Peki Biz, Korkunun Kaçtıkça Büyüyeceğini Bilmemize Rağmen Neden Kaçmaya Devam Ederiz?
Korku hissettiğimizde beynimizdeki amigdala bölgesi beynimizi yani duygularımızı ve düşüncelerimizi eline alır. Vücudumuz adrenalin salgılar, kalp atışımız hızlanır ve zihnimiz sadece hayatta kalmaya odaklanır. Bu fiziksel rahatsızlık o kadar yoğundur ki, zihnimiz bu rahatsızlık verici histen kurtulmak için en kısa ve kendine göre başta zahmetsiz sandığı yolu seçer: Kaçınma.
Kaçınma davranışı, kısa vadede inanılmayacak düzeyde bir rahatlama sağlar. Sunum yapmanız gereken bir toplantıya gitmediğinizde veya sizi korkutan o zor konuşmayı ertelediğinizde hissettiğiniz o anlık rahatlama durumu, beyniniz tarafından adeta ödüllendirilir. Ancak tam aksine bu yalnızca bir sonraki kaçınma davranışınıza bir kapı aralayan ve korkunuzun gün geçtikçe azalmaktansa gitgide büyüyeceğini size fark ettirmeden yolunu hazırlayan bir tuzaktır. Psikolojide buna olumsuz pekiştirme denir. Olumsuz pekiştirme, kişi için hoş olmayan duyguların oluşmasına engel olmak için ortamdan rahatsız edici maddenin ya da durumun kaldırılmasıdır. Kaçtığınız her anda, beyninize şu mesajı gönderirsiniz: “Bu durum gerçekten tehlikeli ve ben bununla başa çıkacak güçte değilim.” Böylece korku, zaman içinde büyüyerek zihninizde dev bir kale inşa eder ve hareket alanınız her geçen gün biraz daha kısıtlanır.
Bu Durumdan Nasıl Çıkılır?
Korkunun üstüne gitmek, sadece bir cesaret gösterisi değil, bilimsel bir iyileşme yöntemidir. Klinik psikolojide kullanılan “Maruz Bırakma Terapisi”, bireyin korktuğu nesne veya durumla güvenli bir ortamda, kademeli olarak yüzleşmesini esas alır.
Korkunun üstüne gittiğinizde gerçekleşen müthiş durumun adı alışma dır. Alışma, aynı uyarıcı tarafından defalarca kez karşılaşıldığında beynimizi bir süre sonra daha az tepki verme hatta bazen artık tepki vermeme durumudur. Beynimiz, korkulan uyaranla yeterince uzun süre temas ettiğinde, beklenen felaketin gerçekleşmediğini ve vücudun sonsuza kadar o yüksek alarm durumunda kalamayacağını anlar. Nabız yavaşlar, terleme durur ve zihin “Ben bu durumun içindeyim ve hala hayattayım” demeye başlar. Korkunun üstüne gitmek, korkuyu yok etmek değildir; korkuya rağmen hareket edebilme kapasitesini arttırmak, onunla yaşamayı öğrenmek ve bunun normal olduğunu beynimizin de öğrenmesini sağlamaktır.
Konfor Alanımız, Sınırları ve Büyütmek
Bir insanın dünyasının büyüklüğü, korkularının bittiği yer kadardır. Konfor alanı dediğimiz o güvenli liman, aslında görünmez parmaklıklarla çevrilidir. Korktuğumuz şeylerin örneğin yeni bir dil öğrenmek, yalnız seyahat etmek, birine duygularını açmak ve bu gibi pek çok durumun üstüne gitmediğimiz sürece, potansiyelimizin büyük bir kısmını bu parmaklıkların ardında bırakırız.
Psikolog Rollo May’in belirttiği gibi, “Cesaret, korkunun yokluğu değil, korkuya rağmen ilerleyebilme yetisidir.” Korkunun üstüne gitmek, kendimize dair beslediğimiz “yetersizlik” inancını yıkar. Her karşılaşma, özgüven kasımızı güçlendirir. Bir kez korktuğu bir şeyin içinden geçen insan, artık eski insan değildir; çünkü o durumun sadece bir “his” olduğunu, gerçeğin kendisi olmadığını deneyimlemiştir.
Kademeli Şekilde Korkuyla Yüzleşmek
Korkunun üstüne gitmek, kendinizi bir anda en büyük kabusunuzun ortasına atmak demek değildir, bunu yapmak yeni bir travma oluşumuna sebep olabilir. Bunun yerine korkuya adım adım ilerlemek, şekillendirme yöntemini kullanmak çok daha sağlıklı ve iyi bir yoldur.
-
Tanımlama: Sizi durduran tam olarak nedir? Belirsizlik mi, rezil olma korkusu mu, fiziksel zarar görme endişesi mi?
-
Küçük Adımlar: Eğer sosyal kaygınız varsa, bir anda bin kişiye hitap etmeyin. Önce bir yabancıya saat sormakla veya bir kahve dükkanında garsonla kısa bir sohbet başlatmakla başlayın.
-
Duyguda Kalmak: Korku hissettiğinizde hemen oradan uzaklaşmayın. O rahatsız edici duygunun vücudunuzda dalgalanmasına izin verin. Duygunun zirve yapıp sonra doğal olarak inişe geçtiğini gözlemleyin.
-
Kendini Ödüllendirme: Sonuç ne olursa olsun (başarılı ya da başarısız), sadece o adımı attığınız için kendinizi takdir edin.
Sonuç: Korkunun Ötesindeki Özgürlük
Korku, aslında bir pusuladır. Bize nerede büyümemiz gerektiğini, hangi sınırı aşmamız gerektiği konusunda yol gösterir. Eğer bir şeyden hem korkuyor hem de ona karşı gizli bir çekim hissediyorsanız, orası sizin gelişim alanınızdır, onun üstüne gitmek ileride size çok güzel kapılar aralayabilir.
Korkunun üstüne gitmek, hayata “evet” demektir. Kaçınma bizi hayatta tutabilir ama sadece yüzleşme bizi gerçekten “yaşatır”. Unutmayın, hayatınızın sonuna geldiğinizde pişmanlık duyacağınız şeyler genellikle korktuğunuz için yaptığınız hatalar değil, korktuğunuz için hiç denemediğiniz şeyler olacaktır.
Bugün, o küçük ama rahatsız edici korkunuzun gözlerinin içine bakın. Orada göreceğiniz şey bir canavar değil, sadece keşfedilmeyi bekleyen bir “siz” olacaksınız.


