Psikolojik Dayanıklılığın Sessiz Anahtarı
Günlük yaşamda çoğumuz “güçlü olmak” ile “duygularını göstermemek” kavramlarını eş anlamlı kullanırız. Üzülsek de belli etmemeye çalışır, öfkelensek bile içimize atarız. Oysa psikoloji bize duyguların bastırılmasının değil, sağlıklı biçimde düzenlenmesinin ruh sağlığı açısından koruyucu olduğunu söyler. Peki, duyguları bastırmak ile düzenlemek arasındaki fark nedir? Bu fark, psikolojik dayanıklılığımızı nasıl etkiler?
Duyguları Bastırmak ne Anlama Gelir?
Duygu bastırma, kişinin yaşadığı duyguyu bilinçli ya da bilinçdışı şekilde yok sayması, görmezden gelmesi veya ifade etmekten kaçınmasıdır. “Bunu hissetmemeliyim”, “Güçlü olmalıyım” gibi düşüncelerle kişi duygusunu içe iter. Kısa vadede bu durum işe yarıyor gibi görünebilir; kişi kontrolü elinde tuttuğunu hisseder. Ancak araştırmalar, bastırılan duyguların ortadan kaybolmadığını, aksine farklı yollarla ortaya çıktığını göstermektedir.
Bastırılan duygular; bedensel gerginlik, kaygı, psikosomatik şikâyetler ya da ani öfke patlamaları şeklinde kendini gösterebilir. Gross ve John’un (2003) çalışmaları, duygularını sürekli bastıran bireylerin daha fazla stres yaşadığını ve kişilerarası ilişkilerde zorlandığını ortaya koymaktadır.
Duygu Düzenleme Nedir?
Duygu düzenleme ise duyguyu yok saymadan, onunla temas kurarak sağlıklı bir şekilde yönetebilme becerisidir. Bu süreç, “Şu an ne hissediyorum?” sorusunu sormakla başlar. Duygu düzenleyen birey, hissettiği duygunun farkındadır ancak bu duygunun davranışlarını tamamen kontrol etmesine izin vermez.
Örneğin öfke hisseden bir kişi, bu duyguyu bastırmak yerine neden öfkelendiğini anlamaya çalışır ve öfkesini zarar vermeden ifade etmenin yollarını arar. Bu yaklaşım, hem duygunun kabul edilmesini hem de kontrol altına alınmasını sağlar.
Duygu Düzenleme ve Psikolojik Dayanıklılık
Psikolojik dayanıklılık, bireyin zorlayıcı yaşam olayları karşısında uyum sağlayabilme ve toparlanabilme kapasitesidir. Duygularıyla sağlıklı ilişki kurabilen bireyler, stresli durumlarla daha esnek biçimde başa çıkabilir.
Araştırmalar, duygu düzenleme becerilerinin yüksek olmasının depresyon ve kaygı bozukluklarına karşı koruyucu olduğunu göstermektedir (Aldao, Nolen-Hoeksema & Schweizer, 2010). Çünkü kişi duygularını bastırmak yerine anlamlandırdığında, yaşadığı deneyimi kişisel bir tehdit olarak değil, geçici bir süreç olarak değerlendirebilir.
Duyguları Kabul Etmenin Gücü
Duygu düzenlemenin temelinde kabul vardır. Kabul, duyguyu onaylamak değil; onun varlığını inkâr etmemektir. Üzüntü hissettiğimizde “Bu duygunun şu an burada olması normal” diyebilmek, psikolojik esnekliği artırır.
Kabul temelli yaklaşımlar, özellikle son yıllarda psikoterapide önemli bir yer edinmiştir. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), bireyin duygularıyla savaşmak yerine onlarla birlikte yaşamayı öğrenmesini hedefler. Bu yaklaşım, duyguların düşman değil, içsel rehberler olduğunu vurgular.
Sonuç
Duygularımızdan kaçmak ya da onları bastırmak, bizi güçlü yapmaz. Aksine, uzun vadede daha kırılgan hale getirebilir. Gerçek güç; hissettiğimiz duygularla temas edebilmek, onları anlamlandırmak ve sağlıklı biçimde yönetebilmektir.
Psikolojik dayanıklılık, duygusuz olmakla değil; duygularla birlikte esneyebilmekle ilgilidir. Duygularımız evrensel bir dil konuşur, ancak onları nasıl dinleyeceğimizi öğrenmek, yaşam boyu süren bir beceridir.
Kaynakça
Aldao, A., Nolen-Hoeksema, S., & Schweizer, S. (2010). Emotion-regulation strategies across psychopathology: A meta-analytic review. Clinical Psychology Review, 30(2), 217–237.
Gross, J. J., & John, O. P. (2003). Individual differences in two emotion regulation processes: Implications for affect, relationships, and well-being. Journal of Personality and Social Psychology, 85(2), 348–362.
Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2012). Acceptance and Commitment Therapy: The Process and Practice of Mindful Change. Guilford Press.


