Salı, Şubat 24, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bağımlılığın Psikolojisi

Bağımlılık, uzun yıllar boyunca irade zayıflığı ya da ahlaki bir sorun olarak değerlendirilmiş olsa da günümüz psikolojisi bağımlılığı biyopsikososyal bir çerçevede ele almaktadır. Bağımlılık; yalnızca bir maddeye ya da davranışa yönelme değil, kişinin duygusal düzenleme kapasitesi, bağlanma örüntüleri, travmatik yaşantıları ve bilişsel çarpıtmaları ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle bağımlılığı anlamak için beynin işleyişinden öğrenme süreçlerine, kişilik yapılanmasından çevresel faktörlere kadar çok katmanlı bir değerlendirme gereklidir.

Psikiyatri literatüründe bağımlılık, kontrol kaybı, kullanımın sürdürülmesi ve olumsuz sonuçlara rağmen davranışın devam etmesi gibi kriterlerle tanımlanmaktadır. Tanısal çerçeve en güncel haliyle Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders’te yer almaktadır. DSM-5’e göre madde kullanım bozuklukları; tolerans gelişimi, yoksunluk belirtileri, başarısız bırakma girişimleri ve sosyal/mesleki işlevsellikte bozulma gibi ölçütlerle değerlendirilir. Ayrıca kumar oynama bozukluğu gibi davranışsal bağımlılıklar da bu sınıflandırmaya dahil edilmiştir.

Nöropsikolojik Açıdan Ödül Sistemi

Nöropsikolojik açıdan bağımlılığın merkezinde beynin ödül sistemi yer alır. Özellikle dopamin salınımı, haz ve motivasyon süreçlerinde kritik rol oynar. Kişi bir madde kullandığında ya da haz verici bir davranışta bulunduğunda mezolimbik dopamin sistemi aktive olur. Bu sistemin aşırı ve tekrarlayan biçimde uyarılması, zamanla nöroadaptasyona yol açar. Tolerans gelişir; kişi aynı etkiyi elde etmek için daha yüksek dozlara ihtiyaç duyar. Bununla birlikte prefrontal korteks işlevlerinde zayıflama meydana gelir. Bu durum dürtü kontrolünde azalma, risk değerlendirmesinde bozulma ve kısa vadeli hazza yönelme şeklinde klinik tabloya yansır.

Davranışçı ve Bilişsel Kuramlar

Davranışçı kuramlar bağımlılığı öğrenme süreçleri üzerinden açıklar. B. F. Skinner’ın edimsel koşullanma kuramına göre haz veren sonuçlar davranışı pekiştirir. Bağımlılık başlangıçta çoğunlukla pozitif pekiştirme (haz alma) ile sürerken, ilerleyen evrelerde negatif pekiştirme (yoksunluk belirtilerinden kaçınma) daha baskın hale gelir. Bu süreç, kişinin artık “iyi hissetmek için” değil, “kötü hissetmemek için” madde kullandığı bir döngüye dönüşür.

Bilişsel kuram perspektifinden bakıldığında bağımlılık, işlevsiz düşünce kalıplarıyla yakından ilişkilidir. “Kontrol bende”, “Bir kereden bir şey olmaz”, “Zaten hayatımda başka keyif yok” gibi otomatik düşünceler kullanım davranışını sürdürür. Bu noktada Aaron Beck’in bilişsel modeli önemli bir çerçeve sunar. Aaron T. Beck’e göre bireyin temel inançları ve ara inançları, stres karşısında tetiklenerek uyumsuz başa çıkma stratejilerini aktive eder. Madde kullanımı ya da bağımlılık davranışı, çoğu zaman yoğun duygusal sıkıntıyı düzenlemeye yönelik kısa vadeli bir çözüm girişimidir.

Travma ve Bağlanma Örüntüleri

Travma ve bağlanma örüntüleri de bağımlılığın psikolojisinde belirleyici rol oynar. Çocukluk çağı ihmal ve istismar öyküsü olan bireylerde bağımlılık riskinin anlamlı biçimde arttığı bilinmektedir. Travmatik yaşantılar, kişinin sinir sisteminde kronik bir alarm hali yaratabilir. Bu durum, duygusal regülasyon güçlüğü ve dissosiyatif eğilimlerle birleştiğinde madde kullanımı bir “kendini yatıştırma” aracı haline gelebilir. Güvensiz bağlanma örüntülerine sahip bireylerde de dışsal düzenleyicilere yönelme eğilimi daha yüksek görülmektedir.

Psikodinamik Bakış Açısı ve içsel Boşluk

Psikodinamik bakış açısı ise bağımlılığı eksik benlik düzenleme kapasitesi ve içsel boşluk duygusuyla ilişkilendirir. Özellikle narsisistik kırılganlık ya da değersizlik şemaları bulunan bireylerde bağımlılık davranışı, geçici bir bütünlük ve güç hissi sağlayabilir. Ancak bu durum sürdürülebilir değildir ve zamanla suçluluk, utanç ve izolasyon duygularını derinleştirir. Klinik çalışmalarda sıkça gözlemlediğim üzere, bağımlılık çoğu zaman yalnızca maddeyle değil, utanç döngüsüyle de mücadele etmeyi gerektirir.

Bütüncül Tedavi Yaklaşımı

Tedavi sürecinde bütüncül bir yaklaşım esastır. Bilişsel davranışçı terapi, motivasyonel görüşme teknikleri ve grup terapileri etkinliği kanıtlanmış yöntemler arasındadır. Motivasyonel görüşme yaklaşımı özellikle değişim ambivalansının yüksek olduğu vakalarda önemlidir. Ayrıca eşlik eden depresyon, anksiyete bozuklukları ya da travma sonrası stres bozukluğu gibi durumların da ele alınması gerekir. Bağımlılık tedavisinde yalnızca davranışı sonlandırmak değil, yerine sağlıklı başa çıkma stratejileri geliştirmek hedeflenir.

Sonuç ve Klinik Değerlendirme

Sonuç olarak bağımlılık; biyolojik yatkınlık, öğrenme süreçleri, bilişsel yapılar, travmatik yaşantılar ve sosyal çevre etkileşiminin bir ürünüdür. Bir psikolog olarak bağımlılığı yalnızca “zararlı bir alışkanlık” olarak değil, çoğu zaman kişinin dayanamadığı duygularla baş etme çabası olarak değerlendiriyorum. Etkili müdahale, yargılamadan anlamaya; davranışı bastırmaktan ziyade altında yatan ihtiyaçları keşfetmeye dayanır. Bu perspektif, hem terapötik ittifakı güçlendirir hem de kalıcı iyileşme olasılığını artırır.

Kaynakça

American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed.). Washington, DC: Author. Beck, A. T., Wright, F. D., Newman, C. F., & Liese, B. S. (1993). Cognitive Therapy of Substance Abuse. New York: Guilford Press. Koob, G. F., & Volkow, N. D. (2016). Neurobiology of addiction: A neurocircuitry analysis. The Lancet Psychiatry, 3(8), 760–773. Skinner, B. F. (1953). Science and Human Behavior. New York: Macmillan. Volkow, N. D., Koob, G. F., & McLellan, A. T. (2016). Neurobiologic advances from the brain disease model of addiction. New England Journal of Medicine, 374, 363–371.

Sezen Güç
Sezen Güç
Sezen Güç 31.01.1996 İzmir Konak’da doğmuştur. İzmir Türk Koleji lisesinden mezun olduktan sonra psikoloji lisans eğitimini İstanbul Bilgi Üniversitesinde tamamlamıştır. Ardından Kent Üniversitesinde klinik psikoloji yüksek lisansını bitirmiştir. Bu süre içerisinde çeşitli kliniklerde ve sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak görev almıştır ve Türk Psikologlar Derneği üyesidir. Bilişsel davranışçı terapi ekolünü kullanarak İlişki problemleri, kaygı, depresyon, okb çalışma alanları içerisindedir. Terapist olmak, danışan ve terapistin terapötik ilişkisi her iki taraf üzerindeki iyileştirici, dönüştürücü etkisi Güç’ün heyecan duyduğu alanlardır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar