Perşembe, Ocak 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Eşya mı Satın Alıyorsunuz Yoksa Duygu mu? Alışveriş Terapisi Hakkında Gerçekler

Kapı çalar, beklediğiniz o paket gelir, kutuyu büyük bir heyecanla açarsınız ve o kısa an için içinizde devasa bir tatmin duygusu hissedersiniz. O an, sanki tüm sorunlarınız çözülmüş gibi gelir. Ama geriye dönüp baktığınızda, o ürünü aslında ihtiyacınız olduğu için değil, sadece stresli, yorucu veya hayal kırıklığıyla dolu bir hafta geçirdiğiniz için aldığınızı fark edersiniz. Hepimiz bu senaryoyu defalarca yaşadık. Sıkıldığımızda, bunaldığımızda ya da belki gece yarısı uyku tutmadığında, stresli bir günü dengelemek ve ruh halimizi bir anlığına değiştirmek adına hızlı bir dopamin vuruşu ararken kendimizi alışveriş uygulamaları arasında gezinirken buluyoruz.

Literatürde buna “Alışveriş Terapisi” (Retail Therapy) diyoruz ve bu durum, psikoloji dünyasında bir başa çıkma mekanizması olarak kabul ediliyor. Peki, bu mekanizma gerçekten işe yarıyor mu? Araştırmalar, basit bir satın alma tercihi yapma eyleminin, bireyde kaybolan kişisel kontrol hissini geri kazanmaya yardımcı olabileceğini öne sürüyor. Ancak asıl soru şu: Hissettiğimiz bu rahatlama gerçek ve kalıcı bir çözüm mü, yoksa sadece bizi asıl sorundan uzaklaştıran geçici bir oyalama mı? Bu yazı, alışveriş alışkanlıklarımızın arkasında yatan psikolojik mekanizmalara odaklanıyor ve o meşhur “sepete ekle” butonunun, hayatımızda yanlış giden şeyleri gerçekten düzeltip düzeltemeyeceğini sorguluyor.

Alışverişin Psikolojik Faydaları ve Seçim Özgürlüğü

İnsanlar alışverişi genellikle günlük hayatın stresinden bir kaçış yolu olarak görürler. Peki ya duygusal gerilimi yönetmek? Genellikle bu tür yoğun sıkıntılara verilen yaygın tepkiler arasında olayları zihinde sürekli tekrar etme (ruminasyon) veya aşırı yeme gibi sağlıksız alışkanlıklar yer alırken, alışveriş de sıklıkla maddiyatçılık ve israf üzerinden eleştirilir. Ancak araştırmacılar, alışveriş terapisini bazen çok acımasızca ve tek taraflı eleştiriyor olabileceğimizi savunuyorlar. Bu alandaki çalışmalar, alışverişin belirli durumlarda psikolojik faydaları olabileceğini, hatta bize bir “seçim hakkı” hissi vererek üzüntüyü gerçekten de en aza indirebileceğini öne sürüyor.

Rick, Pereira ve Burson (2014) tarafından Journal of Consumer Psychology’de yayımlanan çalışmalar, alışveriş kararları vermenin korku veya öfke gibi duygulardan ziyade, en iyi “üzüntü” ile başa çıkmada işe yaradığını gösteriyor. Neden mi? Çünkü üzüntü, genellikle çaresizlik ve kontrol kaybı hissiyle yakından ilişkilidir. Hayatımızdaki olaylar üzerinde etkisiz kaldığımızı hissettiğimizde, kontrol edebileceğimiz alanlara yöneliriz. Kırmızı gömlek ile pembe olan arasında seçim yaptığımızda ya da hangi dekorasyon ürününü alacağımıza karar verdiğimizde, aslında temel bir psikolojik ihtiyaç olan “seçim özgürlüğünü” ve otonomiyi deneyimleriz. O küçük anda, dış dünyadaki kaosun aksine, kendi dünyamızın kontrolünün yeniden bizde olduğunu hissederiz.

Bu yüzden, ölçülü olduğu ve bütçeyi sarsmadığı sürece, favori online mağazanızda gezinmek aslında kötü geçen bir günle başa çıkmanın yararlı bir yolu olabilir. İlginç olan şu ki; günün sonunda bir şey satın almasak bile, sadece vitrinlere bakmak, seçenekleri değerlendirmek ve zihinsel olarak bir seçim yapmak bile dopamin salgılatabilir ve modunuzu yükseltebilir.

Dopamin Döngüsü ve Beklenti Heyecanı

Ancak, madalyonun bir de diğer yüzü var ve burası işlerin karmaşıklaştığı nokta. Alışveriş modumuzu hızla yükseltse de, o iyi hissetme hali genellikle çok uzun sürmez. Beynimizin dopaminle çalışan ödül sistemi, evrimsel olarak ödülün kendisine sahip olmaktan çok, o ödülü “kovalamaktan” zevk alacak şekilde inşa edilmiştir. Bunu hepimiz yaşamışızdır; sipariş verdiğimiz o paketin gelmesini beklemek, hayaller kurmak, genellikle ürüne fiilen sahip olmaktan çok daha heyecan vericidir. Veya belki de kargo takip ekranını günde defalarca kontrol etmek, “dağıtıma çıktı” yazısını görmek, ürünü elimize almaktan daha büyük bir nörolojik heyecan yaratır.

Ancak kutu açıldığında, o “arzu” dopamini hızla kaybolur. Kendimizi cüzdanımızda daha az parayla, elimizde aslında çok da elzem olmayan bir nesneyle, “Buna gerçekten ihtiyacım var mıydı?” diye sorarken bulabiliriz. Sonuç olarak, tam olarak başladığımız noktadaki o duygusal boşlukta hissederken bulabiliriz kendimizi.

Bağımlılık Riski ve Sağlıklı Alternatifler

Dahası, bu davranışın yarattığı bağımlılık riskini de kabul etmeliyiz. Bu döngüden kaçınmak için, duygularımızı iyileştirmek ve düzenlemek adına tek dayanağımız alışveriş olmamalıdır. Örneğin canımız sıkıldığında, üzgün, stresli ve hatta aşırı mutlu hissettiğimizde bile, bu duyguyu işlemek yerine her zaman yeni eşyalar almaya koşmamalıyız. Bunun yerine, bu enerjiyi daha sürdürülebilir ve sağlıklı alışkanlıklara yönlendirmeliyiz; duygularımızı kağıda dökmek (journaling), doğada bir yürüyüşe çıkmak, meditasyon yapmak, yoga pratikleri veya bizi anlayan bir arkadaşla buluşmak gibi.

Burada anahtar kelime “öz farkındalık“tır; kendi sınırlarımızı ve tetikleyicilerimizi bilmemiz gerekir. Eğer bu alışkanlığın bir rahatlamadan ziyade bir dürtüselliğe dönüştüğünü fark edersek, derhal destek aramalı ve daha sağlıklı başa çıkma mekanizmaları oluşturmaya odaklanmalıyız.

Bilinçli Tüketim için 24 Saat Kuralı

Peki tüm bunlar, kendimizi ödüllendirmeyi tamamen bırakmamız gerektiği anlamına mı geliyor? Şart değil. Ölçülü kaldığı ve bilinçli yapıldığı sürece alışveriş terapisi kötü bir şey değildir. Buradaki kritik nokta farkındalıktır; neyi, neden yaptığımızın, o ürünü mü yoksa o anki duyguyu mu satın aldığımızın farkında olmak.

Bir dahaki sefere zor ve stresli bir haftanın ardından harcama yapma isteği duyduğunuzda, kendinize şu kuralı uygulayın: Ürünleri sepetinize ekleyin, o seçim yapma hazzını yaşayın ama “satın al” butonuna basmadan önce mutlaka 24 saat beklemeyi deneyin. Ertesi gün o sepete döndüğünüzde, seçim yapma keyfinin ve otonomi hissinin, sonrasında hiçbir pişmanlık duymadan tek başına yeterli olduğunu fark edebilirsiniz. O bekleme süresi, aslında o ürüne ihtiyacınız olmadığını, sadece zor bir haftadan sonra zihinsel bir molaya ve kendinize şefkat göstermeye ihtiyacınız olduğunu görmenize yardımcı olabilir.

Günün sonunda, kendinize verebileceğiniz en iyi hediye, kredi kartıyla satın aldığınız bir eşya değil; sahip olduğunuz iç huzurdur.

Kaynakça

Rick, S. I., Pereira, B., & Burson, K. A. (2014). The benefits of retail therapy: Making purchase decisions reduces residual sadness. Journal of Consumer Psychology, 24(3), 373-380.

Nisa Derican
Nisa Derican
Nisa Derican, 2003 yılında Eskişehir’de doğmuştur. Psikoloji lisans eğitimine Yeditepe Üniversitesi’nde %100 İngilizce olarak devam etmekte olup, son sınıf öğrencisidir. 2024 yılında çift anadal kapsamında İşletme bölümüne de %100 İngilizce olarak başlamıştır. Akademik gelişimine önem veren Derican, klinik psikoloji ve endüstri psikolojisi alanlarına ilgi duymakta ve bu alanlarda uzmanlaşmayı hedeflemektedir. Psychology Times Türkiye’de köşe yazarı olarak görev yapmakta; psikoloji bilgisini geniş kitlelere anlaşılır ve ulaşılabilir bir şekilde aktarmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar