İnsan dünyada bedeniyle var olduğu kadar ruhuyla da var olur. Bir kişi sıkıntısız bir şekilde karnını doyurabildiğinde, barınabildiğinde ya da korunabildiğinde onun daha sağlam bir bedene sahip olabileceğini biliriz. Ancak insanın gelişimini yalnızca fizyolojik koşullara bağlayamayız. Birey için psikolojik ihtiyaçların karşılanması da en az fiziki gereksinimleri kadar hayatidir. Sevildiğini hisseden, sıcak ve güvenli bir ortamda olan, çevresinden huzur bulan kişilerin psikolojik gelişimi daha sağlam ilerleyebilir. Fakat psikolojik gelişim yalnızca sevilerek tamamlanmaz. İnsanın bir önemli ihtiyacı da görülmektir.
Bir çocuk bolca sevilebilir ancak görülmeyebilir. Dinlenebilir ama anlaşılmayabilir. Başarıları takdir edilebilir fakat duyguları fark edilmeyebilir. Görülmek, bilinmek, onaylanmak, anlaşılmak çocuğun ileride sağlıklı bir kendiliğe sahip olmasına ve dış dünyaya daha az bağımlı bir yetişkin olmasında rol oynar.
Heinz Kohut’un kendilik psikolojisi, insanın sağlıklı benliğinin erken yaşlarda ebeveynden gelen empatik yeterlilikle ve doğru yansıtmalarla oluşabileceğini anlatır. Kohut’un teorisi benliği parçalara ayırmak yerine bir bütün olarak ele alır. Sağlıklı bir benlik, iç uyumu olan, harmoni içerisinde olan bir benliktir (Baker & Baker, 1987). Bu bütünlük, çocuğun ihtiyaçları empatik bir şekilde karşılandığında oluşur. “Anne gözündeki ışıltı” sağlıklı bir benlik için büyük bir öneme sahiptir. Yani çocuğun erken yaşlarında annesi tarafından “mükemmel” hissettirmesi, çocuğuna karşı ilgili, sevgi ve gurur dolu olması gerekir. Anneden alınan bu empatik bakış, sağlıklı bir psikolojik gelişimin temelidir.
Bunlarla beraber çocuğun içsel ihtiyaçlarının karşılanması yalnızca anne ile sınırlı değildir. Baba figürü ya da çocuğun bakımını sağlayan diğer figürler de bu konuda benzer öneme sahiptirler. Bu kişiler, çocuğun “kendilik nesneleri” işlevi görürler. Kohut’a göre “kendilik nesneleri”, nesnelerden farklı olarak bireyin içsel işleyişi için önemlidirler. Çocuk kendisinin karşılayamadığı içsel ihtiyaçlarının “kendilik nesneleri” tarafından karşılanmasını bekler, onları farklı kendilerine ait olan bedenlerinden bir parça olarak görürler (Baker & Baker, 1987). İlerleyen süreçte insanlar bu “kendilik nesneleri”ne daha az ihtiyaç duymalı ve aslında kendilerini regüle edebilmeyi ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamayı öğrenebilmelidirler. Erken yaşlarında empatik yoksunluklar, kendilik nesnelerinin işlevsizlikleri ya da yanlış/eksik yansıtmalara maruz kalan bireyler dışarıya daha bağımlı hale gelebilir ve daha kırılgan kendilik yapısına sahip olabilirler.
Bu kuramsal çerçeve bazı kişiliklerin neden daha çok görülme ihtiyacı duyabildiği, neden dışarıdan gelen onaya daha bağımlı olduğunu anlamak konusunda açıklayıcıdır. Kendilik psikolojisi çerçevesinde incelendiğinde Fi dizisindeki Duru Durulay karakteri, dansa olan hırsı, sevgisi ve kurduğu kaotik insan ilişkileriyle bu konuda dikkat çekici bir örnek olacaktır.
Duru Durulay
2017 yılında yayınlanan, iki sezon süren ve Azra Kohen’in aynı adlı romanlarından uyarlanan Fi, psikolojik derinliği yüksek karakterleriyle öne çıkan bir dram dizisidir. Dizinin ana karakterlerinden biri olan Duru Durulay’ı disiplinli ve hırslı bir dansçı olmasıyla, hatta sahnede olmayı, dans etmeyi hayatının en büyük önceliği haline getirmiş bir karakter olarak tanırız. Hayatının merkezinde sahneye duyduğu sevgi bulunsa da Duru’nun karakteri yalnızca bundan yola çıkarak okunamaz. Sınırlı arkadaş çevresi, sevgilisi Deniz ile kurduğu sevgi bağı kuvvetli ama aynı zamanda bencilliklerle dolu ilişkisi, Can Manay ile kurduğu karmaşık ve toksik bağ, kırılganlığı, öfkesi ve yüksek görülme ihtiyacı ile karakterinin psikolojik olarak karmaşık bir zeminde bulunduğunu söyleyebiliriz.
Aynalama
Sağlıklı aynalanma, Heinz Kohut’a göre erken yaşlarda çocuğa onun mükemmel, muhteşem olduğunun hissettirilmesi ile gerçekleşir. Çocuğun coşkuları, sevinçleri, üzüntüleri ebeveynler tarafından görülmeli ve anlaşılmalıdır. Bu süreçte yaşanan sıkıntılar bireyin kendini değersiz hissetmesi, sürekli olarak görülmek istemesi ve dışarıdan gelen onaylara bağımlı hale gelmesine sebep olabilir.
Duru’nun sahne ve Can Manay ile kurduğu ilişki bu bağlamda ilgi çekicidir. Onun sürekli baş dansçı olmak istemesinin ardında ciddi bir görülme ve onaylanma hissi yatar. Duru için sahnede olmak bile yeterli değildir, sahnede en önde olunmalıdır. Hatta kendisinin farklı olduğunu kanıtlamak adına dans kıyafetlerinin arasına Can Manay’ın hediyesi olan kırmızı tüyü takar, bu onun görülme ihtiyacının sembolik bir göstergesidir. Burada Can ile kuracağı toksik bağın temelleri yatar. Duru’nun sahnede ve yakın çevresinde sürekli aradığı hayranlık hissini Can Manay ona kırmızı bir tüyle verir. Onu diğerlerinden daha farklı, daha görünür kılar. Bu durumda Can Manay Duru’nun hayatında yalnızca romantik ya da takıntılı bir figür değil, onu aynalayan güçlü bir karakter haline gelir. Aldığı yoğun ilgi ve görüldüğünü hissetmek Duru’nun kırılgan benliğini teselli eder ve ona sahte bir bütünlük hissi verir.
Kohut’a göre kişi, kırılgan ve bütünlüğü bozuk olan benliğini korumak için sağlıklı ya da sağlıksız her yöntemi deneyebilir. Bu açıdan bakıldığında, Duru’nun ona geçici olarak bütünlük hissi veren, onu gören ve farklı olduğunu söyleyen Can Manay için tüm hayatını altüst ettiğini ve daha sonrasında ağır pişmanlıklar yaşadığını görebiliriz.
İdealize Etme
Duru’nun hayatında önemli olan bir diğer figür ise Deniz’dir. Deniz karşımıza Duru’yla benzer olarak sanatı seven, hatta bunun için yaşayan bir karakter olarak çıkar. Ancak ikisinin sanata bakış açıları birbirlerinden oldukça farklıdır. Deniz, Duru’nun idealize ettiği bir karakterdir.
İdealize etmek, kendilik psikolojisinde bireyin güvenilir ve güçlü bir figüre yönelerek onunla bütünlük kurmak istemesidir. Bu figür sarsıldığında ise kırılgan kendiliğe sahip kişi kendini boşlukta hissedecek ve regülasyon süreçlerinde sıkıntı yaşayacaktır.
Deniz, küçük de görünse Duru’yu önceliği haline getirmediği her anda Duru’nun zaten kırılgan olan kendiliği tehdit edilir. İlişkilerine son darbeyi Duru’nun çok hazırlandığı gösteriye çıkmasına izin vermeyerek vurur. Duru’nun kendiliğinin çok büyük bir parçası olan sahnede olmak elinden alındığında, parçalara ayrılmakta olan kendiliğini toplamak için Can Manay’a yönelir.
Sonuç
Sonuç olarak Duru Durulay karakteri, kendilik psikolojisi perspektifinden görülme, onaylanma ihtiyacı ve dış figürlere bağımlı kalmakla ilgili dikkat çekici bir örnek sunar. Can Manay, sahne, onun görülme ihtiyacının farklı yansımalarıdır.
Bu duruma bakıldığında, insanın sağlıklı bir kendiliğe sahip olması, onu kuracağı sağlıksız ve dengesiz ilişkilerden koruyabilir.
Kaynakça
Baker, H. S., & Baker, M. N. (1987). Heinz Kohut’s self psychology: an overview. American Journal of Psychiatry, 144(1), 1–9. https://doi.org/10.1176/ajp.144.1.1 Heinz Kohut’un kendilik psikolojisi | Psikosentez | Psikosentez, psikoterapi, cinsel terapi, online terapi, i̇zmir, aile terapisi. (n.d.). https://www.psikosentez.com/heinz-kohut-un-kendilik-psikolojisi


