Psikolojik kopuşlar çoğu zaman dramatik anlarda başlamaz. Bir travma, bir kayıp ya da büyük bir kriz gerekmez. Bazen insan, kendinden uzaklaştığını çok daha sıradan bir yerde fark eder: Artık hiçbir şeyin eskisi kadar zevk vermediğini hissettiği bir anda.. Uzun süre bunun geçici bir ruh hali olduğunu düşündüm. Yorgunluk, dönemsel bir durgunluk, belki de büyümenin doğal bir parçası… Oysa mesele daha derindeydi. Hayat devam ediyordu ama ben onunla duygusal temasımı kaybetmeye başlamıştım.
Yabancılaşma ve Duygusal Mesafe
Psikolojide bu duruma yabancılaşma denir. Bireyin kendi duygularına, isteklerine ve yaşam deneyimine karşı mesafe koyması. Kişi hayattadır ama hayatla bağlantısı zayıflamıştır. Bir zamanlar cesur, daha samimi ve hayal kurabilen biriyken; zamanla daha kısa vadeli düşünen, hevesleri hızla sönen ve geleceğe dair tasarıları silikleşmiş birine dönüşmek, yabancılaşmanın en sık görülen işaretlerinden biridir. Bu değişim çoğu zaman ani değil, sinsi bir süreçtir.
Duyarsızlaşma ve Savunma Mekanizmaları
Yabancılaşmaya sıklıkla duyarsızlaşma (emotional numbing) eşlik eder. Duygular tamamen yok olmaz; fakat erişilemez hale gelir. Sevinç hissedilmez, heyecan kısa sürer, üzüntü bile yüzeysel kalır. Bu durum kişinin “hiçbir şey hissetmiyorum” demesine yol açar. Bu noktada birey kendini genellikle şu iç cümlelerle düzenlemeye çalışır: “Sakin ol.”, “Abartma.”, “Buna alış.” Ancak bu cümleler, duyguları düzenlemekten çok bastırmaya hizmet eder. Bastırılan her duygu ise zamanla tükenmişlik dönüşür. Tükenmişlik yalnızca işle ilişkili bir kavram değildir; yaşamdan alınan anlamın azalmasıyla da ortaya çıkar.
Varoluşsal Boşluk ve Anlam Arayışı
Bu noktada Viktor Frankl’ın şu sözü anlam kazanır: “İnsan her şeye katlanabilir, yeter ki bir anlamı olsun.” Anlam kaybı, modern bireyin en temel psikolojik problemlerinden biridir. Erich Fromm ise modern insanın bu durumunu “kendine yabancılaşma” olarak tanımlar ve şunu söyler: “İnsan artık ne hissettiğini değil, hissetmesi gerektiğini düşünür.” Gerçekten de günümüz insanı çoğu zaman üzülmesi, yorulması ya da durması gereken anlarda bile “iyi olma” performansı sergiler. Bu durum duygularla temasın kopmasına neden olur. Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde kendini gerçekleştirme basamağına ulaşamayan bireylerde içsel boşluk ve anlamsızlık duygusunun ortaya çıktığını belirtmesi de bu tabloyu destekler.
Farkındalık ve İyileşme Süreci
Kendimden uzaklaştığımı fark ettiğim an, aslında tek bir ana indirgenemez. Bu; eğlenemediğimi, heyecanlanamadığımı, hayal kurmakta zorlandığımı fark ettiğim uzun bir sürecin sonucuydu. Bu durumun adını koymak her şeyi çözmedi. Ama şunu sağladı: Kendimi eksik ya da bozuk hissetmemeyi. Yabancılaşma, duyarsızlaşma ve tükenmişlik; bireysel zayıflıklar değil, çağın psikolojik sonuçlarıdır. Bunun adını bilmek, insanın kendine biraz daha şefkatle yaklaşabilmesini sağlar. Eğer sen de “ben de böyleyim” diyorsan, yalnız değilsin. Ve hayır, bu hislerin rastgele değil. Psikolojide karşılığı var.
Yeniden Bağ Kurmak
Bu noktada asıl soru şudur: Bunu yaşıyorsak, ne yapacağız? Psikolojinin sunduğu çözüm, “hemen iyi hisset” gibi sığ telkinler değildir. Aksine, ilk adım genellikle şudur: Bu hâli düzeltmeye çalışmayı bırakmak. Çünkü yabancılaşma, çoğu zaman fazla güçlü olmanın, fazla dayanmanın ve uzun süre “idare etmenin” bedelidir. İnsan kendinden bir anda kopmaz; parça parça uzaklaşır. Önce heyecan gider, sonra merak. En son da “ben” duygusu sessizleşir. Bu yüzden çözüm, eski hâline dönmeye çalışmak değildir. Çözüm, artık işe yaramayan beklentileri fark etmektir. Kendinden uzaklaşan biri genellikle şunları yapar: Hissetmesi gerekeni hisseder, istemesi gerekeni ister, üzülmesi gerekene üzülür. Yani kendi iç sesini değil, içselleştirilmiş talepleri takip eder. Bu da zamanla duygusal bir donukluk yaratır.
Mikro Temaslar ve öz Şefkat
Burada yapılabilecek en sağlıklı şey, büyük hedefler koymak değil; mikro temaslar kurmaktır. Kendinle, bedeninle, zihninle.
-
Gerçekten ne zaman yorulduğunu fark etmek
-
Keyif almadan yapılan “zorunlu” şeyleri ayıklamak
-
Sürekli üretmek yerine ara ara durabilmek
-
Ve en önemlisi: Her şeyi anlamlandırmaya çalışmamak
Psikoloji bize şunu söyler: İnsan bazen iyileşmez, yeniden bağ kurar. Bu bağ; bir hobi, bir insan, bir düşünce ya da sadece bir an olabilir. Ama asla zorla olmaz. Eğer şu an hayal kuramıyorsan, bu senin hayal gücünün bittiği anlamına gelmez. Sadece zihnin, kendini korumaya almıştır. Ve bu, bir arıza değil; bir savunma biçimidir. Bu yüzden kendine şunu sormak belki de en dürüst başlangıçtır: “Ben ne zaman kendimi bırakmak zorunda kaldım?” Cevap hemen gelmeyebilir. Ama o soru sorulduğu anda, yabancılaşma çözülmeye başlar. Çünkü insan, kendini bulmaya değil; kendine geri dönmeye ihtiyaç duyar. Zihin seni korumak için sustuysa, acele etme. Sessizlik de bir iyileşme biçimidir.
Kaynakça
-
Frankl, V. E. (2006). İnsanın Anlam Arayışı. Okuyan Us Yayınları.
-
Fromm, E. (2014). Sahip Olmak ya da Olmak. Say Yayınları.
-
Maslow, A. H. (1970). Motivation and Personality. Harper & Row.
-
American Psychiatric Association. (2022). Burnout and Emotional Numbing.


