Cuma, Aralık 5, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Dijital Tükenmişlik Sendromu: Genç Yetişkinlerde Sosyal Medya Kullanımı ve Depresif Belirtiler Arasındaki İlişki

Dijitalleşmenin hayatın tüm alanlarına yerleşmesi, özellikle genç yetişkinlerin sosyal medya platformlarında uzun süreler geçirmesine yol açmaktadır. Bu yoğun bilişsel ve duygusal uyarılma hâli, son yıllarda psikoloji alanında giderek daha sık tartışılan bir kavramın öne çıkmasına neden olmuştur: dijital tükenmişlik sendromu. Dijital tükenmişlik, bireyin dijital ortamlara aşırı maruziyeti nedeniyle duygusal yorgunluk, zihinsel bitkinlik, motivasyon düşüklüğü ve sosyal geri çekilme gibi belirtiler yaşaması olarak tanımlanmaktadır. Güncel araştırmalar, bu durumun depresif belirtilerle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir.

Genç yetişkinler, özellikle üniversite öğrencileri, sosyal medyayı hem iletişim hem de kimlik inşası için yoğun biçimde kullanmaktadır. Bu yaş grubu, dijital dünyaya doğrudan entegre olmuş “dijital yerli” bir kuşak olarak tanımlandığından, sosyal medyanın olumlu ve olumsuz etkilerine karşı daha duyarlı görünmektedir. Türkçe literatürde yapılan güncel çalışmalar, sosyal medya kullanım yoğunluğu ile depresyon, benlik saygısı düşüklüğü ve duygusal tükenmişlik arasında anlamlı ilişkiler bulunduğunu göstermektedir. Bazı araştırmalarda, sosyal medya bağımlılığı arttıkça depresif belirtilerin de paralel olarak yükseldiği; bazı örneklemlerde ise sosyal medya kullanım süresinin yalnızlık, sosyal kaygı ve olumsuz benlik algılarıyla bağlantılı olduğu bildirilmiştir.

Sosyal Medya Kullanım Biçimlerinin Psikolojik Etkileri

Dijital tükenmişlik kavramının Türkiye’de yapılan çalışmalarla desteklenen önemli bir yönü, sosyal medya kullanımının yalnızca süre ile değil, kullanım biçimi ile de ilişkili olmasıdır. Pasif kullanım (başkalarının gönderilerini izleme, karşılaştırma yapma, sürekli bildirim takibi) duygusal tükenmişliği artırırken; aktif kullanım (içerik üretme, iletişim kurma) bazı örneklemlerde daha düşük depresif belirtiler düzeyleriyle ilişkilendirilmiştir. Bu bulgu, sosyal medyanın etkilerinin tek yönlü olmadığını; bireyin platform üzerindeki davranışlarının psikolojik iyi oluşu anlamlı şekilde şekillendirdiğini göstermektedir.

Dijital tükenmişliğin genç yetişkinlerde depresif belirtilerle ilişkisini anlayabilmek için, sosyal medya ortamlarının psikolojik mekanizmalarını da incelemek gerekir. Sosyal medya; sosyal karşılaştırmayı tetikleyen, sürekli dikkat talep eden, yüksek uyarılma yaratan ve bireyin kendini sürekli olarak değerlendirmesine neden olan bir yapıya sahiptir. Bu durum, genç yetişkinlerin hassas olduğu kimlik geliştirme ve aidiyet arayışı süreçlerini doğrudan etkiler. Araştırmalar, çevrimiçi ortamda sık karşılaştırma yapan bireylerde öz-yeterlik algısının düştüğünü, benlik saygısının zayıfladığını ve depresif belirtilerin arttığını göstermektedir.

Klinik Çalışmalarda Dijital Yaşamın Önemi

Son yıllarda Türkiye’de yapılan çalışmalar, sosyal medya kullanımına bağlı sosyal medya kullanım yorgunluğu veya dijital yorgunluk ölçeklerinin geliştirilmesiyle bu kavramı daha nesnel şekilde ölçülebilir hâle getirmiştir. Ölçek geliştirme çalışmalarında, dijital tükenmişlik genellikle üç temel boyutta ortaya çıktığı bulunmuştur: duygusal yorgunluk, bilişsel aşırı yüklenme ve sosyal geri çekilme. Bu boyutların her biri, depresif belirtilerin tipik bileşenleriyle güçlü bir örtüşme göstermektedir. Özellikle duygusal yorgunluk düzeyi arttıkça umutsuzluk, ilgi kaybı ve motivasyon düşüklüğü gibi semptomların da yükseldiği görülmektedir.

Genç yetişkinlerde sosyal medya kullanım yoğunluğu ile depresif belirtiler arasındaki ilişkide, bilişsel çarpıtmaların aracı rol oynadığına dair bulgular da oldukça değerlidir. Özellikle “kendini değersiz görme”, “felaketleştirme” ve “olumsuz genelleme” gibi çarpıtmaların, sosyal medya etkisini psikolojik açıdan daha zararlı hâle getirdiği öne sürülmektedir. Bu durum, sosyal medya kullanımının yalnızca davranışsal değil, bilişsel ve duygusal süreçlerle de iç içe geçtiğini ortaya koymaktadır.

Tüm bu bulgular, psikolojik danışma ortamlarında genç yetişkinlerle çalışırken dijital yaşam pratiklerinin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Sosyal medya kullanım yoğunluğu, bireyin ruh sağlığına ilişkin önemli bir gösterge hâline gelmiştir. Klinik alanda çalışan psikologlar için, danışanın günlük sosyal medya alışkanlıklarını, bildirim maruziyetini, çevrimiçi karşılaştırma eğilimini ve dijital ortamda aldığı geri bildirimleri ele almak, tedavi sürecinin verimliliğini artırabilir.

Sonuç olarak, dijital tükenmişlik sendromu modern toplumun yeni psikolojik zorluklarından biri olarak hızla önem kazanmaktadır. Genç yetişkinler, sosyal medya kullanımının en yoğun olduğu grup olarak risk altındadır. Türkiye’de yapılan çalışmalar, sosyal medya kullanımının yalnızca davranışsal bir alışkanlık değil, psikolojik iyi oluşun ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini açıkça göstermektedir. Dijital dünyada sağlıklı bir denge kurabilmek, özellikle genç yetişkinlerde depresif belirtileri azaltmada önemli bir koruyucu faktör olabilir. Hem bireylerin hem de ruh sağlığı uzmanlarının bu konuda farkındalık geliştirmesi, dijital çağın getirdiği psikolojik yükleri hafifletmek için kritik öneme sahiptir.

Kaynakça

Acar, N. (2024). Üniversite öğrencilerinin platform kullanım amaçlarına göre sosyal ağ yorgunluk düzeylerinin belirlenmesi. Rumeli Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi.
Acar, N., & Gülnar, B. (2023). İletişim bilimlerinde yeni bir kavram: “Sosyal ağ yorgunluğu”.
Kılınç, Ö., Yılmaz, N., & Çalışkan, S. Sosyal medya tükenmişliği ile bilinçli farkındalık (mindfulness) başa çıkma becerileri arasındaki ilişki.
Zamur Tuncer, R., & Tanır Levendeli, Ş. (2023). Bağ(ım)lı bireyden yorgun bireye: Dijital iletişim çağında sosyal ağ yorgunluğu.

Beyza Nur Ağgün
Beyza Nur Ağgün
Beyza Nur Ağgün, psikolog ve yazar olarak psikoterapi ve ruh sağlığı alanında deneyimler edinmektedir. Psikoloji bölümünü onur derecesiyle tamamlayan Ağgün, özellikle bilişsel davranışçı terapi, emdr terapi, kısa süreli çözüm odaklı terapi, mindfulness terapi, psikolojik testler üzerinde ilerlemektedir. Psikoloji ve kişisel gelişim üzerine yazılar kaleme almaktadır. Psikolojinin her bir birey tarafından daha iyi anlaşılan ve özümsenilebilen bir bilim olması için bu alanda çalışmayı misyon edinmiş yazar, bu konularda içerik üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar