“Bu işi bugün bitireceğim.”
Sabah bu cümleyle uyanırız. Akşam olduğunda ise hâlâ aynı yerdeyizdir. Kahve içilmiş, sosyal medyada biraz gezinilmiş, oda toplanmış, hatta yapılacak iş dışında her şey yapılmıştır. Ve saat ilerledikçe içimizdeki stres artar. Tanıdık geliyor mu?
Erteleme davranışı çoğu zaman tembellik olarak değerlendirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında erteleme, genellikle kaygı, mükemmeliyetçilik ve değerlendirilme korkusuyla ilişkilidir. Yani bir işi yapmaktan kaçınmamızın nedeni çoğu zaman “istememek” değil, “yeterince iyi yapamamaktan korkmak” ya da “fazla önemsemek”tir.
Ertelemenin Arkasındaki Görünmeyen Nedenler
Birçok danışanımdan sıkça duyduğum bir cümle var: “Yapacağım ama henüz hazır hissetmiyorum.”
Bu “hazır hissetme” beklentisi çoğu zaman hiç gelmez. Çünkü mükemmel zaman diye bir şey yoktur. Ertelemenin temelinde genellikle şu düşünceler yer alır:
-
“Ya başarısız olursam?”
-
“Yeterince iyi yapamazsam?”
-
“Elalem ne der?”
-
“Başkaları benden daha iyi yapıyor.”
-
“Şimdi başlarsam kusurlarım ortaya çıkar.”
Bu düşünceler kişide kaygı yaratır. Beynimiz tehdit altında hissettiğinde, doğal olarak kaçınma davranışı geliştirir. İşte erteleme, bu kaçınmanın en sık görülen biçimlerinden biridir.
Mükemmeliyetçilik: Fazla Önemsemenin Bedeli
Erteleyen kişilerin büyük bir kısmı aslında oldukça sorumluluk sahibidir. Yaptığı işin iyi olmasını ister, hatta bazen gereğinden fazla önemser. Ancak bu yüksek beklenti, kişiyi hareketsiz bırakır.
“Mükemmel olmazsa yapmayayım” düşüncesi, zamanla “hiç başlamayayım”a dönüşür. Mükemmeliyetçilik çoğu zaman “iyi bir özellik” gibi görülse de, kişinin üretkenliğini ve özgüvenini zedeleyebilir. Çünkü hata yapma ihtimali, harekete geçmenin önüne geçer.
Beynimiz Neden Kolayı Seçer?
Beynimiz kısa vadede rahatlatan seçenekleri tercih etmeye programlıdır. Sosyal medyada gezinmek, dizi izlemek ya da küçük işler yapmak bize anlık rahatlama sağlar. Zor bir işe başlamak ise zihinsel enerji gerektirir.
Bu nedenle beyin, “şimdi biraz rahatla, sonra yaparsın” mesajını verir. Ancak “sonra”, çoğu zaman gelmez. Erteleme kısa vadede rahatlatır, uzun vadede ise stres ve suçluluk yaratır.
“Son Dakikada Daha İyiyim” İnancı
Bazı kişiler “Ben baskı altında daha iyi çalışırım” diyerek ertelemeyi savunur. Gerçekten de son anda motive olan insanlar vardır. Ancak bu durum çoğu zaman yoğun kaygı, uykusuzluk ve tükenmişlikle birlikte gelir.
Son dakikada yapılan işler genellikle kişinin gerçek potansiyelini yansıtmaz. Sadece “yetiştirilmiş” olur.
Ertelemeyi Azaltmak için Küçük Adımlar
Erteleme alışkanlığı değiştirilebilir. Bunun için büyük hedefler koymak yerine küçük adımlarla başlamak çok daha etkilidir.
-
Mükemmel hissetmeyi beklemeyin. Motivasyon çoğu zaman başladıktan sonra gelir.
-
İşi parçalara ayırın. “Bitireceğim” yerine “10 dakika başlayacağım” demek daha gerçekçidir.
-
Kendinizle daha şefkatli konuşun. “Yine yapamadım” yerine “Deniyorum” demeyi öğrenin.
-
15 dakika telefonu elinize almamayı deneyin. Küçük bir mola bile dikkatinizi toparlamaya yardımcı olabilir.
-
Baby steps (bebek adımları) atın. Bir sayfa yazmak, bir mail atmak, 5 dakika odaklanmak… Hepsi ilerlemedir.
Sonuç: Başlamak Cesaret İster
Erteleme çoğu zaman isteksizlik değil, yetersizlik korkusunun sessiz bir yansımasıdır. İnsan, kendini güvende hissetmediği alanlarda geri durur. Ancak gelişim, konfor alanının dışında başlar.
Birçok insan için “elalem ne der” düşüncesi, iç sesinden bile daha baskındır. Kendi ihtiyaçlarını, yorgunluğunu ve sınırlarını ikinci plana atar. Kendisiyle sert, başkalarıyla ise anlayışlıdır.
Oysa psikolojik iyi oluşun temelinde öz-şefkat vardır. İnsan, kendisine ne kadar anlayışlı yaklaşabiliyorsa, harekete geçmesi de o kadar kolaylaşır. Hata yapmaya izin veren bir zihin, ertelemeye daha az ihtiyaç duyar.
Belki de asıl soru şudur: Biz mi hayatımızı yaşıyoruz, yoksa başkalarının beklentilerine göre mi şekilleniyoruz?
Öz-şefkat, toplumsal baskı ve “elalem” düşüncesinin ruh sağlığımız üzerindeki etkisini ilerleyen zamanlarda daha detaylı konuşabiliriz. Eğer tekrar eden döngüleri bugün fark edebiliyorsanız, bu artık eski farkındalık mekanizmanızın sizi yönetmediğini gösterir. Fark etmek, değişimin başlangıcıdır.


