Her birey doğduğu andan itibaren ebeveynleriyle kurduğu ilişkilerle bağlanma stilinin temelini atar. Günümüzde özellikle sosyal medyada sürekli karşımıza çıkan bağlanma stilleri, toplumda oldukça bilinen kavramlar hâline geldi. Pek çok kişi hangi bağlanma stiline sahip olduğunu az çok tahmin edebiliyor; ancak bu stillerin yalnızca tanımlarını bilmek yeterli olmuyor. Çünkü asıl belirleyici olan, bu bağlanma stillerine göre ortaya çıkan davranış örüntülerini anlamak ve bu davranışların bizim fiziksel ve ruhsal sınırlarımız üzerindeki etkilerini fark etmektir. Tam da bu noktada sıklıkla birbirine karıştırılan “ghosting” ve “fuzzying avoiding” kavramlarını incelemek, ilişkilerde belirsizliği azaltmak açısından oldukça önemlidir.
Kaçınmacı Bağlanan Bireylerde Ghosting Davranışı
Kaçınmacı bağlanan bireyler ilişkilerinin başlangıcında yoğun ilgi ve yakınlık gösterebilirler; fakat zamanla kurulan ya da kurulacak bağ onları korkutarak ilişkiden uzaklaştırabilir. Aslında kaçtıkları şey ilişki değil, ilişkinin sağladığı duygusal bağ ve yakınlıktır. Bu nedenle bazı durumlarda partnerlerine hiçbir açıklama yapmadan iletişimi tamamen keserek kendi içlerinde ilişkiyi bitirirler. Bu davranış, günümüzde sıkça duyduğumuz “ghosting” kavramının karşılığıdır. Ghosting, iletişimin bir anda ve tamamen bloklandığı, keskin bir kopuşla sonlanan bir süreçtir.
Fuzzying Avoiding: İlişkinin Bitmediği Ama Yakınlığın Azaldığı Belirsiz Alan
Ancak kaçınmacı bireylerin davranış repertuvarı bununla sınırlı değildir. Bazen tam tersi bir biçimde ilişkiyi devam ettiriyor gibi görünürken, aslında duygusal olarak geri çekildikleri, yakınlığı azaltarak ilişkiyi belirsiz bir alana taşıdıkları bir süreç yaşanır. Bu davranış “fuzzying avoiding” olarak adlandırılır.
Fuzzying avoiding’de ilişki tamamen bitmez; aksine görünürde sürer fakat tutarsızlık, belirsizlik ve yarım bırakma hâkimdir. Başlangıçta yoğun ilgi gösteren kişi, zamanla bu ilgiyi kademeli olarak azaltır. Mesajlara düzensiz cevaplar verir, netlik gerektiren konuşmalardan kaçınır, geleceğe dair planları sürekli erteler ve duygusal yakınlığı adım adım sınırlandırır.
Bu davranışların yavaş ilerlemesi nedeniyle karşı taraf çoğu zaman neyin değiştiğini hemen fark edemez. Çünkü ilişkinin ilk aşamasındaki heves ve duygusal yoğunluk sahicidir; ancak ilişki ilerledikçe yaşanan yakınlık artışı, bağımlı hissetme ihtimali, kontrolü kaybetme korkusu ve incinme riskinin yükselmesi kaçınmacı bireyi tetikler. Sonunda da “Sen harika birisin ama ben hazır değilim.” gibi kaçınmacı bağlanma stilinde çok sık duyulan söylemler ortaya çıkar. Bu süreç romantik geri çekilme olarak da adlandırılır.
Araştırmalar, kaçınmacı bağlanma stiline sahip bireylerin ilişki sorumluluğu arttığında stres seviyelerinin yükseldiğini ve buna bağlı olarak geri çekilme davranışının daha belirgin hâle geldiğini göstermektedir (Mikulincer & Shaver, 2016).
Cinsiyetin Bağlanma Tepkilerine Etkisi
İlişkilerde kadın ve erkek olmak da duygu düzenleme biçimlerini, davranış tepkilerini ve ilişkiye bakış açısını etkileyen önemli değişkenlerdendir. Araştırmalarda kaçınmacı bağlanma stilinin erkeklerde biraz daha yaygın olduğu görülmektedir.
Bağlanma stilinin temeli ebeveyn ilişkileriyle şekillense de erkeklerin duygularını dışa vurma konusunda küçük yaşlardan itibaren daha fazla sınırlandırılması, yoğun duyguları ifade etmenin zayıflık olarak görülmesi ve sürekli mantıklı davranma baskısı bu eğilimi destekler.
Bu nedenle erkeklerin fuzzying/avoiding davranışına daha yatkın olduğu yönünde bulgular bulunmaktadır (Fraley & Shaver, 2000).
Bağlanma sistemi aktivasyonu ise ilişkide tehdit, belirsizlik, çatışma veya ayrılık ihtimali ortaya çıktığında insanların otomatik olarak devreye giren psikolojik ve biyolojik güvenlik mekanizmasıdır (Bowlby, 1969; Mikulincer & Shaver, 2016).
Kadınlarda bu sistem daha hızlı aktive olma eğilimindedir ve bu durum yakınlaşma arayışı, netlik isteme, konuşarak çözme çabası ve ilişkiyi güvence altına alma davranışlarıyla kendini gösterir. Erkeklerde ise ilişki stresine karşı mesafe koyma, iletişimi askıya alma, konuyu kapatma ya da duygusal yükü azaltma eğilimi daha yaygındır.
Tüm bu davranış farklılıkları kesin kurallar değildir; kültür, aile yapısı, gelenekler ve bireysel stresörlere göre değişkenlik gösteren eğilimlerdir.
Sonuç
Sonuç olarak, modern ilişkilerde yaşanan belirsizlik, geri çekilme ve iletişim kopuşları yalnızca davranışsal durumlar olarak değil, bireyin bağlanma geçmişiyle yakından ilişkili psikolojik dinamikler olarak ele alınmalıdır. Ghosting tam bir kopuşu temsil ederken, fuzzying/avoiding ilişkinin görünürde devam ettiği fakat duygusal yakınlığın sistematik biçimde azaltıldığı daha karmaşık bir süreçtir.
Her iki davranışın temelinde de çoğunlukla kaçınmacı bağlanma stilinin karakteristik eğilimleri bulunur: incinme korkusu, yakınlığın yarattığı baskı, kontrol kaybı hissi ve bağımlılık algısı.
Bu nedenle bireylerin davranışlarını yalnızca “istemiyor” ya da “vazgeçti” şeklinde yorumlamak eksik bir değerlendirme olacaktır.
Bağlanma sistemi aktivasyonu, belirsizlik anlarında herkesi farklı yönlere çeker; kimi yakınlaşır, kimi uzaklaşır. Bu farklılıkları anlamak sağlıklı sınır koymanın, kendini korumanın ve ilişkilerde daha bilinçli adımlar atmanın temelidir.
İlişkilerde yaşanan bu belirsiz veya incitici davranışları kişisel bir yetersizlik gibi yorumlamak yerine, bunların bağlanma temelli kökenlerini görmek hem bireysel farkındalığı artırır hem de duygusal sağlığı korur. İlişkiler, iki geçmişin karşılaşmasıdır; bu nedenle karşı tarafın davranışını anlamak kadar kendi bağlanma örüntümüzü tanımak da iyileştirici bir adımdır.

