Pazartesi, Ocak 12, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Dijital Vitrinlerde Sosyal Karşılaştırma

Günümüzde hepimiz sabah gözümüzü açtığımız andan itibaren gece uykuya dalana kadar görünmez bir podyumda yürüyoruz. Üstelik sadece başkalarını izlemekle kalmıyor, aynı zamanda kendi hayatımızı da sürekli olarak başkalarının en parlak anlarıyla kıyaslıyoruz. Bu yazıda sosyal psikolojinin yapı taşlarından biri olan Leon Festinger’in sosyal karşılaştırma teorisi ele alınacaktır. Keyifli okumalar!

İnsanlar kendilerini değerlendirirken çoğu zaman bir ölçüte ihtiyaç duyar. “İyi miyim?”, “Yeterli miyim?”, “Başarılı mıyım?” gibi soruların cevabını bulmaya çalışır. Nesnel bir ölçütün olmadığı durumlarda birey kendini değerlendirmek için rotasını başkalarına çevirir. Sosyal psikolojide bu süreci açıklayan yaklaşım Sosyal Karşılaştırma Teorisi olarak adlandırılır. Leon Festinger’in (1954) Sosyal Karşılaştırma Süreçleri Teorisi (A Theory of Social Comparison Processes) insanların kendi yeteneklerini ve fikirlerini değerlendirmek için doğuştan gelen bir dürtüye sahip olduklarını ileri sürmüştür.

Festinger’e göre iki tür karşılaştırma vardır:

  1. Aşağı doğru karşılaştırma: Kişinin kendisini daha zor durumda olan kişilerle kıyaslamasıdır.

  2. Yukarı doğru karşılaştırma: Kişinin kendisini daha başarılı, daha mutlu ya da daha yeterli gördüğü kişilerle kıyaslamasıdır.

  3. Adil bir karşılaştırma yapmaktan uzaklaşabilir.

Sosyal Medyanın Karşılaştırma Üzerindeki Etkisi

Geçmişte bireyler kendisini yalnızca komşusuyla ya da arkadaşlarıyla kıyaslarken, sosyal medyada tüm dünyanın en iyilerini görerek kendisini onlarla kıyaslamaya başlar. Özellikle Instagram, LinkedIn gibi platformlar kişinin kendi sosyal ve akademik/iş hayatını diğerleriyle kıyaslayabilmesi için biçilmiş kaftandır. Kişi kendi performansını ya da yaşam yönünü değerlendirmek için başkalarının nerede durduğuna bakabilir. Özellikle yukarı doğru karşılaştırma kişinin hayatında motivasyona ya da diğerlerinden ilham almasına yardımcı olabilir. Örneğin kişi kendini bir diğeriyle kıyaslayarak spor yapmaya ya da müzik aleti çalmaya, dil öğrenmeye başlayabilir. Ya da bazı durumlarda kişi aşağı doğru kıyaslama yaptığında kötü bir durumdan daha kolay çıkmasına yardımcı olabilir. Örneğin kişi sahip olduğu bir hastalığı kendisinden daha zor tedavi edilebilecek türde bir hastalıkla kıyaslayıp kendisini şanslı görebilir, şükredebilir.

İşlevini Yitiren Karşılaştırma ve Psikolojik Etkileri

Karşılaştırma kişinin kendi bağlamından ve yaşam biçiminden kopuk bir şekilde yapıldığında zarar verici olabilir. Bu kopukluk özellikle Instagram gibi eğlence ve keyifli içeriklerin ön plana çıktığı platformlarda ortaya çıkabilir. Bu gibi platformların içerisinde kişi giderek daha depresif hissetmeye başlayabilir. Sosyal karşılaştırma özellikle şu durumlarda işlevini yitirebilir:

  1. Kişinin özdeğeri ve özsaygısı tamamen karşılaştırmaya bağlı hale gelmişse,

  2. Diğerleriyle karşılaştırma sonrası kişi kendisini sıkışmış veya donmuş hissediyorsa,

  3. Karşılaştırma süreci meraktan çok kendisini yargılama veya eleştirme aracına dönüşmüşse.

Sosyal karşılaştırma süreci özellikle kişinin öz saygısını negatif yönde etkileyebilir. Kişi kendisini başkalarıyla kıyaslayarak yetersiz olduğunu düşünebilir. Diğerlerinin sürekli gezdiği, eğlendiği ya da başarıdan başarıya koştuğu bir dünyada evinde oturan ya da sıradan bir işte çalışan kişi hayatı kaçırdığını ve yetersiz olduğunu düşünebilir. Başka bir örnekte kişi yukarı doğru karşılaştırma yaptığında gerçekte maddi durumu kötü olmasa bile çevresindeki standartların çok yüksek olması nedeniyle kendini şanssız ya da yoksul olarak etiketleyebilir. Özellikle influencerlığın arttığı bu süreçte onların yaşamına imrenebilir. Diğerlerine karşı yoğun bir haset ve kin besleyebilir. Kişi çoğu zaman karşılaştırma yaparken yalnızca sonuçları karşılaştırır. Süreci, koşulları ve bireysel farklılıkları hesaba katmayabilir.

Araştırmalar, özellikle genç yetişkinlerde sosyal medyada geçirilen süre arttıkça depresif belirtilerin ve beden imajı bozukluklarının arttığını göstermektedir.

Karşılaştırma Tuzağından Çıkış Kapısı

Bu tuzaktan çıkmanın ilk adımı durdurmadan önce bu karşılaştırmayı fark etmek ve kabullenmektir. Daha sonrasında karşılaştırmanın yönünü fark etmek önemlidir. Yukarı yönlü karşılaştırmalar çoğu zaman yetersizlik ve başarısızlık düşüncesini artıracağı için özellikle bunu ayırt etmek önemlidir.

Bir diğer önemli adım ise bu karşılaştırmanın altında yatan duygu ve ihtiyacı anlamaktır. Geliştirilebileceği yönlere odaklanmak ve bunu yaparken kendine şefkatle yaklaşmak önemlidir.

Karşılaştırma sonrasında ise eleştirel iç sesi ayırt etmek gereklidir. Asıl zorlayan şey genellikle bu karşılaştırma değil ardından gelen eleştirel iç sestir. Bu sesin kime ait olduğunu fark etmek oldukça düzenleyici ve geliştiricidir. Bunu yaparken karşılaştırmanın işlevini sorgulamak da kıymetlidir. “Bu karşılaştırma bana ne kazandırıyor?” diye düşünmek, artı ve eksileri tartışmak sonuca ulaşmakta kolaylık sağlayabilir.

Kişinin bugünkü halini dünkü haliyle kıyaslayarak geliştirdiği yönlerine, başarılarına, becerilerine ve hedeflerine odaklanması ve güçlü yönlerini görebilmesi bu tuzaktan çıkış için önemlidir.

Son olarak sosyal medyadaki karşılaştırmaların zarar verici ve işlev bozucu olduğu durumlarda bu eğilimi tetikleyen içeriklerden uzak durmak gerekebilir.

Kaynakça

  1. L. Festinger. (1954). A Theory Of Social Comparison Processes: Human Relations, sf: 117-140

  2. Psychology Today | Got Happiness? Social Comparison Theory Can Help!

  3. Verywell Mind | The Stress of Social Comparison and How to Limit Comparing Yourself to Others

Ayça Gülgel
Ayça Gülgel
Ayça Gülgel, İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji bölümünü onur öğrencisi olarak tamamlamıştır. Lisans eğitiminin ardından Acıbadem Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı’ndan romantik ayrılık sonrası yas üzerine yazdığı tez ile yüksek onur öğrencisi olarak mezun olmuştur. Çeşitli projelerde ve derneklerde gönüllü olarak görev almıştır. Güncel olarak Bilişsel Davranışçı Terapi ve Şema Terapi yaklaşımlarıyla kaygı, depresyon, travma, yas, tekrarlayan ilişki örüntüleri gibi konular üzerine yetişkinlerle çalışmaktadır. Ruh sağlığı alanında güncel ve etik bir çerçevede çalışabilmek, klinik bilgilerini derinleştirebilmek adına eğitimlerine ve süpervizyonlarına devam etmektedir. Mesleki deneyimlerini okuyucularla paylaşarak, insana dair psikolojik dinamikleri gündelik yaşamla buluşturmayı ve içgörüye alan açmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar