifade eder.

Şöyle bir durum da var: duyguları düzenleme, terapi gibi yöntemlerle iyileştirilebilir. Kişi terapi ile duygularını tanımlar, onları öğrenir ve ne anlam ifade ettiklerini keşfeder. Bu şekilde, bir dahaki yaşadığı olumsuz duygu sonrasında eskisine göre daha dengeli ve yıkıcı olmayan bir tutum sergiler hayata karşı. Kişi aynı zamanda terapi sayesinde bilinçli bir farkındalık kazanır.

Burada kişinin duygularını düzenlerken önemli bir etken daha var: mizaç. Yani kişinin doğuştan gelen kişisel özellikleri de bağlanma stilleri kadar etkilidir. Kişi eğer mizaç olarak dışa dönük ise olumsuz olaylarla başa çıkması daha kolay olur; çünkü kişi duygularını paylaşır, anlatır, ifade eder ve bu şekilde dışa vurur. Ama içe dönük ise olumsuz olaylar sonrasında daha da içe kapanır, bir nevi kendini çevreden yalıtır; bu da duyguların içeride kalmasına neden olur ve bireyin baş etmesi daha da zorlaşır.

Gelişebilir Bir Kapasite Olarak Regülasyon

Özetle, yaşadığımız olumsuz olaylar sonrasında belirli başlı duyguları yaşamamız normaldir; hatta o duyguyu o an gösteremememiz de normaldir. Çünkü her birimizin çocukluğunda yaşadığı öyküler birbirinden farklı; bu nedenle karakterlerimiz, bağlanma türlerimiz, yaşadıklarımızı dönüştürme kapasitemiz, duygularımızı gösteriş şeklimiz ve olumsuz olaylar sonrasında bulduğumuz anlamlar bile farklılıklar içerir.

Bu nedenle duyguları regüle etme kapasitesi birçok etkene bağlı olmakla birlikte, bence geliştirilebilecek bir yapıdır. Kişi yaşadığı deneyimlerle zaten tecrübe kazanacağı için regüle etme kapasitesi de az ya da çok —bu yine kişiye göre değişir tabii ki— ama değişir ve gelişebilir. Yaşadıklarımız bizleri nasıl geliştiriyorsa ve büyütüyorsa, duyguları regüle etme kapasitemizi de geliştirebilir. Belki olayların o anlık yüksek duygularında olduğumuzda bunu hissedemiyoruz ama sonrasında farklı bakış açısıyla baktığımız zaman daha iyi anlarız. (Karabacak & Demir, 2017)

Sude Subaşı
Sude Subaşı
Sude Subaşı, son sınıf psikoloji öğrencisidir. Daha öncesinde rehabilitasyon merkezinde staj deneyimi bulunmakta ve orada özel gereksinimi çocuklarla çalışma fırsatı bulmuştur, onların iç dünyalarını kavramıştır. Son sınıfta dışarıdan eğitimlerle kendini geliştirmeye çalışmaktadır. İlgi alanı daha çok çocuk ve ergenler üstünedir. Bunun yanında bilişsel davranışçı terapi ve mindfulness'a da ilgi duymaktadır. Misyonu toplumun psikolojiye bakış açısını bir nebze de olsa değiştirmektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar