Perşembe, Ocak 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Otantiklik

Doğum yalnızca biyolojik bir başlangıç değildir; ruhsal düzlemde de insanın dünyayla kurduğu ilişkinin ilk kırılma anıdır. Yaşamla temas ettikçe, çevrenin beklentileri, aile dinamikleri ve kültürel normlar benliğin etrafında katmanlar oluşturmaya başlar. Bu katmanlar zamanla birer maske haline gelir. Başlangıçta hayatta kalmak ve sevilmek için işlevsel olan bu maskeler, ilerleyen yıllarda kişinin kendi iç sesini duymasını zorlaştırır. Görülmeyen duygular, ertelenen ihtiyaçlar ve söylenemeyen cümleler birikir. İşte ruhsal anlamda “yeniden doğum” dediğimiz süreç, tam da bu yok sayılmış alanların su yüzüne çıkmasıyla başlar. İnsan, çoğu zaman sancılı ama kaçınılmaz bir fark edişle, “Ben buradayım ama bu ben miyim?” sorusunu sormaya başlar.

Toplumsal ve kültürel yapı, bireye erken yaşlardan itibaren bir “olması gerekenler” listesi sunar. Uyumlu olmak, güçlü görünmek, üzmemek, başarılı olmak, yetmek… Bu listeye uyulduğunda sevgi ve onay gelir; uyulmadığında ise dışlanma, eleştirilme ya da değersizlik hissi doğar. Bu nedenle birçok insan, gerçek duygularını bastırarak kabul göreceğini düşündüğü bir benlik inşa eder. Ancak bu sahte benlik, uzun vadede ruhsal bir boşluk yaratır. Kişi, dışarıdan “iyi” görünse bile içten içe anlaşılmadığını, temas edilmediğini hisseder. Bu boşluk, çoğu zaman kaygı, tükenmişlik, depresif duygulanım ya da bedensel belirtilerle kendini gösterir.

Otantikliğin Tanımı ve Psikolojik Temelleri

Tam bu noktada otantiklik kavramı devreye girer. Kelime kökeni Yunanca authentikos olan otantiklik; gerçek, özgün ve kendine sadık olma anlamını taşır. Psikolojik bağlamda ise otantiklik, bireyin kendi değerleri, duyguları ve ihtiyaçlarıyla temas halinde yaşamasını ifade eder. Otantik olmak, her duygunun “iyi” ya da “kabul edilebilir” olması değil; duyguların varlığına dürüstçe alan açabilmektir. Bu nedenle otantiklik, çoğu zaman romantize edildiği gibi sadece cesaret değil, aynı zamanda kırılganlık içerir.

Carl Rogers, otantikliğin psikolojik sağlığın temel taşlarından biri olduğunu vurgular. Ona göre bireyin içinde bir “gerçek benlik” ve bir de “ideal benlik” bulunur. Gerçek benlik, kişinin içsel deneyimlerine, duygularına ve değerlerine dayanırken; ideal benlik, başkalarının beklentileriyle şekillenir. Bu iki benlik arasındaki fark arttıkça, birey kendi yaşamından yabancılaşmaya başlar. Rogers, terapötik sürecin temel amacını, kişinin kendi deneyimlerini yargılamadan kabul edebilmesi ve gerçek benliğiyle temas kurabilmesi olarak tanımlar. Bu temas sağlandığında, birey yalnızca semptomlarından değil, kendine yabancılaşmaktan da iyileşmeye başlar.

Modern Psikolojide Otantiklik Boyutları

Modern psikolojide Mark H. Kernis, otantikliğin daha ölçülebilir bir çerçevesini sunar ve bu kavramı dört boyutta ele alır. İlk boyut öz-farkındalıktır; bireyin kendi duygularını, ihtiyaçlarını ve değerlerini tanıyabilmesi. İkinci boyut içsel tutarlılıktır; düşünceler, duygular ve davranışlar arasında uyum kurabilmek. Üçüncü boyut ilişkilerde otantikliktir; başkalarına karşı açık, dürüst ve maskesiz olabilmek. Dördüncü boyut ise kendini kabuldür; güçlü ve zayıf yanlarıyla kendinle barışabilmek.

Otantik Olmanın Zorlukları ve İyileşme Süreci

Otantik olmak, yüksek özsaygı, anlamlı ilişkiler ve içsel bir özgürlük hissi getirir; ancak bu yol her zaman kolay değildir. “İyi çocuk” rolü, sürekli yeterli olma baskısı ya da sosyal medyanın kusursuzluk anlatıları, bireyin sahte bir benliğe tutunmasına neden olabilir. Bu nedenle otantiklik, bir anda ulaşılan bir hedef değil; yavaş, katman katman ilerleyen bir süreçtir. Çoğu zaman bu süreç, çocuklukta bastırılan arzulara dönmekle başlar. Unutulmuş hayaller, yarım kalmış tutkular, ifade edilememiş öfke ya da yas… Belki eski bir şarkıyı dinlemek, dans etmek, çizmek ya da ruhun ihtiyaç duyduğu herhangi bir yaratıcı alan açmak, kişinin kendisiyle yeniden temas kurmasını sağlar.

Ruhsal olarak yeniden doğmak, maskelerin düşmesiyle ve beraberinde gelmesi muhtemel içsel sancılarla mümkündür. Ancak bu sancı, bir yıkım değil; daha bütünlüklü bir benliğin inşasıdır. Kendi değerleriyle uyumlu yaşamak, insana derin bir huzur ve anlam duygusu kazandırır. İlişkiler daha gerçek, hayat daha yaşanabilir hale gelir. Otantik olmak; sabır, farkındalık ve cesaret gerektiren bir yolculuktur. Ama her adımında insan, kendine biraz daha yaklaşır. Ve kendi sesini duyabildiğinde, yaşam artık sadece sürdürülmesi gereken bir süreç değil; keşfedilecek bir alan, temas edilecek bir hakikat haline gelir. İşte o zaman özgürlük hissi doğar. Çünkü otantiklik, en derininde hem kendini hem de dünyayı olduğu gibi kabul edebilme cesaretidir.

Nihan Genç
Nihan Genç
Nihan Genç, psikoloji lisans eğitimini Bahçeşehir Üniversitesi’nde, klinik psikoloji yüksek lisans eğitimini ise Nişantaşı Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Akademik sürecinin yanı sıra hastane, terapi merkezi ve çeşitli klinik gözlem alanlarında aktif deneyim kazanmıştır. Sanat terapisi, Şema Terapi, Kabul ve Kararlılık terapisi (ACT), Mindfulness (Bilinçli Farkındalık) ve Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yaklaşımlarıyla çalışmakta; sürekli gelişim inancıyla mesleki eğitimlerini sürdürmektedir. Yazılarında, insan olmanın otantik doğasını merkeze alarak bireysel farkındalık, insan ilişkileri, psikolojik dayanıklılık, zihin-beden bağlantısı, nöropsikoloji ve modern yaşamın ruh sağlığı üzerindeki etkilerine odaklanır. Psikolojiyi hem bilimsel hem de insani yönleriyle ele alan bir yaklaşımla, okuyucuyu düşünmeye ve hissetmeye davet eder. İyi çalışmalar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar