Cuma, Nisan 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İyileşmenin Sessiz Göstergesi: Danışanın Artık Sana Anlatacak Bir Şeyi Kalmaması

Bir klinik psikolog olarak seans odasında en çok hazırlıklı olduğumuz şeylerden biri “anlatı”dır. Danışan gelir, anlatır. Yaşantısını, acısını, tekrar eden döngülerini, çocukluğunu, ilişkilerini, rüyalarını… Terapi çoğu zaman bu anlatıların etrafında şekillenir.

Peki ya anlatı azaldığında?

Bir noktada bazı danışanlar seansa girer ve şunu söyler: “Aslında bu hafta anlatacak pek bir şeyim yok.”

Bu cümle, genç terapistler için çoğu zaman hafif bir alarm gibidir. Direnç mi var? Kaçınma mı? Bastırma mı? Oysa bazen bu sessizlik, terapötik sürecin en sağlıklı evrelerinden birine işaret eder.

Anlatma İhtiyacının Psikolojisi

İnsan zihni, anlamlandıramadığı deneyimleri anlatma ihtiyacı duyar. Travmatik, karmaşık ya da duygusal olarak yük taşıyan yaşantılar, iç dünyada “tamamlanmamış dosyalar” gibi çalışır. Anlatmak; düzenlemek, sembolize etmek ve zihinsel olarak sindirmek için bir araçtır.

Bu nedenle terapinin erken ve orta evrelerinde anlatı yoğundur. Danışan yalnızca yaşananı değil, yaşanamayanı da getirir. Söylenememiş cümleler, tutulmuş öfke, bastırılmış yas… Hepsi seans odasında dile gelir. Ancak iyileşme yalnızca daha çok anlatabilmek değildir. Bazen iyileşme, anlatma ihtiyacının azalmasıdır.

Sessizlik Her Zaman Direnç Değildir

Klinik pratikte sessizlik çoğu zaman patolojik bir yerden okunur. Oysa bazı sessizlikler, zihinsel bir entegrasyon göstergesidir. Danışan artık her yaşantıyı “çözülmesi gereken bir kriz” gibi deneyimlemez. Duygular gelir, geçer. Düşünceler fark edilir ama yapışılmaz. İçsel süreçler, terapötik alana taşınmadan da regüle edilebilir hale gelir.

Bu noktada danışanın anlatacak bir şeyi yoktur çünkü:

  • Yaşantı artık tehdit edici değildir.

  • Duygu düzenleme kapasitesi artmıştır.

  • İçsel diyalog daha şefkatlidir.

  • “Anlamlandırma” ihtiyacı büyük ölçüde karşılanmıştır.

Bu sessizlik, bastırmanın değil; içselleştirme ürünüdür.

Terapistin Kaygısı: “Ben Artık Ne Yapacağım?”

Bu evre, yalnızca danışan için değil terapist için de dönüştürücüdür. Çünkü terapist de anlatı üzerinden çalışmaya alışmıştır. Hikâye yoksa, müdahale de yokmuş gibi hissedilebilir. Oysa bu noktada terapötik ilişki, yapma halinden olma haline geçer.

Seanslar daha az dramatik ama daha derindir. Terapist mikro duygusal değişimleri fark eder, sessizliği tolere eder ve danışanın yanında “çözmeden” durabilir. Bu, terapistin kendi kaygısıyla da yüzleştiği bir evredir. “Faydalı olma” ihtiyacının gevşediği, ilişkinin kendisinin iyileştirici olduğu bir alan.

Danışan için Bu ne Anlama Gelir?

Danışan için bu dönem çoğu zaman fark edilmeden yaşanır. “Artık iyiyim” gibi büyük bir farkındalık olmayabilir. Ama hayat daha az gürültülüdür. İçsel eleştirmen daha sessizdir, duygular daha yönetilebilirdir ve ilişkilerde daha az reaktivite vardır. Kendilik hissi daha bütünlüklüdür.

Ve belki de en önemlisi: Danışan artık yaşantısını terapiste taşıyarak regüle etmek zorunda değildir. Terapi, içselleştirilmiştir.

Sessizliğin Klinik Değeri

Bu yazıyı bir uyarı cümlesiyle bitirmek isterim: Her sessizlik sağlıklı değildir. Kaçınma, donukluk, dissosiyasyon elbette ayırt edilmelidir. Ama klinik sezgimizi yalnızca “konuşma miktarı” üzerinden değil, içsel canlılık üzerinden kurduğumuzda; bazı sessizliklerin, terapinin en güçlü çıktılarından biri olduğunu görürüz.

Bazen iyileşme gürültülü olmaz. Bazen danışan artık anlatmaz — çünkü artık taşıyabilir.

Kevser Sağlam
Kevser Sağlam
Kevser Sağlam, psikoloji lisans eğitimini başarıyla tamamlamış, klinik psikoloji yüksek lisans eğitimine devam eden bir psikologdur. Akademik ve mesleki çalışmalarını çocuk, ergen ve özellikle kadınlarla yürütmeye odaklamıştır. Oyun terapisi, psikolojik değerlendirme ve danışmanlık süreçlerinde aktif rol almıştır. Rehabilitasyon merkezleri, psikiyatri klinikleri ve kamu kurumlarında edindiği gönüllü ve profesyonel deneyimler sayesinde; korunmaya muhtaç çocuklar, özel gereksinimli bireyler ve kadınlarla çok yönlü çalışmalar yürütmüştür. Kadınlara yönelik psikososyal destek alanlarında gönüllü çalışmalara katılmış; toplumsal duyarlılığı yüksek saha deneyimleri edinmiştir. Çalışmalarında Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) ekolünü benimseyen Kevser Sağlam, bireyin yaşantısıyla temas kurmasını, psikolojik esneklik geliştirmesini ve değerler doğrultusunda anlamlı bir yaşam inşa etmesini merkeze alır. Özellikle kadınların yaşam döngüsü içinde karşılaştığı baskılar, roller ve içsel çatışmalarla çalışırken, güçlendirici ve bütüncül bir yaklaşımı esas alır. Sanatın iyileştirici gücüne duyduğu ilgi doğrultusunda sanat terapisine özel bir yakınlık duyan Sağlam; duyguların söze dökülemediği alanlarda yaratıcı ifade biçimlerinin dönüştürücü etkisini önemser. Bu yaklaşımı özellikle kadınlarla yürütülen çalışmalarda güvenli alan oluşturmanın önemli bir aracı olarak görmektedir. Akademik ilgi alanları arasında kadın psikolojisi, psikolojik esneklik, toplumsal rollerin ruh sağlığı üzerindeki etkileri ve bireyin yaşamın kaçınılmaz gerçekleriyle kurduğu ilişki yer almaktadır. Mesleki gelişimini sürekli eğitimler, seminerler ve gönüllü çalışmalarla destekleyen Sağlam, psikolojiyi yalnızca bir meslek değil; toplumsal bağlamı olan, dönüştürücü bir iyileşme alanı olarak ele almaktadır. Yazılarında psikolojiyi bilimsel temellerini koruyarak; sade, derinlikli ve yaşamla temas eden bir dille okuyucuya aktarmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar