Psikoloji literatüründe “duygular için sözcük yokluğu” olarak tanımlanan aleksitimi, bireyin kendi duygusal yaşantısını anlamlandırma ve ifade etme sürecindeki yapısal zorlukları ifade eder. Sağlanan kaynaklar ışığında aleksitimi; sadece bir iletişim problemi değil, aynı zamanda bilişsel ve duyuşsal bir işlemleme kusuru olarak ele alınmaktadır. Bu durumun temel bileşenleri arasında duyguları tanıma güçlüğü, duyguları betimleme zorluğu ve dışa dönük düşünme biçimi yer alır. Bireyin kendi iç dünyasına karşı yabancılaşması olarak da görülen bu tablo, kişinin bedensel duyumları ile duygusal tepkilerini birbirinden ayırt edememesine neden olur. Bu aşamada üzerinde durulması gereken en önemli konulardan biri aleksitiminin tek başına bir hastalık değil, pek çok psikolojik rahatsızlığa eşlik edebilen kişilik özelliklerinin öne çıktığı bir boyutunun olmasıdır.
Aleksitimi Belirtileri ve Temel Boyutları
Yapılan araştırmalara ve gözlemlere göre, aleksitimik bireylerin en belirgin özelliği duyguları tanımlama güçlüğüdür. Bu bireyler, yaşadıkları fiziksel uyarılmaları bir duyguyla ilişkilendirmekte zorlanırlar. Bunun örneklerinden biri bireylerin mide bulantısı yaşamalarını kaygı veya heyecanla ilişkilendirmekte zorlanabilmeleridir. Bu durumda bireyler yaşanılan duygusal durumun ayırdına varamazken fiziksel belirti olarak yaşamaya devam ederler. Diğer bir temel boyut olan duyguları betimleme güçlüğü, birey hissettiği duygulardan başkalarına bahsederken sözcük ve dil kullanımında yetersiz kalabilmektedir. Verilen örnekler, olaylar daha somut ve gerçekliğe dayalı bir aktarım üzerinden yapılıyor.
Dışa dönük düşünme kavramının bu bireylerde daha sönük bir rol aldığını söyleyebiliriz. Bireyin hayal kurma ve sürdürme haznesi daha dardır, birey içsel dünyasının perdelerini aralamak yerine dış dünyanın sahnesine odaklanmıştır. Üçüncü temel boyutuna baktığımızda ise bireyler yaşadıkları sorunlara hemen bir çözüm arama isteği içindedirler bu yüzden de yaşanılan problem üzerinde çokça düşünmezler. Daha çok robotsu hareketlerde bulunan bireyler hem kendi problemlerinin kaynağına inmediği gibi sosyal ilişkilerinde de yaşanan problemlerin kaynağına inmez. Ve daha basit çözümler üretirler. Çevresindeki insanlar tarafından da uyumlu bireyler olarak adlandırılırlar. Son temel boyuta baktığımızda ise aleksitimik bireyler yararcı ve uyumlu olma davranışlarını temel aldıkları için dışadönük bireyler olarak adlandırılırlar. Bireyler kendi hislerini ve düşüncelerini görmezden gelerek çevrenin istediği uyumlu bir birey olmaya daha yatkındırlar.
Duygu Düzenleme ve Sosyal İlişkiler Üzerindeki Etkisi
Aleksitimik bireylerle diğer bireyler karşılaştırıldığında aleksitimik bireylerin duygu düzenleme becerileri daha zayıftır. Olumsuz bir duyguyla karşılaştığında o duyguyu tanımadığı için yönetemez. Ama bu duygusal birikimler onun vücudunda var olmaya devam eder sadece kendini artık bir duygunun yansıması olarak değil fiziksel belirti olan somatizasyon şeklinde ortaya çıkarır. Bu yönüyle sadece bireyin vücudunu etkilemez aynı zamanda sosyal ilişkilerini de etkiler. Kendi duygularını anlamlandırmakta zorluk yaşayan birey karşısındaki kişinin duygularını anlamakta da güçlük çeker. Sosyal mesajları okuması zorlaşır, okuyamadığı bir mesajı da cevaplayamaz haliyle. İkili ilişkilerde mesafeli bir iletişim ve derinlikten uzakta yüzeysel bir ilişki kurulmasına yol açabilir. Yukarıda da bahsettiğim gibi uyumlu görünen ama bir o kadar da robotsu bir durum çıkar ortaya. Soğuk, otomatik ve dışarıdan gelen komutlara uygun. Bu alanlarda zorluk yaşayan bireyler ifade edemedikleri duygularla birlikte daha dirençli bir profil oluştururlar. Bu dirençli profilin resminde sadece bireyin kendisi yoktur. Arka planını incelediğimizde anne-baba birliktelik durumu, algılanan sosyo-ekonomik düzey ve cinsiyet de bu resimde yer almaktadır. Cinsiyet kavramındaki farklılık toplumsal cinsiyet rollerinin etkisiyle ortaya çıkmaktadır. Duygularını ve problemlerini ifade etmekte zorlanabilirler.
Sonuç
Tüm bunları incelediğimizde aleksitiminin insan psikolojisindeki rolünü görebiliriz. Duyguları tanıma, betimleme, ifade etme ve dışa dönük düşünme arasındaki birbirini derinden etkileyen bu ilişki bireyin hem kendisiyle hem de toplumla olan ilişkisini temelden inşa etmektedir. Bireylerin duygusal farkındalığının artırılması, sadece bireyin kendisi için değil aynı zamanda toplumla sağlıklı ilişkiler kurabilmesi için de gereklidir. Yapılan çalışmalar incelendiğinde insanın duygusal kapasitesini geliştirebileceğini, dış dünyasının yanı sıra iç dünyasındaki sahneden de kendisini izleyebileceğini söylemektedir.
Kaynakça
-
Demir, M. E. (2023). Duygu düzenleme güçlüğü ve aleksitimi: Depresyon ve kaygı bozuklukları ile ilişkisel bir analiz. Türk Psikoloji Dergisi, 38(1), 112-129.
-
Sivri, A. N., & Koç, M. (2022). Üniversite öğrencilerinde aleksitimi ile psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkinin incelenmesi. OPUS – Journal of Society Research, 19(49), 745-758. https://doi.org/10.26466/opusjsr.1132646
-
Yılmaz, A., & Özdemir, S. (2021). Aleksitimi ve kişilerarası ilişkiler: Bağlanma stillerinin aracı rolü üzerine bir çalışma. Psikoloji Çalışmaları – Studies in Psychology, 41(2), 433-456.


